​ Türkiye karpuz mu ki bölünsün? / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Aralık '10

 
Kategori
Siyaset
 

Türkiye karpuz mu ki bölünsün?

Türkiye karpuz mu ki bölünsün?
 

PKK terörünün iyice azdığı yıllardan hatırlarım Sebgetullah Seydaoğlu'nu.

Bir nevruz bayramında daha baharı kan, barut ve mermi sesleri ile karşılıyordu Güneydoğu... Şırnak'ta alaya kadar inen eşkiya şehri mermi ve roketatar yağmuruna tutuyor; "oradan" sağlıklı haber alınamıyordu bir türlü...

Hatıralarım biraz bulanık, o nedenle yanlış hatırladığım hususlar varsa lütfen şimdiden bağışlayın;

Bir TV kanalı bir şekilde Vali Beyin evine ulaşmış, Vali bey de haliyle evde olmadığından eşini canlı yayına almışlardı...

Eşi panik halindeydi. O kadar korkmuştu, o kadar inancını yitirmişti ki... "Yardım gönderin" diye haykırdı ve hemen sonra eşinin kariyerini bitiren şu talihsiz cümleyi sarf etti: "Yardım gönderilmezse şehir düşebilir"

Gerçekten de olaylar ancak takviye kuvvetlerin gönderilmesiyle bastırılabildi.

Günlük hayatın normale dönmesi epey vakit aldı. Yapılan operasyonlarda ele başları ele geçirildi...

Ve vali, hanımının bu talihsiz cümlesi nedeniyle merkeze alındı. Sonra da yanlış hatırlamıyorsam bir daha bir ile atanmadı, merkezden emekli edildi...

Sebgetullah Seydaoğlu'nun konuyla ne ilgisi var derseniz...

işte o günlerde, henüz olaylar tam anlamıyla yatıştırılamamışken TV'ye çıkmıştı, ANAP Diyarbakır milletvekili idi...

Ona "Siz bölgeyi iyi bilirsiniz, Türkiye bölünmek mi isteniyor, Türkiye bölünüyor mu" diye soruldu...

Kendi şivesiyle verdiği yanıt, işte hem kendisini hem de o dönemi zihnime kazıyıverdi:

"Yow kardeşim Türkiye qorpuz mu ki belunsin??"

O günlerin yoğun stresşnde epey bir gülmüştüm bu benzetmeye...

Şimdi bakıyorum...

O yılları hatırlayan pek az...

O dönemde yöre insanı tam bir korku ortamında...

Operasyon yapılmadığında PKK ile sürekli olarak muhattaplar...

Eşkiya "Ver" diyor... Vermezse öldürülecek... PKK, kendisine haraç (o yıllarda vergi diyorlardı) vermeyen herkesi işbirlikçi ilan edip öldürüyor... Kundakta bebelere, hamile kadınlara bile acımıyor "örgüt"...

Sonra devlet geliyor... Operasyon yapılıyor ve mezralar, nahiyeler birkaç günlüğüne de olsa rahatlıyor.

Bu operasyonlarda yaralı olarak ele geçirilen militanların ifadelerine başvuruluyor...

Bu ifadelerde "kimlerden yardım aldınız" sorusuna bir mezrada elektrik, kanalizasyon, TV... kısaca modern dünyanın getirdiği her şeyden habersiz yaşayan amcanın adını söylüyor militan...

Sonrasında hiç bu amcanın "durumunu" düşünmeden "Sen yardım ettin bunlara" diyor ve "yardım ve yataklıktan" sanki örgüt kurucusuymuş gibi amcayı yaka paça içeri tıkıyoruz...

Köşe yazarları ahkam kesiyor oturdukları plazalardan: "Gerçek bir vatansever, oracıkta öldürülmeyi göze alır yine de bir kilo bulgur vermez"

Plazalarda yaşayan bekarlara karı boşamak bu kadar kolay çünkü...

Şimdi güneydoğu'nun, güneydoğulunun bu realitesinden uzakta kendi kendine her kürdü potansiyel PKK'lı ilan edip "Kürtler aslında yoktur" meyanında laflar söyleyenlere bakıyorum...

Onca hengamede sahip çıkamadığımız için terör örgütünün kucağına itilen; beyni yıkanan gençlerin anti tezlerine bakıyorum...

Sadece nefret görüyorum...

Ayrılık görüyorum...

Resmi olarak olmasa bile fiili olarak "bölünmüş" bir ülke görüyorum...

Çok zor kuruldu bu ülke...

Öyle yakın tarihini bilmeyen üç beş kişinin klavyenin iki tuşa basarak bölemeyeceği, ayıramayacağı ve satamayacağı kadar büyük bir ülkedir bu ülke...

İşte bu nedenle...

Önce toplumsal barış... Toplumsal barış sağlanmadan terör örgütüne verilen desteği bitirmek mümkün değil...


Taraflar, tarih boyunca yaptıkları yanlışların muhasebesini yapıp yarınlara umutla bakan bir nesil yetiştirmek zorunda...

 
Toplam blog
: 4
: 561
Kayıt tarihi
: 17.06.08
 
 

Su sporlarına, doğa yürüyüşlerine sınırsız zaman ayırabilirim. seyahat etmeye; gezmeye, yeni yerler ..