- Kategori
- Çevre Bilinci
Türkiye'yi bekleyen tehlike: su savaşları
İnsanlar su için birbirini kıracaklar
Washington Post gazetesi:
"Isınma, Küresel Su Çatışmalarını Alevlendiriyor"
Küresel ısınma ülkeler arası su çatışmalarını tetikleme ve alevlendirme yeteneğinde. Su için muhtemel bir çatışma, teorik bir iddia değil, bir gerçekliktir. Türkiye, Suriye ve Irak'ın Fırat ve Dicle nehirleri yüzünden karşı karşıya gelmeleri, ilerde su nedeniyle çatışabileceklerinin işareti olmaktadır…
Küresel ısınma, dünyayı sıcak bir gezegen haline getirdi. Ancak bu her yerde aynı sıcaklık dereceleri hüküm sürecek demek değildir, her yerde aynı iklimsel özellikler hâkim olacak, her yerde aynı kuru sıcaklıklar hüküm sürecek demek değildir. Böyle bir biteviyelik asla görülmeyecektir. İklim bazı yerlerde daha sıcak, bazı yerlerde çölleşmenin acı gerçeği, bazı yerlerde de tam tersine sel baskınları, El Nino gibi afetler hüküm sürecektir. Örneğin küresel ısınmanın Türkiye’deki tezahürlerinden biri olan çölleşmenin, Maraş’la Kocaeli’ne çekilecek bir hattın iki yanındaki genişçe bir mesafede cereyan edeceğini hesaplamaktadır bilim insanları. Bunun nedeninin, ısınan hava koşullarında atmosferdeki su buharının çok fazla artması olayında olduğunu bilim insanları açıklamaktadır. Atmosferdeki aşırı birikmiş su ise yeryüzüne dengesiz bir inişe sahiptir. Bundan dolayı küresel ısınmanın doğal sonuçlarından biri, bazı yerlerde doğal afetler olurken bazı yerlerde kuraklığın cereyan etmesidir…
Hükümetler arası İklim Değişikliği Kurulu'nun önde gelen yazarlarından Stephen Schneider: "Hava ısındığı zaman atmosferde daha fazla su olacak. Bu bilimsel ve değişmez bir gerçek. Küresel ısınma kuraklığı ve selleri arttırıyor." Evet, ters geliyor ama gerçek bu. Havadaki aşırı nem nedeniyle bazı yerler afetle boğuşuyor ya!
“Bu küçük bir kuraklık olmayacak…”
Atmosferde biriken suyun ne zaman ve nereye düşeceği tam bir muammadır. Hükümetler arası İklim Değişikliği Kurulu'nun, Güney Avrupa, Ortadoğu, Kuzey Afrika, Güney Avustralya, Patagonya ve ABD'nin güneybatısında kuraklık görüleceği uyarısında bulundu.
Columbia Üniversitesi Dünya Rasathanesi araştırmacılarından Richard Seager'in "Bu küçük bir kuraklık olmayacaktır" diyor.
Türkiye, Irak ve Suriye, Fırat ve Dicle suları için birbirleriyle anlaşmazlık halindeler.
Sudan, Etiyopya ve Mısır'ın Nil nehri üzerindeki ticareti tehdit altında.
Birleşmiş Milletler, Sudan'ın Darfur bölgesindeki kanlı savaşın arkasında su kıtlığı olduğunu söyledi.
Kuraklık yüzünden Somali savaşa gebe.
Zaten Dünya Sağlık Örgütü bir milyar insanın içilebilir suya ulaşamadığını belirtti.
Kuzey Çin'deki eriyen buzullar…
“Gezegenimizin 13 yılı kaldı…”
Sonrası “geridönülemez”in başlangıcıdır
BM, yeni bir rapor yayınladı.
İklim felaketinin nedenleri inceleniyor; geleceğe ilişkin öngörüler yapılıyor.
Dünyanın 13 yılı kaldı…
Uzmanların uyarısı: İklim felaketinin önlenmesi için 2020 yılına kadar önlem alınması gerekli.
2020 yılı geri dönülmez nokta…
Bilim kurgu filmi gibi!
“Geri dönülmez nokta” nedir?
Kutuplardaki ve Grönland’daki buz tabakasının erimeye başlaması ve okyanuslardaki asit oranının yükselmesi demek…
BM Hükümetlerarası İklim Değişimi Paneli (ya da Dünya İklim Konseyi) uzmanlarının önerisi:
Trafik ve konutlardan kaynaklanan emisyonları azaltmak,
Bio yakıtlara, hibrid arabalara, konut ve işyerlerinin izolasyonuna öncelik vermek,
Ama en etkili önlem enerji tasarrufu.
