​ Türkiye Karikatürü 2010 Panorama / Kültür - Sanat / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Aralık '09

 
Kategori
Kültür - Sanat
 

Türkiye Karikatürü 2010 Panorama

Önbilgi: Bu metin, son 20 yıldır sürdürülen, ‘Türk Karikatürü’ başlıklı, 10 civarındaki metinden oluşan bir dizinin son halkasıdır. Dolayısıyla, okurun bu metinden yararlanabilmesi için, o metinlerin de üzerine dayandığı, en azından Türk Karikatürü’nün son 30 yıllık tarihçesini kaba hatlarıyla da olsa bilmesi gerekir. Karikatür tarihçesi analizi, tarihçemizi anlamanın en kestirme yollarından birisidir. Bu metin dizisi de onun için yazıldı. Bitmediler de, ben ölene dek sürecekler de.

Dergilerin sayısı geçmişe oranla daha da çoğaldı. Bu toplumsal analmda karlılık ve zihinsel anlamda bencillik oranının artması demek olabilir. Olmayabilir de, o zaman bu paragraf bir ‘aşırı yorum’ olur.

Karikatür dergileri hala reklam almadan, parasal olarak kendilerine yetebilir durumda.

Bu durum muhalefet edebilirlik gücünü arttırabilecekken, Gırgır’ın lümpen politiklik (ya da lümpen muhaliflik) düzeyi hala aynen korunuyor.

‘Akbaba-Gırgır-Limon 1950-1990’ çizgisi çoktan kırılmış durumda. Birçok fay hatları kırılmaları sürdürüyor. Oğuz Aral’ın ilk kuşak ‘Çiçeği Burnunda’ gençleri çoktan üretkenlik dışı kaldı, şimdilerde çoktan yönetici oldu. Her biri 5’er yıllık sayılabilecek, birkaç çizer kuşağı sonrası arkadan gelen, 1980 darbesi sonrası oluşmuş kuşağın ‘konsantrasyonsuzluk / motivasyonsuzluk’ tematiği, karikütatürde apaçık ortada, acaip gevşekler; hem çizgileri, hem konuları.

Genç karikatürcüler, Türkiye karitatür tarihinde 40 yıldır hala itici güç durumunda. Türkiyeliler için karikatürün çekiciliği, onu herkesin yapabilirliğinden ya da deneyebilirliğinden olsa gerek. Ayrıca, her derginin kapısı yeni çizerlere açık durumda.

Çizme ve yazma hemen hemen 2 ayrı uzmanlık dalı oldu. Bu eskiden pek böyle değildi.

Yazısız karikatür anlayışı epeyi terkedildi. Eski karikatür klişelerinin devredışı kalması ve soyut mizah anlayışının zayıflaması gibi, 2 ayrı durum buna neden olmuş olabilir. Bu nedenle, ‘sözü güçlü, çizgisi zayıf’ ve ‘çizgisi güçlü, esprisi zayıf’ çok karikatür ortaya çıktı. Yine de, ‘Fatih Solmaz ve Bahadır Baruter’ ikilisinin ‘Lombak’ sinerjik örneği gibi, uzun süre devam etmiş, ters ve uç örnekler de ortaya çıkarılmış durumda.

Karikatürlerin grafik / figüratif / 3 boyutluluk gücü zayıf. Bunda karikatüristlerin hemen hiçbirinin Akademi’de okumaması neden olmuş olabilir. Ayrıca, üretirken eskiz çalışmıyorlar demektir.

Karikatüristlerden çizgiroman eğiliminde olanlar var ama yukarıdaki nedenlerle başarılı örnek yok.

Türkiye’deki epeyi çizer bir Batılı çizerin çizgilerini aynen taklit ediyor. (Alınma yaratmasın diye, örnek verilmeyecek.)

Oğuz Aral’ın ‘seyirlik karikatür’ anlayışını sürdürenler olduğu gibi, ondan çok ayrı yollara girenler de oldu.

Oğuz Aral’ın çırakları, bugün hala karikatürde köşebaşlarını tutmuş durumdalar. Ustalarının bir zamanlar onlara yaptıklarını, onlar şimdi ergen karikatüristlere yapıyorlar.

