- Kategori
- Güncel
Türkiye’de en büyük sorun, sizce nedir?

Görülmeyen gerçekler.
Mehmet Ali Birant bugünkü köşesinde (24.10.2009)‘‘Açılımı öldürmemek” başlıklı yazısında iyi niyetle şöyle demiş;
(Unutmayalım ki, PKK’nın dağdan inmesi, bu örgütün sonudur. İster mitingle gelsin, ister övünsün. Sonuçta, yolun sonu silah bırakmaya gider. Silahını bırakmış bir PKK da bu ülkeye derin bir nefes aldırır.)
Ben şahsen bu sözlere katılmadığımı ifade etmek istiyorum.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ''Açılım öyle bir süreç ki süreç işlediği andan itibaren Türkiye'yi ayrıştırıyor, terör merkezlerini güçlendiriyor, bölgede hâkim hale dönüştürüyor, sözleri çok yerindedir.
İyi niyetli olduklarını farz edelim ama nasıl inanalım? Ne gelenlerde ne de karşılayanlarda bir tek Türk bayrağı görebildik mi?
PKK silah bıraktı mı? Bu nasıl bir barıştır, halen askeri güçlerimize tuzak kurup silah sıkılıyor. Neyse, bu hususta yetkili ağızlar konuşuyor, kalemler yeterince yazıyorlar zaten.
Ben size sokaklardan bahsetmek istiyorum. Biliyorsunuz iki aydır varoşlarda insanlarla teke tek konuştuğumuzu yazmış, sizlere bazılarını aktaracağımı söylemiştim.
İşsizlik ve yoksulluk o kadar artmış ki hangi kapıyı çalsak, aynı dert.
15+ 20 kadın sokağa girdiğimizde haliyle dikkatleri çekiyoruz. Rastladığımız insanlar önce ne için ve nereden geldiğimizi soruyorlar bize. Sonra boynumuzdan göğsümüze kırmızı kurdele ile asılı kartlarımıza dikkat ettiklerinde çok memnun oluyorlar. Biz, birilerinle konuşurken camlardan veya bahçelerden görenler de yanımıza geliyorlar. Kendimizi tanıtıp karşılıklı konuşmalarımızı bitirdikten sonra oradan evlere dağılıyor kapıları çalıyoruz.
Şimdi müsait değilim diyen çok az insanla karşılaştık. Bunlardan bir hanım daire kapısını aralayarak kısık bir sesle,
Eşim evde şimdi konuşamam kusura bakmayın. Dedi.
Siz kusura bakmayın dedik bizde. Bir başka hanım ise kapının dışına çıkarak yine yavaş bir sesle,
Kocam evde uyuyor şimdi konuşamam dedi.
Bu kapılardan ayrılırken kadınların halleri bizi bir hayli üzmüştü. Belliydi ki kocalarından çekiniyorlar kendi düşüncelerini özgürce söyleyemiyorlardı.. Ne acı bir olay.
Evlilikte sevginin yanında mutlaka saygıda olmalıydı. Bir kaç kapıda yüzümüze kapandı. Bu kapıların ardındakilerin belli bir görüşleri vardı.
Ne AKP li ne de başka bir partiliydiler. Onlar birilerine bağlıydılar. Bunu anlamıştık.
Çoğu ailede okuma yazma bilmeyenler vardı ve okumayı öğrenmek istiyorlardı. Bu kişileri not aldık ve gerekenlerin yapılması için üst kurulumuza bildirdik.
****
22 Temmuzdan bu yana “Sosyal Yardımlaşma Vakıfları” devletin kurumu olan kaymakamlıklar eliyle “muhtaçlara yardım” görevi artık bu ailelere uzanmıyormuş. Seçimlerden önce kömür verilen ailelere şimdilerde, “senin ailende sigortalı var” diye kömür verilmiyormuş.
Vatandaş diyor ki; Seçimlerin arifesinde bunu sormadılar ama şimdi soruyorlar. Bize alışveriş çekleri vermişlerdi. Seçimlerden sonra alışverişe gittiğimiz mağazalar, anlaşmamız bitti dediler ve geçerli sayılmadı, elimizde kaldı. AKP bizi aldattı, her şey ateş pahası, aldığımız üç kuruş aylıkla ancak faturaları ödeyebiliyoruz.
