- Kategori
- Beslenme / Diyet
Türkiye Obezite mi Oluyor?

Çoğu şey gibi , çocukken başlıyor tehlike...
Haber Türk'de, sunuculuğunu Didem Arslan Yılmaz'ın yaptığı "Türkiye'nin nabzı" isimli programda, altı profesör , beslenme ve diyet konusunda , zaman zaman aralarında tartışarak, obezite konusunda aydınlatıcı ve oldukça ilginç bilgileri paylaştılar.
Prof.Dr.Muazzez Garipağaoğlu,1980'lerde çalıştığı üniversiteye, ayda bir-iki obezite sorunu yaşayan insan geldiğini, şimdi ise günde yüzden fazla bu durumda olan insanı tedavi etmek durumunda kaldıklarını söyledi.
Bizim gibi,gelişmekte olan veya geri kalmış ülkelere kola ve hamburgeri , yaşamın olmazsa olmazları arasına sokmayı başaran Amerika,kendi çocuklarını bu ikiliden korumak için ,okullarda bunların tüketilmesini yasaklamış... Neyseki , üç buçuk yaşındaki torunumuz, "kola içer misin?" sorusuna "çocuklar kola içmez" diyor, şimdilik...
Burada alakasız gibi gözükse de Henry Kissinger'in bir sözünü anımsadım. Demiş ki hazret,"Biz, bugünkü durumumuza şu ilkeyle geldik.Kendi teröristimizi hemen öldürürüz, diğer ülkelerdeki teröristleri ise, o ülkelerin başına gelmesi için imkanlarımızı seferber ederiz" ... Bu gezegenin sadece onlar için döndüğünü , Amerika'lı olmayanların, Amerika'nın varlığı için ne derece rol oynadığı , onu ne kadar sömürebileceği,kullanabileceği dışında hiçbir önemi olmadığını düşünmeyen Amerika'lı yoktur , sanıyorum.
Bize "küçük Amerika" yakıştırmasını yapanlar çok da haksız değiller.Sosyal yaşantı, yeme-içme kültürü açısından özellikle son çeyrek yüzyılda , Amerika'ya benzemek için var gücümüzle çalıştık. Bizim kültürümüzde,ayaküstü yeme anlamında olan,fast-food diye bir kavram yoktu. Çocuklara, sokakta yemesi için yağ-ekmek, pekmez-ekmek verirdi anneleri. Okulda, çantalara evden konulan kuru şeyler yenilirdi. Hanımlar konuk ağırlarken, öyle beş,on çeşit açık büfe benzeri yiyecekler sunmazlardı.Bir kek veya bisküvi yeterli olurdu, çay saatleri için...Programın konukları olan, konularında uzman doktorların birleştikleri noktalardan biri, porsiyonun ebatıydı. "Ne yersek yiyelim porsiyonun olabildiğince az olmasına dikkat ederek yiyelim" ortak görüşlerindendi. Bu konu da, Amerikan açgözlülüğünün bize bir yansıması benim düşünceme göre. Bardaklar, fincanlar hani neredeyse "kazan " gibi denilecek boyutta günümüzde.Bizim çocukluğumuzda kahve fincanları bile küçücüktü,birkaç yudumluk... Tek tabak kullanılırdı, şimdi, günlük sofralarda değil ama yemeğe gelen misafir için üç boyutta üst üste tabağı olan servis takımımız, olmazsa olmazlar arasında..."Kullan-at" kültürü yaşamımıza girdikten sonra gezegenimiz süratle kirleniyor. Naylon tabak,kaşık çatal,bardaklar,ped şişeler,kavanozlar , giysilerden oluşan çöp dağları değişen yaşam kültürümüzün sonuçları...
Konudan biraz uzaklaşmış gibi olsam da, beslenmemiz için genetik kodların önemine vurgu yapmak istedim.Atalarımızın beslenme alışkanlıkları dışına çıktığımızda metobolizmamız bunu hastalık olarak karşımıza çıkarıyor.Ayrıca her birey, kendi ailesinin geçmişi ile ilişkili sürdürmeli beslenme alışkanlığını.Bunu ekrandaki doktorlardan biri özellikle vurguladı.Afrika'da Masailer adlı, atletik yapıda bir topluluk varmış.Günde 2-3 litre süt ve et tüketirlermiş... Bu örneği ben, yakın akrabalarımda da bire bir gözlemliyorum. Doksan yaş civarında olup,her gün tereyağ,kaymak,yumurta yiyen ,çarşı,pazar işini de görebilen yakınlarım var...
Çocuklara annelerin yaptığı yanlışlardan biri de yemesi için sürekli ısrarcı bir tutum izlemeleri. Profesörlerden biri,"Dört yaşında bir çocuğun olması gereken kilosu 15 civarında iken, 30 kilo olarak geliyor.Bu çocuğun normal kiloya ulaşması için iki yıl hemen hiçbir şey yememesi gerekiyor.Bu da olmayacağına göre,obezite için bir aday oluyor" diyerek anneleri uyardı.
Ortak görüşlerden biri de, düzenli olarak günde en az yarım saat yürümenin herkes için gerekli olduğu fikriydi. Doktorlardan biri,beşinci kattaki evine asansör kullanmadan çıktığını söyledi.
Doktorların aralarında tartıştıkları konulardan biri , kahvaltı konusuydu.Biri, kahvaltı yapılmasa da olur,ya da çok küçük miktarda atıştırma kabilinden yapılabilir görüşündeydi. Diğerleri ise bunun tam aksini söylediler ki,benim gözlemlerime ve düşünceme göre doğru olan da bu. Çünkü yine doktorlardan birinin dediği gibi, vücut uzun süre aç kaldıktan sonra , kahvaltıya gereksinimi olacaktır.
Edindiğim çıkarımları sıralayacak olursam: Obezitenin tohumları çocuklukta atılıyor, ileriki yaşlardaki aşırı kilo veya obezite de, yine fast-food alışkanlığı olanlarda, dengesiz ve abur-cubur dediğimiz yiyeceklerden aşırı tüketenlerde oluşuyor .Her bireyin kendi bedensel durumuna ve genetiğine göre ona özel bir beslenme düzeni olması gerekiyor.Nasıl ki,komşumuza iyi gelen ilacın bize olumsuz etki yapma olasılığı varsa,birine iyi gelen bir diyet programı, diğerinin metobolizmasını bozabilir...
Hepimiz vücudumuzu ve bize yolladığı sinyalleri doğru değerlendirmek zorundayız, sağlıklı yaşayabilmemiz için...