Üretim tarzları değişmeli.
Sera etkisine yol açan gazlardan sadece karbondioksitin değil, metan ve gülme gazı olarak bilinen nitröz oksitin de azaltılması gerekiyor.
Ayrıca sadece sanayi ülkeleri değil, kalkınmakta olan ülkelerin de harekete geçmesi gerekir.
Uzmanlar, sanayi ve tarımda üretim biçimlerinin değiştirilmesini, örneğin çok fazla metan gazına yol açan sulu pirinç tarımı yerine kuru pirinç tarımı yapılmasını öneriyorlar.
Sera etkisine yol açan gazlarda indirim sağlanması durumunda dünya iklimindeki sıcaklık artışının iki derece ile sınırlandırılabileceği tahmin ediliyor.
Küresel ısınmanın esas etkeni kapitalist emperyalist sistemdir.
Dünya meteorolojinin nihayet bilimsel ve istatistiksel bağlamda 150 yıllık bir geçmişi vardır. Genel kayıtların tutulmaya başlanmasının 150 yıllık bir geçmişi bulunmaktadır. Bu dönem içinde 2007 yılı, İngiliz Meteoroloji uzmanlarına göre en sıcak yıl olarak tarihe geçebilir. Henüz pabucu dama atılmamış durumda bulunan bir mevcut en sıcak yıl olarak 1998 yılı tekliğini muhafaza etmektedir.
"Tahminlere göre küresel sıcaklığın, uzun dönemli ortalama olan 14 santigrat dereceden yarım derece daha sıcak olması mümkün. Bilim adamları bu duruma iki sebep gösteriyor... Bunlardan birincisi insan faaliyetlerinden doğan sera etkisine yol açan gaz salımları. Bir yılın diğerinden daha sıcak olacağını tahmin etme imkânı veren bir diğer faktör ise El Nino iklim hareketinin kendini yeniden göstermeye başlaması. El Nino iklim hareketi her 4 ila 7 yıl aralığında, Güney Amerika’nın batı kıyılarında Büyük Okyanus’un olağandışı ısınmaya başlamasıyla oluşuyor, bu sırada derinlerde soğuk sular yüzeye yükselemiyor. Normalde soğuk ve güneyden kuzeye doğru akan suyun belli yıllarda akış yönü değişiyor ve ısınıyor. Bu durum, sadece okyanusta yaşanan canlılara zarar vermekle kalmıyor, dünya genelinde beklenmedik hava olaylarının yaşanmasını, maddi hasar ve can kayıplarını getiriyor. El Nino iklim hareketi dâhilinde ısınma süresinin uzamasıyla da bu yıl küresel sıcaklığın artması bekleniyor. Uzmanlar ayrıca 2006’nın İngiltere’de kayıtların tutulmaya başlandığı 1914’ten bu yana görülen en sıcak yıl olduğunu belirtiyorlar. El Nino’nun etkisi, zayıf, orta, güçlü, çok güçlü ve olağanüstü şeklinde seviyelendiriliyor. Büyük Okyanus’ta şu anda orta düzeyde El Nino etkisinin gözlendiği belirtiliyor. Bu durum da uzmanların 2007’nin en sıcak yıl olabileceği tahminlerini kuvvetlendiriyor. Son yıkıcı El Nino etkisi 1997–98 yılları arasında yaşandı. Yaşanan doğa olaylarının dünyaya faturası 2 bin can kaybı ve 20 milyar sterlin oldu.” (*1)
Küresel ısınmanın etkileri artıkça dört gözle beklenen yaz tatili kâbusa dönüşmektedir. On gün önce, çorcocuk Antalya’ya gidelim diye yola düştük; akşam 22.00’de vara vara vardık ki; cehenneme ulaşmışız! Sabaha kadar uyku dünek yok. Vücudunun terlemeyen yeri yok… Sürekli bir ıslaklık içinde insan deliriyor; solucan gibi. Büyük Atatürk, “şüphesiz Antalya, dünyanın en güzel yeri” demiş ama Mart ayının Antalya’sı da gerçekten dünyanın en güzel yerlerinden biridir. Yazı hariç! Yaz ayları tam bir inzivadır. Ya evinden klima karşısından dışarı adım atamazsın, ya da işyerinden! Ertesi gün öğleye kendimizi Burdur’a zor attık ve “Ohhh! Şükür; gadın Burdur’umuz” diyerek… Neyse, şakayı bir yana bırakalım. Küresel ısınma etkilerini artırdıkça gerçekten turizmi vuracağa benzer.
