​ Türkiye'nin Musul sorunu (XVI) '' Mahvoluşa doğru (III) '' / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Şubat '08

 
Kategori
Siyaset
 

Türkiye'nin Musul sorunu (XVI) '' Mahvoluşa doğru (III) ''

Türkiye'nin Musul sorunu (XVI)  '' Mahvoluşa doğru (III) ''
 

Şinasi Fedakar, ''Kanal Cephesi'nde savaşan'', Osmanlı Askeri, Ispatırınlı Ali Osman'la yaptığı mülakatı, (özetle ) onun ağzından, şöyle nakleder: ''... Karakoyunlu Kirkor ile, aynı dönemde askere alındık... İkimizde Kanal Cephesi'ne verilmiştik... Kanal Bölgesi'nde ingiliz Askerleri'yle çarpışıyorduk. Düşmanı durdurabilmek için, kanala atladık. Yüzme bilmediğimiz için öbür kıyıya esir olarak çıktık. Bizi Kıbrıs Magosa'ya götürdüler ve orada esir kampına yerleştirdiler. Kampın şartları çok kötüydü. Verdikleri yiyeceklerden gece gözümüz görmüyordu!... Esirlerden ölenler fazlaydı. Kampta arkadaşım Kirkor'u ayırdılar! O ayrılmak istemedi. Çok direndi. Kirkor'un yemekleri yeterliydi. Artık o bizim başımızda nöbet tutuyordu. Kirkor çoğu gece, ayırdığı yemeği bana getirir, bana bakardı... Kirkor'un nöbetçi olduğu gün, iki arkadaşı da yanımıza alarak, kamptan kaçtık. Kıbrıslı Türkler, bize yardım etti. Aya Harida (Aya Kebir) köyüne gittik. Osman Amca, bizi esirler mağarasına yerleştirdi. Mağaraya gittiğimizde, orda başka esirler de vardı... Arkadaşım Kirkor'a, köylüler çok kızıyordu!... Onun Ermeni olduğunu söylüyorlardı! Ben onu çok seviyordum! Annesi askere giderken onu bana teslim etmişti. Hiç ayrılmadık! Hep beraber olduk. İngiliz ve Fransızlar, bizim düşman olduğumuzu söylüyorlardı!... Biz nasıl düşman olurduk?... Aklımız erdiğinden beri beraber yaşıyorduk. Kirkor annemin çok yemeğini yedi. Ben de annesinin çok yemeğini yedim... Hem annesi onu bana emanet etti!...

Kıbrıslı Türkler, Ermenilere neden kızıyorlardı ki?.. 1911 Kıbrıs nüfus sayımında sayılan, 274.000 nufüsun yalnızca 549'u Gregorian Ermeni'ydi!... Nedeni şuydu: İngilizlerin, bir şekilde egemenlikleri altına aldıkları Kıbrıs'da, onlarında onayıyla, Fransızlar; Monarga'da, ''Bir Ermeni Lejyonu Kampı'' kurmuşlardı...Ve 1915'li yıllarda, Osmanlı'ya karşı doldurulup, başkaldıran, Antakyalı, ''Musa Dağı Ermenileri' de'' bir ara yurt için, Kıbrıs'a getirilmişlerdi...Ve İngilizler savaşta hala Osmanlı'ya ait olan bir adayı, nasılsa ''Tarafsız bölge'' ilan etmişler, hemde hukuksal ve yönetimsel alt yapısını değiştirdikleri bu adada, ağırlıklı, Rum ve Türk nüfusa karşı böylesine, hukuksuz, ahlaksız işler yapmışlar ve de yapmaya devam ediyorlardı... Sömürge yöntemiyle, önce Kıbrıs Lirası bastırmışlar, sonra da İngiliz Sterling'ini egemen kılmışlardı... Magosa'nın bu Türk esir kampında, genelde, askerler yaz-kış toprakta yatırıldılar ve çoğunlukla kılçıklı arpa ekmeği , kırmızı kabak ve yok denecek az miktarda suyla beslendiler!... Kıbrıslı Türklerin de gıda yardımı yapmasına izin verilmedi... Ve, kamptaki Osmanlı eratından yüzlercesi, bu koşullarda yaşayamadı ve şehit oldu... Birçoğu da bu zalim, insanlıkdışı kamptan kaçarlarken, vurulup şehid edildiler!...

