- Kategori
- Beslenme / Diyet
Hangi Diyet Kitabı: Son Nokta....

Kilo almak yağ dokusu hücrelerinin büyümesi ile sağlanıyorsa da, ne yazık ki zayıflamak, yağ hücrelerinin küçülmesi ile sonuçlanamıyor.Tedavi düzenlemesi ise obezitede gelişen tüm olayları gözönüne almak zorunda .
Gelişen olaylara göz atmaya çalışalım.
Artan gıda alınımı ve/veya hareketsizlik fazla kalorinin yağ hücrelerinde depolanmasına neden oluyor. Ancak yağlanma uzun süre sürdüğünde ve/veya aşırı miktarlara ulaştığında bedenin yağ dokusu dışı paydaşları da beden organizasyonunda devreye girmeye başlıyor, ancak yanlış yönde ve olayları ağırlaştıracak tarzda.
Kas, kemik, yağ dokusu bedenin paydaşları. Kemik dokusu bu konuda pek etkili değil. Ancak kas dokusu, yağ dokusu arttıkça , beslenme ile vücuda giren kalorilerin sonunda dönüştüğü şekeri (karbonhidrat) kas hücrelerine sokarak harcatan insüline yüz vermemeye başlıyor. Bunun tıbbi adı insülin direnci. Kilo alan tüm kişilerde giderek gelişen en önemli sorun, kas kitlesinin kaybı.Hem hareketsizlik, hem insülin direnci bunu sağlıyor. Çünkü insülin ve şeker kas yapımında da gerekli. . Azalan kas kitlesi obezite de bir yerde baş belası. Böylece bazal metabolizma azalıyor, az yeseniz de kilo verilemiyor,verseniz de kastan veriliyor
Pankreastan salgılanan insülin ile tüm beden arasındaki ilişki, beyin fonksiyonlarından, kas gelişimine, kilo alıp vermekten, kanser oluşumuna, şeker, kalp hastalığına gidişten, yaşlanmaya, hatta cinsiyet hormonlarına kadar insanın hayatına yön veren tüm olaylarda önemli. Ancak gerek artan karın çevresi yağ dokusunun salgıladığı toksik etkili bazı maddeler, gerekse de uyku süresi ve kalitesindeki bozulma sonucu oluşan hormonal etkiler, beden ısı regülasyonundaki bozulmanın metabolik etkileri, gerekse de yanlış ve dengesiz beslenme sonucu azalan veya artan bazı vitamin ve mineraller ve daha birçok mekanizma, kas kitlesinin de kaybı ile birlikte bedende metabolik bir kaosa neden oluyor ve ilerleyen ek hastalıklar kendini gösteriyor. Obezitedeki en temel mekanizma insülin direnci oluşumu.
Artan yağ dokusu ise ne yapıyor. Özellikle bel çevresindekiler toksik maddeler salgılayarak bedeni zedelerken, leptin adında bir hormon salgılayarak beyni etkileyip iştahı azaltmaya ve kilo verdirmeye çalışıyor.
Gelelim hangi diyet kitabına…Yukarıdaki olaylar kompleks bir şekilde gelişirken sadece diyet uygulamasının tüm bunlara mani olunacağını düşünmek mümkün değil. Öncelikle bilmeliyiz ki diyet şart, ancak kişinin doğru yöntemlerle değerlendirilerek tüm durumunun ortaya konmasından, beslenme alışkanlıkları ve olanaklarının kontrolünden sonra ona uygun diyet. Tek bir diyet formunun herkese uymasını beklemek tek tip elbisenin herkese uymasını beklemekle eşdeğer.
Dünyada obezitede uygulanan bazı diyet yöntemleri vardır. Büyük bir kısmı şu üçlüyü değişen kombinasyonlarda azaltmayı hedefler: kalori, şeker, yağ. Bunlar; temelde başarılı olan , kişiyi izleyerek ve alınan sonuçlara göre yeniden düzenlenerek yapılabilecek yöntemlerdir. Düşük kalori-yağ ve düşük kalori-şeker seçenekleri en yaygın olanlarıdır. Özellikle düşük kalori- şeker diyeti insülin direncini de etkilediği için yararı yüksek bulunmuştur. Bu diyetler gün içinde, sık, küçük ölçekli öğünler tarzında düzenlenir. Şeker yerine protein veya yağ tüketimini öne geçiren alt gruplara ayrılırlar. Yağı öne geçirenler Atkins, proteini öne geçirenler ise Dukan adı ile anılmaktadır.
Ayrıca insülin direncine yönelik diyetin yanısıra, leptin salınımını düzenlemeye ve artırmaya yönelik Leptin Diyeti de uzun yıllar yurtdışında kullanılmaktadır. Bu aralar ülkemizde bir tıp hocasının adı ile anılarak öne çıkartılan bu diyet bazı hastalarda konunun uzmanlarınca kullanıldığında yararlı olabilir. Bu diyette az sayıda öğün ve yüksek sabah proteini temel özelliklerdir. Uzun açlığın leptini uyarmasına dayanır.
Diyet yöntemlerinde çeşitlilik olmakla birlikte ne yazık ki yenilik söz konusu değildir. Yurt dışında olduğu gibi ülkemizde de kitabı yazan kişilerin diyet yöntemleri olarak sunulabilmektedir. Ancak temel davranış modelleri incelendiğinde onların bilinen bir diyet modeli üzerine kişisel görüşleri olduğu anlaşılmaktadır.
