- Kategori
- Dünya
Türkiye'de de bir ''Arap Baharı'' Yaşanır mı?

Arap Baharı olarak adlandırılan devrimler zinciri neredeyse tüm Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerini etkisi altına aldı.
Peki Türkiye bu rüzgarın neresinde?
Arap baharı Türkiye’de provalanabilir mi? Bu tür halk hareketi gibi görünen hareketlere verilen destek Türkiye’de nasıl yankı bulabilir? Benzeri sorular Arap Baharı rüzgarının esmeye başladığı ilk günlerden beri zihnimi meşgul ediyor.
Arap Baharı sürecinde tecrube ettiğimiz olaylar ise beni esasen gerçeğin ne olduğunun pek öneminin olmadığı ‘’gerçek gerçeğin’’ dünya kamuoyunun ikna olduğu gerçek olduğuna inandırdı. Türkiye’de de zaman zaman kalkışmayı andıran bölücü örgüt sempatizanı eylemler yapıldığını hepimiz biliyoruz. Arap sokağındaki eylemci genç ile Türkiye sokağındaki bölücü örgüt sempatizanının amaçlarının ne olduğu kadar; bunun Avrupa’dan hatta ABD’den nasıl göründüğü de çok önemli. Keza nasıl görülmek istendiği de öyle. Ülkemiz içerisinde de uzaklardan bir yerlerden düğmeye basılarak pekala bir olaylar dizisi başlatılabilir. Başlatılabilecek olaylar dizisi ise zaten bir bölgeyi şiddet ve çatışma coğrafyası olarak görmek isteyenlere yeterli malzemeyi sağlayacaktır. Bir kıvılcım çakıldıktan sonra olayların kontrolden çıkması ya da başkalarının kontrolüne girmesi çokta zor değil. Bu türlü malzemenin nasıl işlendiğini yakın geçmişte tecrube ettik:
Hedef ülke içerisinden bazı konuşmacılar çevre ülke TVlerinde konuşarak gerekli kamuoyunu yaratır. Çeşitli ülkelerde eylemler yapılarak konuya dikkat çekilir. Hedef ülkede şiddet olayları tırmandırılır. Tırmandırılan olaylar haberleştirilir. Çevre ülke liderleri birbiri ardından açıklamalar yapma gereği hisseder. Sonrasında artık konu uluslarası bir soruna dönüşmüştür. Bu durumda bölgenin jandarması olan güçler dayattıkları çözüm için diplomatik, siyasi ve ekonomik tüm baskı unsurlarını kullanırlar. Uluslararası topluma mal olmuş bu sorun, yine uluslararası platformda görüşülmelidir: Olay Birleşmiş Milletler gündemine taşınır. Tüm dünyanın temsil edildiği(?) oturumlarda bir takım kararlar alınır, mesajlar verilir. Bu tip senaryolar her zaman geçerliliğe sahip yöntemlerdir. Fakat ülke olarak sahip olduğumuz demokrasi mükemmel işlemesede en azından imaj bağlamında bu türlü oldu bittilere karşı elimizi güçlendiriyor. Görece demokratik bir yönetimle muhatab olan dış baskı unsurları daha hafif baskı yöntemleri ile iletişim kurmayı tercih ediyorlar. Örneğin bir basın açıklamasındaki satır arası veya ziyaret sırasında kapalı kapılar ardında açıklanan bir görüş gibi. Hele ki konu, karşılıklı bağımlılık ve işbirliği halinde olunan bir ülkede gerçekleşiyorsa; işbirliği içindeki devletlerce aile arasında halledilir. Buna örnek olarak demokratik bir rejime sahip olmayan bir Suudi Arabistan’ın Ortadoğu’da Özgürlük adına çeşitli hamleler yapması gösterilebilir. Suudi Arabistan gibi batılı güçlerle dirsek temasında olan devletler -Kaddafi örneğindeki gibi üstleri çizilmedikçe- korunup kollanacaklardır. Bu koruyup kollama durumu aleyhte kamuoyu oluşturmama, sorunlar hakkında yapılan haberlerin sansürlenmesi, uluslararası oturumlarda sözü edilen ülkelerdeki sorunlara ilgisiz kalınması şeklinde ortaya çıkabilir.
Baharlarda Medya Belirleyici Unsur
Arap Baharı’nın bir sosyal medya operasyonu olduğu düşünceleri olayların ortaya çıktığı ilk günlerden beri çok ön planda. Fakat bunun kusursuz bir ‘’Batı Medyası’’ operasyonu olduğu gerçeği karşımızda duruyor. Dünyayı yönetenin ‘’medyanın yarattığı algı’’ olduğu düşüncesi birçokları tarafından kabul gören bir düşünce. Yakın geçmişte bazı ülkelerde Turuncu devrimler yapılırken bu fırtınalardan şimdilerde de kuzey afrika ve orta doğu nasibini aldı. Uygulamaya konan yöntemler yerel bazda farklılıklar içerse de ulaşılmak istenen sonuç aynı. Özetle devrimlerin birer halkla ilişkiler faaliyetine dönüştüğü dünyayı artık medya tarafından yaratılan ‘’algı’’ yönetiyor.
Türkiye: Artık Yargılanan değil Yargılayan!
Süreç boyunca NATO yanlısı politikalar izleyen Türkiye bu özelliğiyle bu günlerde yargılanan değil yargılayan bir grubun içinde oldu. Alışıldığı üzere uzun yıllardır ‘’yargılanan’’ olan bu coğrafya kimi zaman anti demokratik olmakla suçlandı; kimi zaman insan haklarına önem vermemekle... Fakat yine ülkemiz, içinde bulunduğumuz Arap Baharı mevsiminde bir ilki yaşadı. Türkiye, artık ülkelere demokrasi dersleri verir durumda. Onları medeniyete davet edenlerle aynı ağızdan konuşan Türkiye; yakın coğrafyasına rol model olma mücadelesi verirken, adeta rejim ihrac eder konumda görünüyor. Bunu çeşitli şekillerde yorumlamak mümkün.
‘’Demokrasi geleneğinin orta doğulu halklara göre daha kuvvetli olmasını ve tarihsel altyapısının verdiği güveni birleştiren Türkiye; bölge halklarına Batılılardan daha samimi bir model olacaktır. Türkiye’nin gerçek etki alanı bu bölgedir.’’ görüşü çok destekçi buluyor.
Aynı cümleyi başka türlü okuyanlar ise: ‘’Devrimler kuşağı sonrası batı tarafından bölgede kurulmak istenen model; Türkiye’ye daha önce dayatılan ılımlı islam cumhuriyeti modeli. Bu yüzden küresel bir konsensus zaten bunu istiyor.’’iddiasında.
Türkiye’nin bölge etkinliğini; ister hareketli dış politikamızın meyveleri, ister müttefiklerimizin bize bahşettiği bir hediye olarak görelim yadsınamayacak bir sonuç şimdiden ortada. Artık Türkiye bölgesel güç olma yolunda. Peki bu bölgesel güç olma yolunun getirisi ve götürüsü ne durumda? Getiriler hanesine sorgulananlardan sorgulayanlar tarafına geçmemiz yazılabilir örneğin. Götürüleri ise gelişmeler gösterecek. Büyük oynayanın büyük dertleri olacağı gibi risk almayanında kazanamayacağı günleri yaşıyoruz.