Erdil Yaşaroğlu ve Selçuk Erdem başta olmak üzere, birçok karikatüristin karikatürleri İngilizce olarak yayınlansa, mizah gücünden hiçbirşey yitirmez. Bu da karikatürde yerellikten kürelliğe doğru bilinçsizce bir yönelim olarak yorumlanabilir.

İlban Ertem ve Haslet Soyöz gibi aslında başarılı karikatüristler, zamanlarının azıcık önünde oldukları için, İstanbul (hem Oğuz Aral ‘the patriarch’, hem de basın) tarafından çiğnenip devredışı bırakıldılar.

Oğuz Aral yaşarken unutulup, bunun acısını aynen yaşadı. Üstüne bir de son yıllarındaki rahatsızlıklar eklenince, yaşam ondan kapitone bir intikam almış oldu.

Yurtdışına giden Türk karikatüristler oralarda pek başarılı olamadılar. Yavuz Taran ve Engin Ergönültaş buna 2 örnek.

Azınlıklar mensupları, Ender Kahraman’ın ‘Ora Öyküleri’, ‘Kırıq’ albümü ve Aret Gıcır ile Türkiye karikatüründe kendine önemli bir yer buldu. Bunun tam da kitlesel ırkçılığın ve linç eğilimlerinin artmaya başladığı bir döneme denk gelmesi tarihsel bir ironi oldu.

Kadın çizerlerin sayısı yavaş da olsa, sürekli artıyor. Kadın karikatürlerinin sadık izleyici kitlesi de oluşmuş durumda.

Politikacıların karikatüristlere karşıki hoşgörüsüzlüğü aynen süregidiyor. Son 5 yılda epeyi karikatürist yargılandı ve ceza aldı.

Haftalık dergilerin yanısıra aynı çizer gruplarının çıkardığı aylık dergiler, son 10 yılın yeni ‘trend’i.

2. bir ‘trend’ de, holding yayınevlerinin dergilerle ilgilenmezken, aynı dergilerdeki karikatürleri büyük boy (25x35 cm) albüm yapacak denli yakın ilgi duymaları. Üstelik bu albümler de satıyor olmalı ki dizi haline geldiler. Yine de hiçbir çizerin tüm karikatürleri kitaplaşmamış durumda.

Karikatür bir altsanat dalı veya sanataltı sayılsa da, Dünya’daki ve Türkiye’deki örnekler bunun tersini kanıtladı. Karikatür popüler bir sanat dalı ve en az sinemanın yaptığı denli, anlık kitlesel eğilimleri ortaya döküyor. Bu da kültürbilimcilere hazır veri sunuyor.

Bunun yanısıra, tüm sanatçılar gibi karikatüristler de tarih bilincinden yoksun olduğu için, popüler kültür ve karikatür yoluyla oluşturulabilecek bir muhalefet oluşturulamıyor. Deneniyor ama başarma olanağının yalnızca % 1-2’si kullanılıyor. Karikatürler, en az cingıllar ve reklamlar denli güçlü ve etkileyici olursa, işlevsel olabilir.

Son 5 yılın en önemli değişimlerinden birisi, özellikle çocuk ve ergenlere hitap eden, Japon çizgiromanları ‘manga’ların Türkçe yayıyına geçilmesi oldu. Bu, kültür ürünleri açısından uzun bir süredir Doğu’dan / Asya’dan ilk ithalat. Ancak onların bilimkurgu ürünleri henüz Türkiye’de pazar bulamıyor. Bunun yanısıra, Türkiye’de epeyi satmış olan, Asimov gibi Batılı bilimkurgu yazarı örnekler de artık Türkiye’de pek pazar bulamıyor.

Sonuç:

Türkiye karikatüristleri, son 25-40 yıldır sahip oldukları, bir yol açma seçeneklerini kullanamadılar. Ötesi boş laf.

 
Toplam blog
: 2216
: 514
Kayıt tarihi
: 16.08.06
 
 

Serbest yazarım. 1960 doğumluyum. BÜ İşletme mezunuyum. ..