- Kategori
- Güncel
Türkiyenin rönesansı, T.C. Cumhuriyeti

Yaşasın T.C. Cumhuriyeti
Rönesans’ın kelime anlamı “yeniden doğuş”tur. Orta Çağ ve Reformasyon arasındaki tarihi dönem olarak anlaşılır. 15-16. Yüzyıl İtalya’sında batı ile klasik antikite arasında sanatbilimfelsefe ve mimarlıkta bağın tekrar kurulmasını sağlayanAntik Yunan filozof ve bilim adamlarının çalışmalarının çeviri yoluyla alındığıdeneysel düşüncenin canlandığıinsan yaşamı üzerine yoğunlaşıldığı matbaanın bulunmasıyla bilginin geniş kitlelerle paylaşımının arttığı ve radikal değişimlerin yaşandığı dönemdir. Rönesans uzun zamandır geriye düşmüş olan Avrupa'nın ticaret ve Coğrafi Keşifler'le yükselişinin öncüsü olmuştur. İtalyan rönesansı bu dönemin başlangıcı olmuş, sanatsal ve bilimsel gelişmeyi ifade etmiştir.
Avrupada Rönensansından yaklaşık 3 yüzyıl sonra parçalanmakta olan Osmanlının son kalan toprak parçasını işgal etmiş olan emperyalistleri, Anadolu insanını örgütleyerek ülkeden kovup, imparatorluğun küllerinden ulus bir devlet kuran bir önder ortaya çıktı onun adı “Mustafa Kemal Atatürk’tü” Gerçekleştirdiği tüm devrimlerin anası Cumhuriyet oldu. Bu adeta Anadolunun rönensansı idi, o yıllarda köhnemiş, çağdışı, keramet odaklı, hurafe ve akıldışı uygulamaların egemen olduğu Anadolu tüm bu çağdışı düşüncelerden arındırıldı ve Ülkemiz rasyonel aklın, bilimin, fen kuralları egemen kılındı.
Yüce Atatürk aklı ve bilimi Türkiyeye rehber yaptı. Fen ve teknoloji ile durmadan düşündü çalıştı ve şu sözleri söyledi:
“İlim ve fennin dışında yol gösterici aramak gaflettir, cahilliktir, doğru yoldan sapmaktır. Yalnız ilmin ve fennin, yaşadığımız her dakikadaki safhalarının gelişimini anlamak ve ilerlemeleri zamanında takip etmek şarttır.”
“Bin, iki bin, binlerce yıl önceki ilim ve fen lisanının koyduğu kuralları, şu kadar bin yıl sonra bugün aynen uygulamaya kalkışmak elbette ilim ve fennin içinde bulunmak değildir.”
“Milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur.”
“Her işin esas hedefine kısa ve kestirme yoldan varmak arzu edilmekle beraber, yolun kabul edilebilir; mantıki ve özellikle ilmi olması şarttır.”
“İlim ve fen ve ihtisas nerede varsa, sanayi nerede varsa, gidip öğrenmeye mecburuz.”
“Hiçbir tutarlı kanıta dayanmayan birtakım geleneklerin, inanışların korunmasında ısrar eden milletlerin ilerlemesi çok güç olur; belki de hiç olmaz. İlerlemede geleneklerin kayıt ve şartlarını aşamayan milletler, hayatı, akla ve gerçeklere uygun olarak göremez. Hayat felsefesini geniş bir açıdan gören milletlerin egemenliği ve boyunduruğu altına girmeye mahkûmdur.”
“İlim tercüme ile olmaz, inceleme ile olur.”
“Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar.”
“İtiraf ederim ki, düşmanlarımız çok çalışıyor. Biz de onlardan daha çok çalışmaya mecburuz. Çalışmak demek, boşuna yorulmak, terlemek değildir. Zamanın gereklerine göre bilim ve teknik ve her türlü medeni buluşlardan azami derecede yararlanmak zorunluluğudur.”
“İnsanların hayatına, faaliyetine egemen olan kuvvet, yaratma icat yeteneğidir.”
“Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için başarı için en gerçek yol gösterici ilimdir, fendir.”
“Başarılı olmak için aydın sınıfla halkın zihniyet ve hedefi arasında doğal bir uyum sağlamak lazımdır. Yani aydın sınıfın halka telkin edeceği idealler, halkın ruh ve vicdanından alınmış olmalıdır.”
“Halka yaklaşmak ve halkla kaynaşmak daha çok aydınlara yöneltilen bir vazifedir. Gençlerimiz ve aydınlarımız niçin yürüdüklerini ve ne yapacaklarını önce kendi beyinlerinde iyice kararlaştırmalı, onları halk tarafından iyice benimsenip kabul edilebilecek bir hale getirmeli, onları ancak ondan sonra ortaya atmalıdır.”
“Gözlerimizi kapayıp tek başımıza yaşadığımızı düşünemeyiz. Memleketimizi bir çember içine alıp dünya ile alakasız yaşayamayız. Aksine yükselmiş, ilerlemiş medeni bir millet olarak medeniyet düzeyinin üzerinde yaşayacağız. Bu hayat ancak ilim ve fen ile olur. İlim ve fen nerede ise oradan alacağız ve her millet ferdinin kafasına koyacağız. İlim ve fen için kayıt ve şart yoktur.”
“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir.”
Cumhuriyet; Fazilettir, Çağdaş ve Uygar Olmaktır, Gelişmeye Değişmeye Açık Olmaktır, bilimin Yol Göstericiliğidir, Akılcılıkdır, Misak-ı Millî ve Tam Bağımsızlıktır. Türkiye Cumhuriyeti’nin temel nitelikleri, Demokratiklik, insan haklarına saygı, lâiklik, sosyal bir hukuk devleti gibi nitelikler evrensel normlara tamamen uygundur. Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlılık, millî dayanışma, Türkiye devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmezliği, resmi dilin Türkçe oluşu da millî egemenliğimizin, bağımsızlığımızın değişmez öğeleridir.
Bugün, şöyle yaşadığımız coğrafyaya (Ortadoğu v.b) aklımızla baktığımızda Mustafa Kemal Atatürk’ün eserlerine, özellikle Cumhuriyetimize, bu güzel ülkemize, yaşamımıza sahip çıkmak zorunda olduğumuzu görürüz. Unutmayalım ki geleceğimiz buna göre şekillenecek.
Cumhuriyetin kurulduğu gündeki meclisteki vekillerin samimi, onurlu, sevinçli “Yaşasın Cumhuriyet” coşkulu, heyecanlı nidalarına tam 90 yıl sonra aynı Övünç, Çalışkanlık ve Güvenle katılıyorum. “YAŞASIN CUMHURİYET”
Lütfen; Sizde bu coşkulu nidaya aynı heyecanla katılırmısınız, Sevgili okurlar.
Nizamettin BİBER