​ Türkiye Obezite mi Oluyor? / Beslenme / Diyet / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Mart '13

 
Kategori
Beslenme / Diyet
 

Türkiye Obezite mi Oluyor?

Türkiye Obezite mi Oluyor?
 

Çoğu şey gibi , çocukken başlıyor tehlike...


Haber Türk'de, sunuculuğunu Didem Arslan Yılmaz'ın yaptığı "Türkiye'nin nabzı" isimli programda, altı  profesör , beslenme ve diyet konusunda , zaman zaman aralarında tartışarak, obezite konusunda aydınlatıcı ve oldukça ilginç bilgileri paylaştılar.

Prof.Dr.Muazzez Garipağaoğlu,1980'lerde çalıştığı  üniversiteye, ayda bir-iki obezite sorunu yaşayan insan geldiğini, şimdi ise günde yüzden fazla bu durumda olan insanı tedavi etmek durumunda kaldıklarını söyledi.

Bizim gibi,gelişmekte olan veya geri kalmış ülkelere kola ve hamburgeri , yaşamın olmazsa olmazları arasına sokmayı başaran Amerika,kendi çocuklarını bu ikiliden korumak için ,okullarda bunların tüketilmesini yasaklamış...  Neyseki , üç buçuk yaşındaki torunumuz, "kola içer misin?" sorusuna "çocuklar kola içmez" diyor,  şimdilik...

Burada alakasız gibi gözükse de Henry Kissinger'in bir sözünü anımsadım. Demiş ki hazret,"Biz,  bugünkü  durumumuza  şu  ilkeyle geldik.Kendi teröristimizi hemen öldürürüz, diğer ülkelerdeki teröristleri ise, o ülkelerin başına gelmesi için  imkanlarımızı seferber ederiz"  ...   Bu gezegenin sadece onlar için döndüğünü , Amerika'lı olmayanların, Amerika'nın varlığı için  ne derece rol oynadığı , onu ne kadar sömürebileceği,kullanabileceği dışında  hiçbir önemi olmadığını düşünmeyen  Amerika'lı yoktur , sanıyorum.

Bize  "küçük Amerika" yakıştırmasını yapanlar  çok da haksız değiller.Sosyal yaşantı, yeme-içme kültürü açısından  özellikle son çeyrek yüzyılda ,   Amerika'ya benzemek için var gücümüzle   çalıştık. Bizim kültürümüzde,ayaküstü yeme anlamında olan,fast-food  diye bir kavram yoktu. Çocuklara, sokakta yemesi için yağ-ekmek, pekmez-ekmek verirdi anneleri. Okulda, çantalara evden konulan kuru şeyler yenilirdi. Hanımlar konuk ağırlarken, öyle beş,on çeşit açık büfe benzeri yiyecekler sunmazlardı.Bir kek veya bisküvi yeterli olurdu, çay saatleri için...Programın konukları olan, konularında uzman doktorların birleştikleri noktalardan biri, porsiyonun ebatıydı. "Ne yersek yiyelim  porsiyonun  olabildiğince az olmasına dikkat ederek yiyelim"  ortak görüşlerindendi. Bu konu da, Amerikan açgözlülüğünün  bize bir yansıması benim düşünceme göre. Bardaklar, fincanlar hani neredeyse "kazan " gibi denilecek boyutta günümüzde.Bizim çocukluğumuzda kahve fincanları bile  küçücüktü,birkaç yudumluk... Tek tabak kullanılırdı, şimdi, günlük  sofralarda değil ama yemeğe gelen misafir için   üç boyutta üst üste tabağı olan servis takımımız, olmazsa olmazlar arasında..."Kullan-at" kültürü yaşamımıza girdikten sonra gezegenimiz süratle kirleniyor. Naylon tabak,kaşık çatal,bardaklar,ped şişeler,kavanozlar , giysilerden oluşan çöp dağları  değişen  yaşam kültürümüzün sonuçları...

Konudan  biraz uzaklaşmış gibi olsam da, beslenmemiz için  genetik kodların önemine vurgu yapmak  istedim.Atalarımızın beslenme alışkanlıkları dışına çıktığımızda metobolizmamız  bunu hastalık olarak karşımıza çıkarıyor.Ayrıca her birey, kendi ailesinin geçmişi ile ilişkili sürdürmeli beslenme alışkanlığını.Bunu ekrandaki doktorlardan biri özellikle vurguladı.Afrika'da Masailer adlı, atletik yapıda bir topluluk varmış.Günde 2-3 litre süt  ve et tüketirlermiş...  Bu  örneği ben,  yakın akrabalarımda da bire bir gözlemliyorum. Doksan yaş civarında olup,her gün tereyağ,kaymak,yumurta yiyen  ,çarşı,pazar işini de görebilen yakınlarım var...

Çocuklara annelerin yaptığı yanlışlardan biri de yemesi için sürekli ısrarcı bir tutum izlemeleri. Profesörlerden biri,"Dört yaşında bir çocuğun olması gereken kilosu 15 civarında iken, 30 kilo olarak geliyor.Bu çocuğun normal kiloya ulaşması için iki yıl  hemen hiçbir şey yememesi gerekiyor.Bu da olmayacağına göre,obezite için  bir aday oluyor" diyerek  anneleri uyardı.

Ortak görüşlerden biri de, düzenli olarak günde en az yarım saat yürümenin herkes için gerekli olduğu fikriydi. Doktorlardan biri,beşinci kattaki evine asansör kullanmadan  çıktığını söyledi.

Doktorların aralarında tartıştıkları konulardan biri , kahvaltı konusuydu.Biri,  kahvaltı yapılmasa da olur,ya da çok  küçük miktarda atıştırma kabilinden yapılabilir görüşündeydi. Diğerleri ise bunun tam aksini söylediler ki,benim gözlemlerime ve düşünceme göre doğru olan da bu. Çünkü  yine doktorlardan birinin dediği gibi,  vücut uzun süre aç kaldıktan sonra , kahvaltıya  gereksinimi olacaktır.

Edindiğim çıkarımları sıralayacak olursam: Obezitenin tohumları çocuklukta atılıyor,  ileriki yaşlardaki aşırı kilo veya obezite de, yine fast-food  alışkanlığı olanlarda, dengesiz ve abur-cubur dediğimiz yiyeceklerden aşırı tüketenlerde oluşuyor .Her bireyin kendi  bedensel     durumuna ve genetiğine göre ona özel bir beslenme düzeni olması gerekiyor.Nasıl ki,komşumuza iyi gelen ilacın bize olumsuz etki yapma olasılığı varsa,birine iyi gelen bir diyet programı, diğerinin metobolizmasını bozabilir...

Hepimiz vücudumuzu ve bize yolladığı sinyalleri doğru değerlendirmek zorundayız,  sağlıklı yaşayabilmemiz için...

 
Toplam blog
: 307
: 1382
Kayıt tarihi
: 08.08.07
 
 

Emekli Türkçe öğretmeniyim.Şimdi Marmara Üniversitesi bünyesinde bulunan, Atatürk Eğitim Enstitüsü ..