- Kategori
- Gündelik Yaşam
Tut nefesini ...

Hayatınızdaki her şeyi değiştirmek istediğiniz bir an geldi mi? Saçınızı, yaşınızı, adınızı, işinizi, yüzünüzü, boyunuzu, anılarınızı, yaşadığınız yeri, sevdiğiniz yemekleri, arkadaşlarınızı, bilinçaltınızı, bilinçüstünüzü... Sizi siz yapan herşeyi bir anda değiştirmek istediniz mi?
Bazen çok bezgin hissediyor insan. Aynaya baktığında görecekleri o kadar aşina geliyor ki, bakmasına bile gerek kalmıyor.
“Saat 08:05 de toplantı başlayacak, 08:30 da bitecek, çayımı içeceğim, çaycı yine 2 şekerli getirecek, tek şekerle içtiğimden diğer şekeri bırakacağım. Okunmamış maillerim birikecek, aramadığım arkadaşlarım sitem edecek...” diye devam ediyor gün... Günler.. aylar..
Ne anlamı var?
İlişkiler de böyle hastalanıyor. Belirli rutinlere sokuyoruz duygularımızı, kalıplaştırıyoruz, şekil değiştirmeye çalışıyoruz. Olmayınca kırılıyoruz, olunca başarabildiklerimizi kutluyoruz kendimizce mutlu olduğumuzu düşündüğümüz şeyler yaparak, tükeniyoruz.
Ne yapmak lazım, bilmiyorum. Geleneksel söylemler var tabi, monotonluğu kırmak için. Alternatif geziler, farklı sosyal çevreler, zevk alınan aktiviteler.. vs. Ama önce istemek gerekiyor, daha doğrusu ne istediğini bilmek. Karar veremesen de nereye gideceğine, durmamak.. Yürümek...
Bazen zorlaşıyor, söylendiği kadar kolay yada güzel gelmiyor yaşamak. Yalnızlık değil burada esas olan, yalnız hissetmek sadece... Ya da mutsuzluğunun suçunu yüklemek...
Gerçekten ne istediğini düşündün mü hiç? Ne yapmak istediğini? Yapmak isteyip yapamadıklarından da kötü olan, yapmak istediğin hiçbir şeyin aklına gelmemesi.. Gideceği yönü kaybetmiş dolaşmak etrafta... Bu defa hiçbirşey tatmin edemez seni, çünkü ne yaparsan yap, onu yapmak istememişssindir zaten.
Tesadüfen varolan olaylar arasında sıkışıp kalmışsındır, hayat sensiz de başının çaresine bakmaktadır. Ve sen.. Beklemektesin. Ne beklediğini bilmiyorsun, kayıpsın, yitiksin. Derinlerden bir ses “Çık artık bu dehlizden.. Sen bu değilsin” diye bağırmakta her an. Önemli bir toplantının ortasında, bir film karesinde, banyo yaparken, uyurken ansızın çığlık olup yankılanıyor kulaklarında..
Ne kadar zor görünürse görünsün, kendine göre basit bir düzeni var sanırım hayatın.. “Her şey zamanı geldiğinde..” diye bağırıyor, biz duymuyoruz. Kendimize yaşattığımız acılardan ara verip derin bir nefes aldığımız zaman fısıltıyla duyuyoruz, sonra unutmaya çalışıyoruz. “Her şey, bizim istediğimiz zaman olmalı” diye bağırıyoruz, fakat bu sefer de o duymuyor.
Sonuç? Sonuç yok. Herkesin farklı bir başa çıkma tarzı var hayatla. Kimi bağırır bomboş bir odada başkaları duymasın diye kapıları kapatıp, bir yandan da gizliden duyulmayı bekleyerek; kimi yazar içindeki öfkeyi, yazdıkça bitmesini umut ederek; kimi yalnız kalabalıklara iter kendini, kimi ağlar içindeki hüznü akıtabileceğini düşünerek; kimi uyur sadece zamana karışmadan yaşamak için...
Sen, sen olmaktan yorgun... Sen, senin yaşadıklarına, dostlarına, sana düşman..
İşte o zaman derin bir nefes alıp tutmak ve bir karar vermek lazım... Ya nefesini tutup bir daha vermeyeceksin, ya da tekrar nefes almak için, baştan başlamak için vereceksin o nefesi..
Not: Resim, www.drpozitif.com/Dogru_Nefes_Alma.htm adresinden alınmıştır.