- Kategori
- Siyaset
Türkiye sonu belirsiz maceralara sürükleniyor
Türkiye sonu belirsiz maceralara sürükleniyor
Dünyada savaş rüzgârları Balkanlar, Ortadoğu ve Kafkaslar şeklinde ifade edilen bir şeytan üçgeninde kâh orda kâh burada esmeye devam ediyor. Irak’taki yangın bitmeden, Afganistan’daki yangın bitmeden –hatta bu yangının alevleri komşularını da sarma olasılığı çok güçlenmişken, Amerikan emperyalizmi bu kez de Kafkasları karıştırdı.
Kafkaslarda ABD, Saakaşvilli gibi bir piyonu kullanarak Rusya’ya elense çekti.
Batı ve ABD emperyalizmi, 1991 yılında Sovyetlerin yıkılmasından bu yana, Sovyetleri yıkmakla yetinmeyerek Rusya’yı, çevresinde gerçekleştirdiği renkli “devrim”lerle, enerji hatlarındaki operasyonlarıyla ve benzeri yöntemlerle çevreleme stratejisi izlemekteydi.
Rusya da öyle kuru gürültüye pabuç bırakmayacağını anında belli ederek karşı hamlesini yaptı.
Olanlar, filler itişirken otların ezilmesi gibi, Gürcistan’a oldu. Dünya kamuoyu ve halkı önünde rezil rüsva olan bir başkan, binlerce ölü ve yakılıp yıkılan bir ülke…
Kafkaslardaki fillerin bu itişmesinde Türkiye AKP hükümetiyle, fırtınalı bir denizde rotasız bir gemi olduğu ya da rotasını Atlantik ötesine göre ayarladığı anlaşıldı. Şekere bulanmış mermiler gibi, insani yardım görünüşüne bürünmüş NATO ve Amerikan savaş gemileri birer birer Boğazlardan geçmeye başlayınca, herkesin aklına birden bire Breslav ve Göben zırhlılarının tarihsel provokasyonu düştü. Kimileri “AKP hükümeti Montrö’yü deldi” diye basın bültenleri dağıttı.
Ancak sorun o kadar basit değildi.
Evet, ABD Karadeniz’de savaş filosu bulundurmayı amaçladığından Montrö’den rahatsızdı. Türkiye’ye baskı yapıyor, Romanya ve Bulgaristan’ı öne sürüyor, çeşitli taktikler deniyordu ama şimdilik Boğazlardan geçen savaş gemileri Montrö’yü delmemişti.
Nitekim henüz Genelkurmay Başkanlığı’nı devir teslim töreninde Büyükanıt Paşa’nın yaptığı şu açıklaması önemlidir:
“Bazı kişiler, Montrö Antlaşması’nı okumuyor, ama yazıyor. Montrö Antlaşması harfiyen uygulanıyor. Şu anda Montrö Antlaşması’na aykırı bir durum Karadeniz’de yok, bu kadar basit. Montrö Antlaşması’ndan memnun olmayanlar yok mu, var. Montrö bizim için çok önemli. Karadeniz, bölgenin en sakin denizi. Çevredeki bütün sorunları Karadeniz’e giydirmeye çalışıyorlar.”
Paşa somut, net ve çok anlaşılır bir şekilde durumu özetliyor ve Montrö’den Amerika’nın rahatsızlığını ve sorunsuz Karadeniz’i karıştırmaya çalıştığını saptıyor.
Bu konuda uyarıcı bir açıklamada Rusya Genelkurmay Başkan Yardımcısı General Anatoli Nogovitsin’den gelmiştir.
Nogovitsin, Karadeniz’de “savaş gemisi kaynadığını”, “1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi uyarınca Karadeniz’e kıyısı bulunmayan yabancı bir ülke”nin, Karadeniz’e toplam 45 bin tonu geçmeyecek askeri gemi” sokabileceğini, bu gemilerin burada ancak üç hafta kalabileceğini belirtiyor ve şöyle devam ediyor:
“NATO savaş gemilerinin amacından haklı olarak şüphelenen Rusya, Karadeniz Donanması üzerinden yabancı deniz araçlarını askeri kurallara göre takibe başlamıştır. 21 günün sonunda NATO savaş gemileri burada kalamaya devam ederse, çıkmalarıyla ilgili ilk sorumlunun Türkiye olacağını hatırlatmak isterim.” (Teoman Alili/ Aydınlık)
Burada Nogovitsin’le Büyükanıt Paşa’nın NATO gemilerinin Montrö’yü ihlal edip etmediği konusunda görüşleri örtüşüyor. İki asker de net bir görüş ortaya koyuyorlar: Montrö delinmemiştir; üç hafta sonrası önemlidir.
Acaba 21 gün sonra Türkiye Karadeniz’den NATO savaş gemilerini nasıl çıkaracak?
ABD’nin girdiği yerden kolayca, barışçı bir şekilde çıkıp gittiği görülmemiştir.
Rusya haklı olarak tedirgindir.
Burnunun dibine, sadece Rus kentlerini değil, Baltık kıyılarını, örneğin St. Petersburg’u bile vurabilecek kapasitede100 civarında Tomahawk füzesi toplandı. (Nogovitsin’in açıklamasından)
Böyle olunca Rusya kendi savaş filosunu en üst düzeyde alarma ve harekete geçirdi. Karadeniz şu anda patlamaya hazır bir yanardağın dumanlarını ve homurtularını çıkarmaktadır. Genelleşmiş bir savaş ve çatışma olasılığı her gün biraz daha artmaktadır.
Ve Türkiye böyle bir ortamda, kendi iç sorunlarına gömülmüş, iktidar çarpışmalarıyla sarsılmakta, üzerinden bir Ergenekon heyulası dolaştırılmakta, ülkenin en aydın ve yurtsever, sağlam şahsiyetleri, ilk mahkemede salıverilecekleri aşikâr olmasına rağmen sudan ve mesnetsiz nedenlerle tutuklanmaktadır.