- Kategori
- Güncel
Türkiye'de Yerli Sanayi, Bilim ve Tekniğe Dair

Ankara, İstanbul gibi büyükşehirlerde başlayan ve dalga dalga çarpan etkisini hissettiren ve üniversitelerin bünyesinde oluşturulan teknokentler ülke kalkınması için ciddi bir fikri uzman akademisyen grubunu da içinde barındırıyor; fikirler ürünlere, ürünler ülkemize güç katıyor ve güven veriyor…
Uzun zaman önce; mühendislik fakültelerinin sanayi sitelerinden izole bir şekilde kurulmuş olmalarının nedenlerini düşünür dururdum. Mantıklı bir açıklama da bulamazdım. Üretimle eğitimin ayrılmasının ne mantığı olabilirdi ki? İstanbul ve diğer büyükşehirleri pek bilmesem de en azından Ankara’da OSTİM’de İVOGSAN’da, Sincan OSB’de, Kazan Kereteciler Sanayi Sitesinde, Temelli’de Akyurt’ta, herhangi bir üniversitenin mühendislik fakültesinin bir ya da birkaç dalının neden olmadığını bir türlü anlayamazdım. Allahtan son yıllarda; en azından “TEKNOKKENT’lerle” gerek ODTÜ, gerekse HACETTEPE ve diğer üniversiteler de sanayi bölgelerinde çeşitli yerleşkelerle sanayinin mutfağına girmeye başladılar.
Uygulama eksikliği eğitim sistemimizin kanayan bir yarası olmakla beraber, gerçek iş bazlı uygulamaların ne kadar önemli olduğunu bu konuda kafa yoran hemen herkesin onaylayacağına inanırım. Bir mühendisin tasarım anlamında nitelikli olması o ülkenin yeni ürün ya da ürünler geliştirebilmesi, yeni patentler demektir. Eğitim uygulamalarının teori ile pratiği birleştirerek yapabileceği gelişmeler mühendislik eğitimi alanların hem cesaretle iş üretmelerine vesile olurken gelecekte istihdama olumlu katkıları olacağını, her zaman övündüğümüz genç neslimize fırsat vereceğimiz düşünülebilir.
Hemen her şehrimizde kurulan üniversitelerimiz, akademik personel maaşları, bina giderleri devletimizin gerçek vergi üretenlerinin vergileriyle ayakta kalan kamu kurumlarıdır. Eğitimsiz bir beyin dahi ürününü bire iki yapabiliyorsa yapılan onca yatırıma karşılılık bir ikiden fazla bir getiri sağlaması beklenmelidir. Bu bazı üniversitelerimizde ise bir on, bire yüz oranında ham ürüne katma değer katacak beyinleri eğitmek söz konusu beyinlerin öncelikle hedefinin Türkiye olması gerekirken özellikle nitelikli beyinler hemen her ülkeden kolaylıkla davet alabildiklerinden nitelikli beyinlerin göçü sorunu ile karşı karşıya bir ülke olmamız; yapılan onca yatırımın, yetişen beyinlerin rakip ülkelere kaptırılması ile sonuçlanıyorsa burada başta adalet ve güven sağlayan otoriteler olmak üzere herkesin üzerine düşen önemli görevler olduğu düşünülebilir.
Ülkesinden uzakta başarılar kazanan Nobeller alan bilim adamlarımız yüzümüzün akı, gururumuzdur. Ancak Türkiye’ye dönüp, eğitim ve bilim camiasına geri dönen, teorik ve pratik dersler vermekle yetinmeyip ürün ve teknoloji gelişimi için ülkemize katma değer katan ve geçen haftalarda bizleri ağırlayan Tayfun Akın gibi hocalar ise; minnetle anılmayı diğer bilim adamlarına nazaran en az iki kez hak ediyorlar. Söz konusu bilim adamlarımız özenle korunmalı, çalışmaları desteklenmelidir. Gerekirse biz Türk Halkı olarak bilim adamlarımıza gerekli desteği, çalışmalarına maddi desteği veririz. Daha önce birçok ülkeye, kişiye yardım kuruluşuna bağış yapan Türk Milleti kendi bilim adamlarını da en güzel şekilde destekleyebilecek bilinç seviyesindedir…
Bilim adamı ve sanatçılar tarih boyunca güçlü olan yapılarca kolayca ikna edilmişlerdir. “Endülüs Emevi Devleti” İslam Dünyasında bir eser yayınlandığında ilk olarak kitabı sipariş eden, en yüksek bedelleri ödeyerek alan İslam Devleti olabilmeyi becerdiğinde o zamanın en yüksek medeniyet seviyesini temsil etmekteydi. Aynı şekilde Büyük İskender’in Hocası ünlü düşünür Platon’un en ünlü öğrencisi Aristoteles boşuna olmasa gerek! Söz konusu Büyük İskender ki; çok kısa zamanda dünyadaki en önemli savaşçı, en önemli fatih haline gelmiştir. Büyük İskender’in fetihlerini yaparken, Aristoteles gibi bir hocanın, filozofun elinde yetişmesinde önemli bir payı vardır.