Küresel ısınmanın esas nedeninin atmosfere salınan sera gazları olduğunu bilim insanları açıklamaktadır. Bilim insanları küresel ısınmada suçu sera gazlarıyla sınırlamaktadırlar. Bazen içlerinden bazısı “insan unsuru”ndan bahsetmektedir. İşte buradaki “unsur” sözcüğü kapitalist yabancılaşmanın ifadesi olmaktadır. “İnsan unsuru” esasen bunun da gerisindeki bireyci kar ve kişisel çıkar sisteminin gizlenmesine, perdelenmesine hizmet etmektedir. Sera gazlarını sistemin sanayi bacaları, santralleri, hava ve otoyol nakil araçları yapmıyor mu? Kapitalist sistem doğayı ve insanı yıkıma uğratmıştır, daha fazla kar ve rant uğruna. Yıllardır çevre doğası için bir felaket olan Yatağan’a niçin filtre taktıramıyorlar? Kar ve rant nedeniyle. Filtre için büyük paralar harcamak istemeyen sistemin mantığı…
Akdeniz kuzeye çıkacak…
“Bilim adamları, ısınmanın bu şekilde sürmesi durumunda Akdeniz’deki tatil merkezlerinin cazibesini yitireceği, (bu yıl da sıcak hava dalgasına teslim olan) İngiltere, Almanya gibi ülkelerin yeni turizm merkezleri haline gelebileceğini…” hesaplıyorlar. Yaz sıcaklarına teslim olan ve serin günlerin hayalini kuran Orta ve Kuzey Avrupa’da küresel ısınmanın doğal sonuçları böyleyken, 40 derecenin üzerindeki sıcaklarla kavrulan Akdeniz havzasında insanlar ya klimalı ortamları ya da daha serin alanların arayışına girmişlerdir. Buradan da anlaşılıyor ki, orta ve uzun vadede küresel iklim değişimi “küresel turizm akımları”nın yönünü değiştirecek gibi gözükmektedir.
“İngiliz ve Hollandalı bilim adamlarının yaptığı araştırma, 2080’li yılların yaz aylarında örneğin İngiliz ve Almanlar’ın Akdeniz’e gitmek yerine kendi ülkelerinde kalmayı tercih edeceğini gösteriyor. İngiliz ve Almanlar’ın, Avrupa’nın en çok seyahat eden milletleri olduğu düşünüldüğünde bu Akdeniz turizmi için ağır bir darbe anlamına gelebilir. Çoğu Kuzey Avrupa’dan olmak üzere her yıl 116 milyon kişi Akdeniz’e gidiyor ve yaklaşık 100 milyar dolar para harcıyor.”(*2)
Araştırmaya göre, Akdeniz havzasına her yıl gelerek 100 milyar dolar para harcayan 116 milyon kuzey Avrupalı kitlesinin tatil eğiliminde küçük bir sapma olmasının sonucunu düşünmek bile istemiyor insan. Akdeniz havzası (Türkiye, İspanya, Fransa, İtalya, Yunanistan ve Fas gibi ülkelerin) ekonomilerinde deprem olasılığının çok yüksek olduğu gerçeği karşısında bu ülke yöneticileri ciddi ciddi düşünmelidirler.
Küresel ısınmanın doğal sonucu kuraklık, su savaşlarını tetikleyebilir
Küresel ısınma sadece turizm gelirlerinde düşme sonucunu doğurmaz. Aynı zamanda kuraklığa neden olacaktır. Öte yandan orman yangınlarının olağanüstü oranda artmasına neden olabilir. Sonuçta su sıkıntısı baş gösterecektir. Ve Türkiye-Suriye ve Irak Fırat ve Dicle sularının, Doğu Afrika ülkeleri de Nil sularının başında boğuşabilecektir.
BM ve diğer uzmanların bilimsel araştırmalarının yarattığı panik ortamından da AB emperyalistleri yararlanmaya çalışmakta, Türkiye’ye, Boğazlar’ın ve Fırat ve Dicle sularıyla GAP’ın denetiminin uluslar arası bir kurula bırakmamız konusunu dayatmaktadır.
(*1) (04.01.2007/BBC)
(*2) (29.07.2006/DW-World)