- Kategori
- Tarih
Türkiye özelinde diya-kuadralektik
2007 momentinde kapitalizm-reel sosyalizm momentleri:
% 25 dekadans (talan ve yağma), % 25 birbirinden ayırtsızlık (tam Hegel anlamıyla değil, ‘Burjuvazinin Ölümcül Ayırtsızlıkları’ metni anlamında), % 25 tersine ve düzüne diyalektik, % 25 novum artı boş küme öğeler.
2007 momentinde Türkiye’de kültür modları:
% 25 proto-feodal (göçerlik), % 25 feodal (köylü, çiftçi), % 25 sanayi (mesai, işçi, memur, zanaatkar), % 25 bilgi toplumu (internetleşme oranı).
(Her 2 dağılım da kabaca düşünülmüştür ve aralarında keskin kontrast yoktur.)
Bunları 2 makro-moment sayarsak, bunların arasında temelde diya-kuadralektik olmak üzere, çok küsurlu poliyalektik olur, düzüne ve reeli olduğu denli, tersinesi ve karmaşık olanı da olur.
Birinci aşama: 2 diziyi de, 1-4 arasında sıralarsak, bunların kombinasyonu 16 tane olur. Bunları 16 yerine, 1-1’den 4-4’e kadar sıralarsak, sayfa üzerinde daha kolay inceleriz.
Proto-feodal dekadans
1-2
1-3
1-4
2-1
Feodal ayırtsızlık
(köylülüğün dünyaya kapanması)
2-3
2-4
3-1
3-2
Kapitalizm-reel sosyalizm diyalektiği ve diyalektiksizliği
3-4
4-1
4-2
4-3
Bilgi toplumunun novum öğeleri
İkinci aşama: 2’liler. Bunları zamansal olarak ardışık olarak alırsak, kültürel modlarda 3 tane 2’li olur (feodalizm- sanayileşme dekadansından novum öğelerine kadar olan 4’lü dizi, ‘3 tane 2’liden yalnızca 1 tanesidir). Eğer ardışıklığı gözetmezsek, 16’lı bir kümemiz olur. Bunlardan bilgi toplumunun proto-feodal moda dekadansı gibi, bir kütürel modun kendinden 3 önceki moda çözünmesi gibi, ekstrem bir durumdan söz edilse de, imkansız değildir, benzeri ve/ya yakını örnekler mevcuttur. Tarihte genelde ardışık modlar arasında ileri geri salınım epeyi gözlenir, örneğin 4 engizisyon ve 4 rönesans yerzamanı vardır.
Her kültürel modun, Murdoch bakış açısıyla, 10-1.000 arasında altküme tanımları olduğunu da aklımızda tutmalıyız. Örneğin bu durumda, sanayi modundaki öncü sanatın bilgi toplumundaki öncü sanata dönüşümü (burada diyalektikler ve novum öğeler) 3-3-10 gibi 3’lü bir altyazımla gösterilebilir.
Başa dönelim:
Bu metnin temel kaygısı, kültürel değişimin başkalaşıma ve dolayısıyla yeni bir dile gereksinime kayıyor olabileceği bir momentte, klasik söylem düzleminde kesitler almaktır ki gelecekte kültürel çeviri mümkün olsun. Elimizdeki bu binlerce yeni olabilecek öğenin önemli bir bölümü zaman içinde tasfiye olacak ve 10 civarındaki bölümü tarihin itici-makro-belirgin gücü olacaktır.
Şu yeranda tarihin en büyük itici güçleri, bilgi toplumunun ölümsüzlük, uzaycılık, robotçuluk, yazılımcılık (hem ölümsüz yazılım anlamında, hem de insandan zeki yapay zeka anlamında) öğeleridir. Nükleer enerjicilik 1945’teki 2 atom bombası nedeniyle, taa o zamanda beri tarihin ‘geriye itici güçleri’ arasına girdi. Bu da bize, itici güçlerin frenleyici de olabileceğini gösteriyor ki tarihte böylesi örnekler de çoktur, örneğin Osmanlı’nı askeri gücünün onu zaman içinde durağanlaştırması gibi.
