- Kategori
- Kültür - Sanat
Türkiye’nin ilk Kadın Ressamı

Mihri Müşfik Hanım, ’Mihri Rasim’, (d. (1886, İstanbul- ö. 1954, New York),
Türk ressam
Türkiye’de çağdaş resim çalışmalarını ilk başlatan kadın ressamdır. Özellikle portreleriyle tanındı.
Soyu 1300 yıllık Türk Aphazya Krallığı'ndan gelir.
1800 yıllarında babası ile birlikte Osmanlı Sarayına girmiştir.
İlk Türk kadın ressamıdır. Eğitimine İstanbul'da başlamış, Roma ve Paris'te devam etmiştir. Papanın ve Atatürk'ün ilk portresini yapan sanatçı, İstanbul Kız Güzel Sanatlar Akademi'sinde ilk kadın öğretmendir. Fausto Zonaro'dan resim dersleri almış daha sonra Roma ve Paris'te özel atölye ve sanat okullarına devam etmiştir.
1914'te Inas (kız) Sanayi-i Nefise müdürlüğüne getirilmiştir.
Daha sonra ABD'ye yerleşen sanatçı, 1938–1939–1943 uluslararası sergilere katılmıştır. Sanatçı Mihri Müşfik'in, Fransa Louvre Müzesi ve Sakıp Sabancı müzelerinde eserleri bulunmaktadır.
Resme olan tutkusu nedeniyle aristokrat yaşamını terk etti, bohem ve yoksul bir yaşam sürdü.
Ressam Hale Asaf'ın teyzesidir.
1914 yılında kız öğrencilerin yüksek öğrenim görmelerine ve güzel sanatlar alanında yaratıcılıklarını değerlendirmelerine imkân vermek üzere; İnas Sanayi-i Nefise’nin açılmasıyla bu kurumun resim atölyesine öğretmen oldu ve matematikçi Salih Zeki Bey’den sonra bu okulun müdürlüğüne getirildi… İnas Sanayi-i Nefise’nin ilk kadın yöneticisi olan Mihri Hanım’ın, kızları açık havada resim yapmaya, modelden çalışmaya ve kadın ressamları ilk kez toplu bir sergi açmaya teşvik etti.
Pek çok kadın ressamın yetişmesinde katkısı oldu.
Bu resamlardan bazıları Nazlı Ecevit, Aliye Berger, Fahrelnisa Zeid’dir.
Mihri Müşfik Hanım, şiirleri resimlemenin yanı sıra Edebiyat-ı Cedideci şairlerin portrelerini çizdi. 1915’te Tevfik Fikret’in ölümü üzerine yüzünün kalıbını alarak heykelini yaptı. Bu, Türkiye’de yapılan ilk mask çalışmasıdır. Mask, Aşiyan Müzesi'nde sergilenmektedir.(alıntı)
Kimlerin hayatını yazmak istersiniz soruları bana çıktığım TV programlarında sıkça sorulur. Benim şimdiye kadar söylediklerimin arasına aslında çok uzun zamandan beri söyleyeceğim bir isim katıldı.
Mihri Müşfik Hanım…
Onun hayatını okuyunca yazmalıyım ah yazabilsem dedim…
Düşünün dünyalar güzeli bir genç kız. O zamanın şartlarında çok iyi bir ailenin kızı olarak varlık ve bolluk içinde dünyaya gelmiş.
Aydın bir ailesi olduğu için genç kızın yetiştirilmesinde, eğitiminde her türlü imkânları önüne sermişler.
O resime gönül vermiş.
Babası ile Osmanlı Sarayına girmiş, Padişahın resmini yapmış, bizzat padişah tarafından takdir edilmiş, saray ressamının yanında eğtimine devam etmiş.
Sonralarında yurt dışı maceraları başlamış.
Büyük yürekli kadın kendini aşarcasına çalışmış, resimler yapmış, ünlülerin resmini yapmış,
Mustafa Kemal Paşa’nın resmini yapmış,
Papa’nın resmini yapmış ki bu ilk defa bir papanın resmini başka bir dinden üstelik bir bayan ressam resmedmiş…
Tabloları önemli yerlerde sergilenmiş.
Arada bir geldiği Türkiye’de çok önemli okulların başlarına getirilmiş İnas Sanayi-i Nefise’nin ilk kadın yöneticisi olmuş.
Fransa Louvre Müzesine kabul edilmiş.
Çok önemli bayan ressamların yetişmesinde emeği geçmiş.