Bu Monarga Ermeni Lejyonu Kampı'nda ve sonradan eklenenlerde; finansman, önce Fransız hükümetinden, sonra İngilizler'in ''Savaş Fonu'ndan'' sonra da uluslararası kampanyalardan sağlandı...Amerika'nın, şu meşhur ''Rockfeller'' efendisi bile, zamana göre 25.000 dolarlık büyük bir yardımla, bu kampanyayı teşvik etti... Paranın Efendileri'nin, Osmanlı Bankası'dan, Kızılhaç'a katkı görünümünde, 1.000.000 İngiliz Liralık destek bulundu... Ermeni Lejyonu'na, Anadolu dahil, Rusya'dan Amerika'ya birçok ülkeden Ermeni gençleri katılmaya teşvik edildiler. Suriye'den Fransızlar'ın getirdiği Araplar'da, ikinci bir kampa katıldılar... Bazı Ermeni aileleri, istekleri dışında, bu kamplara bir şekilde getirilen çocukları için endişe duyarak çeşitli yollardan, Fransız hükümetini, uyarıp, protesto ediyorlardı!... Bu protestoların önderlerinden, Simbad Efendi şöyle diyordu: ''...Yine Ermenilerin başı belaya sokulacak! Bu defa, böyle işlerle, İstanbul ve İzmir'de kalan, 150.000 Ermeni mahvolacaktır. Kanaatimce bu gönüllü toplama işi, ellerinde birer kılıç, soytarılık peşinde koşan, bazı ihtilalcilerin işidir!...Gelmiş, geçmiş, yeni ve eski bütün kanlı tecrübelerden hala ders almamış görünüyorlar. Anlaşılıyor ki, bu ihtilalciler bu defa Nuber Paşa'ya da fikirlerini kabul ettirdiler...''

Fransızlar ve İngilizler, lejyonu; başta Filistin olmak üzere, Suriye Cephesi'nde, Çukurova, Antep, Urfa, Maraş'ın işgalinde, ayrıca Çukurova'nın sömürgeleştirilmesinde kullandılar .Ayrıca bunlar; Anadolu'da etkinlik gösteren Ermeni çetelere silah temininde, tercümanlık, basın-yayın işlerinde, önemli casusluk faaliyetlerinde ve Kıbrıs'daki esir kampında, görevli(!) olarak ve son olarak da, İngilizler marifetiyle, Yunan ordusuna katılarak, İzmir'in işgalinde kullanıldılar... Yanısıra , Anadolu'dan gelen din adamları ve bazı önemli şahsiyetler de, propaganda amaçlı bir eğitimden geçtiler. İngilizler'de bir Yahudi birliğini, eğitim için bu kampa gönderdiler...

Balfour Deklarasyon'unun isim babası, İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Balfour, Lord Rothschild'e yazdığı mektubunda şöyle diyordu: ''...Sevgili Lord Rotschild, Kabinemiz tarafından incelenen ve onaylanan , ''Yahudi-Siyonist Çabalarla İlgili'' sempati açıklamasını size hükümetim adına, büyük bir memnuniyetle iletiyorum... Majestelerin hükümeti, Filistin'de Yahudi halkı için, ''Ulusal Bir Yurt'' oluşturulmasını memnuniyetle karşılamaktadır ve bu amaca ulaşılabilmesi için de büyük çabalar harcayacaktır... Aynı zamanda açıkça anlaşılabilmelidir ki, Filistin'de varolan Yahudi olmayan toplulukların, burjuva ve dini ahlaklarına dokunulmamalıdır!...''

Almanlar'ın büyük şairi, Yahudi kökenli Heinrich Heine, şöyle diyordu: ''...Para günümüzün ilahıdır...Ve onun peygamber'i de Rothschild'lardır... '' Ortadoğu'da ''Judeo-Chrétien'' kuşatması başlıyordu...

Mısır'da toplanan 5000 kişilik Yahudi Lejyon Gücü'nün başında, Rus Ordusu'dan devşirme, Yahudi kökenli iki subay bulunuyordu. Joseph Trumpeldor ile Viladimir Yalinstsky , bu gençleri yönettiler. Bu gençlerin bir kısmı, Çanakkale Savaşı'na gönderilip, geri hizmetlerde kullanıldılar!... Rothschild'lerin başını çektiği lobiyle, mevcut İngiliz Hükümetinin mütabakatları sonunda, İngiliz Ordusu içinde, Ağustos 1917'de, Yahudi Lejyonu kuruldu!...Bu lejyon; İngiliz Kraliyet Alayı'nın, 38.(Tüfekli)Taburu olarak adlandırıldı... Bu tabur, Rusya'dan gelen, Yahudi gençlerinden oluşturulmuştu... Amerika'dan gelen gençlerden de, 39.(Tüfekli) Tabur oluşturuldu... Savaşın sonuna doğru, Filistin'den Osmanlılar'ca sürülen, Filistinli Yahudilerden de, 40.Tabur oluşturuldu... Ancak bu tabur, 38. ve 39. Taburlar gibi , İngilizlerin yanında savaşamadı... Osmanlılar'la savaşırken ölmedi. Ve Kudüs'ün Aralık 1917'de Osmanlılar'dan alınıp, ''Kraliyet'e Noel Hediyesi '' olarak sunulmasına aktif bir katkıda bulunamadı... Mondros Antlaşması'ndan sonra , Milletler Cemiyeti marifetiyle Filistin'de kurulan İngiliz Mandası'nın başına, Balfour'un mimarlarından, Herbert Samuel getirildi...O; Siyonist çevrelerce, ikibin yıl sonra Filistin'e atanan ''Bizim Samuelimiz'' diye simgelenen ilk Yahudi Yönetici olarak ifadelendiriliyordu...