Elimizdeki temel tablodan neler çıkarsayabiliyoruz, bir de onlara bakalım:
Türkiye’deki kültürel modlar oldukça geçişlidir. Üstelik 1 kuşakta 3 mod sıçrama ve/ya geriye düşme gibi en uç 2 örnek bile görülebildi. Bu durumda çelişme ve çatışmaları, epeyi kez tanımsal muğlaklığa ve ayırtsızlığa kayma olarak tezahür edebilir. Örneğin birçok entellektüel, yaşamının 50 yılını büyükkentte bilgi toplumuna geçiş için kullandıktan sonra, yaşamının son üçte birini, bir Güney kasabasında en ilkel kültürel modda (toplayıcılığın en basiti) geçirebilmekte. Sözü edilen kategoride binlerce kişi yer alıyor ki zaten entellektüel kesim toplumun %o 1 oranı demek ve o da şimdi-burada 75.000 kişi yapar.
Türkiye özelinin önemi burada:
Her tür çeşitlilik bir insanat bahçesi gibi mevcut ve hiçbirindekiler yadırganmıyor ve aralarında belki 100.000 yıllık kültürel fark olan 2 kişi yanyana yaşayabiliyor ama çoğunluk savaşıyorlar. En geridekilerin en barbar olduğunu belirtmek gerekmesin.
İşte bu iç gerilim, dış düzlemde, Türkiye’nin ya parçalanmasını, ya da emperyalistleşmesini getirecek ki 11 Eylül’den beridir emperyalistleşme yolundayız ama bu İngiltere’nin ABD kulluğuyla / vassallığıyla emperyalizmi gibi bir durum olacak. Vasimiz ABD de olabilir, AB de.
Türkiye hala bir 3. Dünya ülkesi olduğu için, 1. Dünya bizim örneğimizde kendi feodal ve sanayi kültürel modu kalıntılarını daha rahat inceleyebilir. Tuhaf bir kültürel kompleks ile bu gerçeği kendilerine yediremiyorlar. Bugün ABD, Rusya, Japonya, Çin hala epeyi köylülük öğesi taşıyor. Basit bir örnek, sanayileşmenin 250 yılı çoktan geçilmişken, AB’de evkadını oranı üçte bir. Bu kendiliğinden nüfusun üçte birini muhafazakar kılar. Bir de bunların daha yüksek oranlı annelerini hesaba katın, torunlar yani yeni kuşak nasıl bir baskı altında kalır rahatça anlaşılabilir. Türkiye’de ise, imam nikahı, kan davası, töre cinayeti, başlık parası, kuzen evliliği, berdel nikahı, beşik kertmesi, 16 yaş altı evlenmeler vaka-yı adliyedendir. Yargıçlar (yasalara aykırı olmasına karşın) imam nikahından dolayı, hiç kimseyi hapse mahkum etmez. Daha ironik olarak, internette ‘chat’ yaparak tanışan çiftlerde bile, kız isteme sürmektedir.
Bunları açımladık. Şimdi gelelim makro-makro açılıma:
Türkiye’deki bu kültürel etkileşimler, reforma mı yol açacak, regresyona mı? Vektörlerin çoğu regresyon gösteriyor, ancak azınlığın azınlığı, 3 askeri darbeden ve 3 liberalizmden sağ kalmış çok az kişinin, toplu bilisizlik yaratan bir direnişi var. Bunlar da toplumun cıvıtmasını frenliyor. Yine bunların libidosu, 100 milyonu geleceğe taşımaya yetmiyor.
Bu durumda, ya toplum kendi üzerine çökecek ve çok çok küçük bir azınlıktaki bireyler (nesi?, ‘kümesi’ değil) 5. kültürel moda fırlatılacaklardır, yani dahileşeceklerdir; ya da iç uzlaşma ile eskiden cezalandırılan akil kişiler toplumun hiç olmazsa % 20’sini 5. kültürel moda taşıyacaklardır.
Tarihe baktığımızda, sonuçların bu denli keskin kontrastlı olmadığını görüyoruz. Demek ki gerçek durumda arada geçişli salınımlar olacak.
Metinden çıkarken:
Bu konulan ana kavramsal çerçeve ileride de uzun süre işe yarayacak. Demek ki belli olgularda ve olaylarda bu çerçeveye dayalı yorumlar da gelecekte mümkün olacak.
Bir de okurun kendini bu haritada nerede saydığı ve aslında nerede olduğu (tutum ve davranış farklılığı toplumumuzun özelliklerindendir) çok önemli. Onu da okurun kendi vicdanına bırakıyoruz.