Diyet modellerinin birbirleri ile yarar farklılıkları ve yan etkileri üzerinden kıyaslaması ise yıllardır yapılmaktadır. Tartışmalar sürmektedir ancak en ciddi tartışma konusu olan öğün sayısında, günlük çok sayıda öğünlü diyetin az sayıda öğünlü diyete, metabolik sorunu olan kişilerde üstün olduğu gösterilmiştir. 2011e kadar yapılan tüm çalışmaların ortak sentezi olarak ortaya konan görüş(1), onun da ancak artan egzersiz ile desteklendiği zaman yararlı olacağı yönündedir.
Varılan gerçekler şunlardır:
a. Sık öğün yap ama hareketsiz olursan beden kompozisyonuna yararını göremezsin.
b. Kas kitleni korumak istiyorsan yeterli proteini almalısın.
c. Kan yağı yüksekliği, insülin-şeker bozukları gibi metabolik bozuklukların varsa (Türkiyede tüm toplumun % 35 i böyledir) sık öğün yararlıdır.
d. Sık yemek , gıda alımı sırasında bedenin enerji kullanımı artırarak kilo vermeni sağlamaz, ama açlığı azalttığı, iştahı kontrol ettiği için yararlıdır.
Son nokta demiştik, neden. Son nokta şudur. Herkesin metabolizması, obez olma nedeni ve bedenindeki değişimler farklıdır. Sadece diyetle tedavinin sağlanamayacağı, iyi bir egzersiz programı ve ilaç desteği bile çoğunlukla gereken bir konuda , bir de tek bir yöntemin yararlı olacağını iddia etmek hastalık yoktur, hasta vardır sözü ile de temelden çelişmektedir.
Ayrıca hangi yöntemle olursa olsun egzersizsiz her 4 kilo verdiğinizde bunun 1 kilosunun kas dokusundan olduğunu da bilmeniz gerekiyor. Kaslarınızı azaltmanız kalori sobanızı küçültmekle eşdeğer.
Obez hastalarımıza önerim, bu konuda profesyonel bir hekimin denetiminde ve izleminde egzersizin, diyetin ve ilaçların düzenlenmesidir. Yoksa yayınevlerinin çok satanlar rafındaki kitapları alarak uygulayacakları kendi kendilerine yöntemler, onlara kısa sürede yararlı gözükse de , uzun sürede mutlaka zarar verecek ve onları yıllarca kendi bedenleri ile mücadele edenler bireyler olma yoluna itecektir.
Egzersizin her tipi yararlı ama kişiye en uygunun saptanıp uygulanması da ayrı bir konu. Önümüzdeki yazılar da ondan ve çocuklardaki uygulamalardan bahsedeceğim…
1.Review
International Society of Sports Nutrition position stand: meal frequency
Paul M La Bounty1*, Bill I Campbell2, Jacob Wilson3, Elfego Galvan4, John Berardi5, Susan M Kleiner6, Richard B Kreider7, Jeffrey R Stout8, Tim Ziegenfuss9, Marie Spano10, Abbie Smith8and Jose Antonio11
· *Corresponding author: Paul M La Bounty paul_la_bounty@baylor.edu
Author Affiliations
1Dept. of Health, Human Performance and Recreation, Baylor University, Waco, TX, USA
2School of Physical Education and Exercise Science, University of South Florida, Tampa, FL, USA
3Department of Exercise Science and Sports Studies, The University of Tampa, Tampa, FL, USA
4Dept. of Exercise and Nutrition Sciences, University at Buffalo, Buffalo, NY, USA
5Precision Nutrition Inc., Toronto, ON Canada
6High Performance Nutrition, Mercer Island, WA, USA
7Department of Health and Kinesiology, Texas A & M University, College Station, TX, USA
8The University of Oklahoma, Norman, OK, USA
9The Center for Applied Health Sciences, Stow, Ohio, USA
10Spano Sports Nutrition Consulting, Atlanta, GA, USA
11Department of Exercise Science and Biology, Nova Southeastern University, Fort Lauderdale, FL, USA
For all author emails, please log on.
Journal of the International Society of Sports Nutrition2011, 8:4 doi:10.1186/1550-2783-8-4
The electronic version of this article is the complete one and can be found online at: http://www.jissn.com/content/8/1/4
Received:
18 February 2011
Accepted:
16 March 2011
Published:
16 March 2011
© 2011 La Bounty et al; licensee BioMed Central Ltd.
This is an Open Access article distributed under the terms of the Creative Commons Attribution License (http://creativecommons.org/licenses/by/2.0), which permits unrestricted use, distribution, and reproduction in any medium, provided the original work is properly cited.
Abstract
Position Statement: Admittedly, research to date examining the physiological effects of meal frequency in humans is somewhat limited. More specifically, data that has specifically examined the impact of meal frequency on body composition, training adaptations, and performance in physically active individuals and athletes is scant. Until more research is available in the physically active and athletic populations, definitive conclusions cannot be made. However, within the confines of the current scientific literature, we assert that:
1. Increasing meal frequency does not appear to favorably change body composition in sedentary populations.
2. If protein levels are adequate, increasing meal frequency during periods of hypoenergetic dieting may preserve lean body mass in athletic populations.
3. Increased meal frequency appears to have a positive effect on various blood markers of health, particularly LDL cholesterol, total cholesterol, and insulin.
4. Increased meal frequency does not appear to significantly enhance diet induced thermogenesis, total energy expenditure or resting metabolic rate.
5. Increasing meal frequency appears to help decrease hunger and improve appetite control.
The following literature review has been prepared by the authors in support of the aforementioned position statement.