Bir ülke çeşitli niteliklerde milyonlarca insanın bir araya getirdiği dinamik bir yapıdır. Doğanlar, büyür, yaşlanır ve ölür. Ölenlerin yerine ölenlerin çocukları, daha sonra da torunları gelir ve bu süreç böylece sürer gider. Dede torun arasında ülkü bağı kurulduğunda devlet ebedi yaşantısı için köklerine bağlanmış olur. Türkiye’de ilk ve ortaöğretimde on sekiz milyonun üzerinde öğrenci vardır. Ortaokuldan liseye devam eden öğrencilerimiz gelecekteki insan kaynaklarımızdır. Öğrencilerimizin hepsi zeki olmakla birlikte bazıları oldukça algı seviyesi yüksek bireylerdir. Matematiksel algıları yüksek, fizik, kimya ve diğer bilim dallarında oldukça yetenekli öğrencilerden bir kısmı ailesinin doğru ilgisi ile bu seviyeye ulaşırken bir kısmı doğuştan yetenekli olup, çoğu zaman çoğunluklar arasında kaybolmaktadır. Bazı istisnalar hariç.
Anadolu’nun her yerinde yetenek avcısı kişilerin bulunduğuna dair kamuoyunda yerleşmiş bir kanı vardır. Güzide üniversitelerin de gerekli tanıtımları yaparak yetenekli gençleri devlet üniversitelerine davet ederek programcılık ve söz konusu alanlarda yetiştirmek üzere üzerlerine eğilmeleri önemlidir. Devletin ve milli kuruluşların bıraktığı boşluğu dikkatle dolduranların daha sonraki aşamalarda yetiştirip ya da yetişen gençleri devşirip kullandıkları ikna metotları ile ülkemize karşı kullandıkları kendi insanımız sorununu yaşamakta ve bu konuda devletin bıraktığı her boşluk başkalarınca özenle doldurulmaktadır. Bu topraklarda yetişen her bireyin ülkemiz insanlarının refahı için çalışması hayati önem arz etmektedir. Devlet üniversitelerimiz bunu nasıl yapabilir bunun cevabını proje okulları kapsamında üniversite-lise işbirliği çalışması yapılarak aşılabilecek birçok sorunumuzun çözümünün anahtarı olduğu açıktır. Türkiye’de sanayi-üniversite işbirliği önemli bir adımdır, işletme-lise işbirliği önemli bir adımdır. Yetenekli gençlerin doğru keşfi ve doğru alanlara yönlendirilmesi “Milli Eğitim Bakanlığı –Yükseköğretim” kurumunun ortak çalışması proje okullarının felsefesinde Türkiye’nin üst düzey bilim adamı ve yöneticilerini birlikte yetiştirmek üzere atacakları ortak adım önemli ve büyük bir adım olacaktır.
Kapakta bir resim var. Bir gazetede çıkan habere göre ODTÜ MEMS laboratuarına giren gazeteci gördüklerinden çok etkilenmiş olmalı ki; “Uzaylılar olsaydı, bu merkezde çalışırdı” başlığı atmış. Son derece etkileyici bir başlık ve merkezde büyük emeği olan Prof. Dr. Tayfun AKIN geleceğe mutlulukla gülümsüyor. Bu ve bunun gibi merkezlerin artması, böyle merkezlere ve Türk bilim adamlarına gerekli maddi ve manevi desteklerin verilmesi, bilim ve bilim adamlarının tekrar baş tacı edilmesi dileğiyle…