Tanzimat'la birlikte, Suriye'de , Cebel-i Lübnan'da ve Filistin'de açılan misyoner okulları, özellikle Hristiyan Araplar üzerinde, milliyetçilik duygularının öne çıkmasına büyük katkılar sundu. Hristiyan Araplar, Osmanlı İmparatorluğu'ndan ayrılmayı savunurken, Müslüman Araplar birlikteliği, ancak bölgede, Arap dil ve kültürüne önem verilmesinde aynı görüşü paylaşıyor ve bazı reformların yapılmasını istiyorlardı. İngiliz Kolonyalizm'inin tümüyle etkisine giren Mısır'da ise, Arap Milliyetçiliği'nin ötesinde, bir ''Mısırlılık'' kavramı öne çıkıyordu... Tanzimat'a kadar, Osmanlı Ülkesi'nde, bir Arap, bir Kürt ve bir Türk sorunu yoktu!... İmparatorluğun insanları, yaşadıkları bölgelerde, Müslümanlar ya da gayrımüslümler olarak, tanımlanıyorlardı... Bölgesel aidiyet içinde; Suriye'li, Filistinli, Hicaz'lı demek yeterliydi...

Mustafa Kemal'le de anlaşamayan Falkenhayn; Enver Paşa'yla ortak karakteristik özellikler gösteriyordu... Bu ülke ve insanını tanımıyor, Osmanlı subaylarını küçümsüyor, üç yıldır bu cephelerde olan Alman Subayları'nı da, Türkleşmek'le suçluyordu... Cemal Paşa'nın, İngilizler'i savunmada yıpratmak , anlayışına ters olarak; saldırıp Mısır'la bağlantılarını kesip denize dökmek (neyle, hangi güçle...) görüşünde olan Enver Paşa, biraz da bu yüzden Cemal Paşa'nın kontrolündeki 4.Ordu'yu, dolayısıyla yetkisini yumuşatıp, Falkenhayn'ın başındaki Yıldırım Orduları Grubu'nun kurulmasını onaylamıştı... Ve ilginç bir şekilde(!...), İngilizler'in Filistin'i ele geçirmesinin de, savaşın geneline pek bir etki yapamayacağını savunuyordu!...

General Allenby, Yahudi ve Ermeni casuslarının eşsiz istihbarat katkısıyla, düşman ordularının ruh hali dahil , her şeyini, Osmanlı kurmayları'ndan daha iyi biliyordu... Silah, top, sayısal ve nitelikli piyade ve süvari olarak kat kat üstün İngiliz'ler, Allenby'in disiplinli ve yöntemli çalışmalarıyla da başarıya ulaştılar.Falkenhayn'ın ve Enver Paşa'nın tahminlerinin aksine davranarak, güçlü bir kara, deniz ve hava bombardumanının ardından, tekrar özetle; Birüsseba, Gazze ve Yafa'yı(bugünkü Tel-Aviv) aldılar... Akabinde, Osmanlı karşı saldırılarına rağmen, 9 Aralık 1917'de ele geçirdikleri Kudüs'e de yerleştiler...Vikont Mareşal Edmund Allenby, bu kutsal kent'e yürüyerek girdi. Ve her nedense, Kudüs'ün fethini, Gelibolu'da savaşan Almanlar bile, Noel'de şampanyayla kutladılar!... Mekke'den sonra Kudüs'ün de kaybı, Osmanlı Halifesi içinde, Müslümanlar içinde onarılmaz maddi ve manevi bir yaraydı... 1917 yılı biterken, Osmanlı Halife-Padişahı, artık; ne Hadimülharemeyn ne de Sahib-ül Kudüs'dü... Düşman artık Ümmet-i Muhammet sınırlarını nerdeyse tümüyle ele geçirmekte ve bugünkü ulusal yurt topraklarına yaklaşmaktaydı... Mustafa Kemal Paşa'nın daha önceki teşhis ve tesbitleri doğru çıkıyordu...

(devam edecek)

Fotograf: Doğu Roma'dan, Pax Ottomana'ya...

Doğu'nun Zirvedeki , ''Son imparatorluğu'nun'' Haritası...

Not: Bu haritaya, daha sonra Fransız sömürgesi olan, II.Abdülhamid'in onayıyla, 1875'li yıllarda Osmanlı'ya kabul edilen ve Fizan Sancağı'na bağlanan (resmi tarihte pek bilinmeyen!..) kısaca, Orta ve Batı Afrika'da ki bölgeleri de (Nijer, Çad, Mali) eklemek gerekir!...

 
Toplam blog
: 392
: 4592
Kayıt tarihi
: 12.03.07
 
 

İstanbul doğumluyum. Sağlıklı beslenme, yüzme, doğada yürüyüş ve çevre özel ilgi alanlarım. Şiiri ve..