Dünyanın çeşitli yerlerinde yaşamış.
Dünyanın çeşitli yerlerinde resimler yapmış, sergiler açmış.
Sonunda sanatın karnını doyurmadığını yazdığı mektuplarda yakınlarına dert yanmış.
Ressam olan yeğenine ressam olmaması için istekte bulunmuş.
Ve sonunda yabancı bir ülkede vefat etmiş, kimsesizler mezarlığına defnedilmiş.
Bu hayat film gibi, roman gibi...
Cesur bir yüreğin verdiği mücadeleyi anlatmak kime nasip olurki. Keşke bana nasip olsa. Ama nasıl olacak onuda bilmiyorum…
1886 yılında İstanbul'da, Kadıköy’ün Bahariye semtindeki Dr. Rasimpaşa Konağı'nda dünyaya geldi. Babası, Askeri Tıbbiye'de ders veren ve "Tıbbiye Nazırı" veya "Tıbbiye Reisi" olarak da bilinen Dr. Çerkez Ahmet Rasim Paşa'dır. Avrupaî bir eğitim gördü. Edebiyat, musikî ve resim ile ilgilendi. Resme olan ilgisi diğerlerine göre ağır basıyordu. Yaptığı bir resmi Sultan II. Abdülhamit'etakdim edincesaray ressamı Zonaro’nın öğrencisi oldu; kendisinden Beşiktaş’taki atölyesinde resim dersleri aldı. Böylece Türkiye’de çağdaş resim çalışmalarını başlatan ilk kadın ressam unvanını aldı.
On yedi yaşındayken bir müzik dinletisinde tanıştığı İtalyan kökenli bir müzik şefinin peşinden Roma’ya kaçtı. Sahte pasaportla gittiği İtalya’da tanıdıklarının yanında bir süre kaldıktan sonra sanat dünyasının merkezi sayılan Paris’e geçti.
52 Montparnasse Bulvarı'ndaki adreste kiraladığı yeri, hem ev; hem de atölye olarak kullandı. Portre ve gravür ağırlıklı resimler yaparak ve evinin bir odasından aldığı kira ile geçimini sağladı. Kiracılarından birisi, Bursalı Selami Paşa’nın Sorbonne’da Siyasi Bilimler öğrenimi yapmakta olan Müşfik Selami Bey idi. Müşfik Selami Bey (İnegöllü) ile evlenen Mihri Hanım böylece sanat dünyasında bilinen "Mihri Müşfik Hanım" adını aldı.
İtalya ve Fransa’da çeşitli sanat okullarda ve atölyelerde öğrenim gören Mihri Müşfik Hanım, dışavurumcu bir anlayışla özgün portreler yaptı. Çağdaş resim akımlarını yakından takip etti. Portrelerinde kübizmin ve ekspresyonizmin etkisi görüldü. En önemli eseri sayılan Naile Hanım Portresini bu dönemde, 1908 – 09 yıllarını içeren uzunca bir süreçte meydana getirdi. Eser, İttihat ve Terakki Cemiyeti kurucularından, eski Viyana Sefiri, İstanbul şehreminlerinden (belediye başkanı) Ali Rıza Bey’in annesi, Naile Hanım’ı betimlemektedir.
Mihri Hanım, Fransa ile borç anlaşması yapmak üzere Paris'te bulunan dönemin Osmanlı Devleti Maliye Nazırı Cavit Beyile bir davette tanıştı. Cavit Bey’in Maarif Nazırı’na bir telgraf göndererek Mihri Hanım’dan İnas Sanayi Nefise adlı okulun kurulmasında yararlanılmasını önerince, Mihri Müşfik Hanım 1913yılında İstanbul Darülmuallimat (Kız Öğretmen Okulu) resim öğretmenliğine atandı. Bu okul, Müslüman halkın kızlarının devam ettiği en yüksek eğitim kuruluşu idi. Burada, öğrencilerini etkileyen ve sevilen bir öğretmen oldu.
İstanbul’da bulunduğu dönemde, İbrahim Çallı, Hikmet Onat, Fikret Adil, Namık İsmail gibi ressamların yanısıra Tevfik Fikret ile dost oldu. Edebiyat-ı Cedide şairlerinin yazdıklarını resimleyerek bir “Edebiyat-ı Cedide Resmi” yarattı.
Ruşen Eşref Ünaydın, Tevfik Fikret ile ilgili anılarında, şairin Mihri Hanım ile ilgili yorumlarını şöyle dile getirir:
Yukarıda bir hanım var. Resimler yapıyor. Bir de «Rübab»ı o kadar güzel yorumluyor ki, yazdıklarım bu kadar anlamlı mı imiş! Diye şaşırıyorum.
