- Kategori
- Tarih
Yavuz Sultan Selim Sina Çölü'nü geçerken ön tarafta kim yürüyordu?
Ben yerin göğün dualar içinde olduğuna inanırım. Sıkçada söylerim.
“Yer gök dua ile dolu.”
Maneviyatın önemini iyi bilirim. Benim maneviyatım güçlüdür.
Rahmetli babam ve annem nur içinde yatsınlarki bizlere ne kadar güzellikleri aşılamışlar. Oysa ikisi de ne kadar genç yaşta hayata veda ettiler…
Bazıları – bazı olaylara inanmazlar, inanmak istemezler.
Doğrudan kabul etmek onları rahatsız eder.
Zorlarlar.
“Hayır, öyle olmaz – öyle olmamıştır da hayal görmüştür – sen bu saçmalıklara inanmıyorsun değil mi?”
“Yoo inanıyorum. Elbette inanıyorum. İnanmamak İslama inanmamaktır.”
“Olurmu canım bir de mantık var.”
“İyide en büyük mantıktır zaten İslam.”
Bu tür konuşmalar sürerde gider.
Buna inanmayanlar maalesef bir kahve fincanının içindeki şekillenmiş kahve telvelerine inanırlar! Peki, bunun mantık neresinde?
“Canım inanmıyoruz ki, eğleniyoruz.”
“İyide geçen gün bana falanca yerde fala baktırdığım kadın ne dediyse çıktı, her şeyi bildi demiştin”
“Evet, bilmişti…”
Şimdi tekrar soruyorum bu mantıklı mı?
Fala inanılmalı mı?
Bence asla inanmamalı…
Eskiden insanlar belkide bu kadar içlerini karartmamışlardı. Daha bir beyaz, şeffaftılar.
İyi kalpli denilir ya herhalde öyleydiler.
En azından şimdiki kadar bencil değillerdi.
O zamanda bazı bilinmeyenleri bilir halde görmek onlara nasip oluyordu…
Yavuz Sultan Selim’le ilgili bir anlatıyı aktaracağım sizlere…
Benim çok etkilendiğim bir anlatıdır.
&
Yavuz Sultan Selim, ordusuyla beraber Mısır seferine çıkmıştı.
Mısır’ın merkezi Kahire’ye ulaşmak için Sina Çölü’nü geçmek gerekiyordu.
Kurak ve çorak bu çölü geçmek neredeyse imkânsız gözüküyordu.
Tüm bu olumsuzluklara rağmen Yavuz, Sina Çölü’nü ordusuyla geçmeye kararlıydı.
Ordu içinde bunun imkânsız olduğunu söyleyenler olduysa da onları susturmasını bildi.
Sina Çölü’nü geçerken yaşanan şu vaka ibretliktir:
Sina Çölü’nde yıllardan beri yağmur yağmamasının verdiği kuraklıkla, müthiş sıcaklık ve kum fırtınası vardır.
Çölde ilerlerken Sultan Selim Han, bir ara atından iner.
Sultanın ardından tüm devlet adamları da attan iner.
Başta Sultan Selim Han ve tüm ordu, kurak ve çorak Sina Çölü’nde yayan yürümektedir.
Ordu harap ve bîtab hâle gelmiştir.
Fakat Yavuz, büyük bir edeb ve huşu içinde yürümeye devam etmektedir.
Sebebi sorulunca; bütün heybet ve azametinden sıyrılıp, sükûnet ve edeple şöyle der:
“Önümüzde, Fahr-i Kâinat Resûlullah Efendimiz Hazreti Muhammed yürümükteyken, at üstünde gitmekten hayâ ederim!”
Yavuz ve ordusu bir hafta gibi kısa bir sürede Sina Çölü’nü geçerek tarihte eşine az rastlanır bir başarıya imza atmışlardır.(alıntı)
Ben sözlerimi tekrarlayacağım.
Yer gök dua ile kaplı…
Nazan Şara Şatana