Dolaştıkça, konuştukça onları daha iyi anladık.
Onlar zannediyorlardı ki, dağıtılan kömürler AKP nin kendi vakıflarından, derneklerinden dağıtılıyordu.
Nereden bilebilirlerdi ki Türkiye Kömür İşletmeleri’nden oy uğruna 552 trilyon liralık bedava kömür alınmış, bu paralar hazineden ödenecek ve halk’a vergi olarak geri dönecek. (Doğalgaz, elektrik, su faturaları hele telefon faturaları el yakıyor.)
Bunların bir seçim aldatmacası olduğunu, verilen kömürlerin ve erzakların paralarının yine kendi ceplerinden çıktıklarını anlattığımızda “ellerimiz kırılsaydı da oy vermeseydik” diyenlerin sayısı AKP yi ürkütecek kadar fazla.
Bu açılım davası da yoksulluğun üzerine gelince, millet burnundan solumaya başladı. Yarın seçim olsa inanın, AKP meclise bile giremez.
Evlerin çoğunda erkekler evlerindeler ve işsizlikten dert yanıyorlar. Bunlardan adı bizde olan bir erkek vatandaş;
-Abla, anlayamadığım nokta bu kadar özelleştirme yaptılar ama bizim cebimize yansımadı bu. Üstelik ben 8 seneden beri Tuzla tersanesinde işçi olarak çalışıyordum işime 6 ay önce son verdiler. Beş kuruş para da vermediler. 5 aylık ev kiram birikti ev sahibi sokağa atıyor. Yaklaşık bir aydır elektriğimiz ve suyumuz kesik. Gelin Allah aşkına bakın. Diyerek bahçede olan saatleri gösterdi bize.
Adam bu sorusunda haklıydı elbette.
Özelleştirmenin halkı fakirleştirmemesi, tersine zenginleştirmesi gerekirken Türkiye’de kamu tesisleri satılarak elde edilen fonlar ya siyasî amaçlarla ya da ekonominin açıklarını kapatmak için kullanılıyor. Bunu ona ayaküstü anlatabildiğimiz kadar anlattık.
Bir sendikaya kayıtlı olup olmadığını sorduğumuzda hep bilinen cevabı aldık.
Sendikaya kayıtlı işçileri almıyorlar ve kayıt olmak istersen de işten atıyorlar. Çoluk çocuğum var ne yapabilirdim. Dedi.
Türkiye’de yüz binlerce işçimiz işlerinden atıldılar, patronlar taşeron firmalardan aldıkları işçileri çalıştırıyorlar.
Oysaki yasalar derki,
Yasa gereği, işe başlamadan işçilerin sigortalı yapılması zorunludur. Sigortasız işçi çalıştırmak ise, suçtur. Sigortasız işçi çalıştıran işveren işçi başına bir asgari ücret tutarında tazminat öder. Ayrıca geriye dönük sigorta primleri de ödenir. 5–6 aydır sigortasız işçi çalıştıran patron suç işlemektedir. Her işçinin Bölge Çalışma Müdürlüğüne şikâyet hakkı var.
Bırakın 6 ayı, bu adam sekiz senedir yasalara göre kaçak çalıştırılmış. Bunun gibi niceleri var. Patron hem suç işliyor hem de vergi kaçırıyor bu durumda işçi ne yapsın?
Aç kalmamak için işçi her şeye katlanıyor. Şimdi kabahat işçide mi? Yoksa tüm bunlara göz yuman devlette mi?
AKP politikaları önce yoksullaştırdı sonra da sadaka gibi öteberi dağıttı millete..
Vah benim güzel halkım vah!
AKP dedim de aklıma geldi. Bir aile ile konuşuyorduk, evin beyine sorduk.
-Türkiye’de en büyük sorun, sizce nedir?
Vallahi Sn başbakanımız bana kızmasın, kusura bakmasın ama adamın cevabını yazacağım.
-Doğrusunu söyleyeyim mi abla. Türkiye’nin en büyük sorunu Recep Tayyib Erdoğandır. Demez mi?
Vay canına, gülmemek için kendimi zor tuttum inanın.
Öylesine enteresan, aklımıza gelmeyecek sözler duyuyoruz ki, bunları zaman içerisinde sizlerle paylaşacağım.
Sevgiyle kalın…