1919 yılında aniden İtalya’ya gitti. Bu ani gidişinin nedeninin, İttihat ve Terakki Cemiyeti mensuplarıyla olan yakın ilişkilerinin, onu işgal altındaki İstanbul’da zor duruma düşürmesi olduğu sanılmaktadır. Mihri Hanım’ın, bu dönemde tutuklanan Hüseyin Cahit ve Cavit Beyleri ziyaret etmesi, basında aleyhine yazılar çıkmasına neden oldu. Bu kargaşa döneminde, bir yıl için gittiği İtalya’dan geri döndüğünde, iki yıl daha İnas Sanayi-i Nefise’de ders verdi. Bu arada kötü alışkanlıklar ve sosyal çalkantılar nedeniyle Mihri Müşfik Bey ile iyi yürümeyen evliliği boşanma ile sona erdi.
Mihri Hanım, 1922 yılında Yunan ordusunun denize dökülmesinin ardından Mustafa Kemal’i mareşal üniformasıyla ayakta canlandıran yaklaşık 3m yüksekliğinde bir portresini yaptı ve Çankaya Köşkü’ne götürerek kendisine sundu. Bu, Cumhuriyetin ilanındans onra bir Türk ressam tarafından yapılan ilk Atatürk portesi'dir. Daha sonra Yugoslav Kralı Alexander hatırasına Yugoslavya'ya hediye edilen bu tablo,II. Dünya Savaşı sırasında Belgrad Sarayı'nın tahrip olması sonucu kayboldu; 1990’larda bulundu.
1922 yılının sonuna doğru yeniden İtalya’ya gitti. Portreler yaparak uzun süre yaşamını sürdürdü. Konu olarak hep ünlü kişileri seçti. İtalyan şair Gabriele d' Annunzio ile birlikte olduğu dönemde onun aracılığıyla birkaç kez Vatikan’a kabul edildi ve Papa’nın bir portresini yaptı, ayrıca bir kilisenin fresklerinin onarımında çalıştı. Vatikan’da ilk kez bir Papa, başka dinden bir kadın ressama poz vermiştir.
Bu tablo yeni Papa’nın seçimine kadar Vatikan Müzesi’nde kaldı.
İtalya’dan sonra Paris’e geçen Mihri Hanım, bu dönemde "Çingene" isimli tablosunun Louvre Müzesi’ne kabülü ile mutlu oldu (eserin bir kopyası İstanbul Resim ve Heykel Müzesi'ndedir) ancak kızkardeşi Enise Salih Hanım’ı ve yeğeni Hale Asaf’ı kaybettikten sonra Paris’te yaşamak istemedi.
Ülkesinde ise kendisine karşı baskıcı bir tutum olmasından ötürü ABD’de yaşamayı tercih etti. Bir süre New York, Washington, Chicago’da üniversitelerde konuk resim profesörlüğü yaptı ve zengin Amerikan ailelerine özel dersler vererek geçimini sağladı. 26 Aralık 1928 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nin haberine göre New York’un Geroge de Maziroff Galerisi’nde bir de kişisel sergi düzenledi. Yaşlılığı yoksulluk içinde geçti. 1954’te New York’ta yaşamını yitirdi ve Kimsesizler Mezarlığı’na gömüldü.
Mihri Müşfik Hanım’ın, Hale (Salih) Asaf’ın ilk resim hocası olmakla birlikte, ona resimden vazgeçmesini öğütlediği ve sonraki dönemlerde dargın oldukları bilinmektedir.
Sanatçının 1988 yılına kadar yapılan araştırmalarda bilinen:
Türkiye’de 32,
İtalya’da 36,
Fransa’da 23
Amerika’da 60’ı aşkın olmak üzere,
150 dolayında eseri kayıt altına alınmıştır
Sanatçı, eserlerinde eşi Müşfik Selami İnegöllü ile evli kaldığı (1905 – 1922) dönemde Mihri Müşfik, diğer dönemlerde ise Mihri Rasim imzasını kullanmıştır. Sayısı azımsanmayacak yapıtlarında da imzaya rastlanmamaktadır.(alıntı)
Eli öpülesi kadınlarımız…
Allah Rahmet Eylesin…
Nazan Şara Şatana
http://twitter.com/#!/nazansarasatana
http://www.facebook.com/nazansara.satana.5