- Kategori
- Felsefe
Üç noktanın gönlüme yansıyan yeni yüzü ve denemelerin denemesi...

"Bir soytarının gözüyle bakıyorum dünya'ya, dünya soytarı..."
Düşler içimdeki dehlizden geçiyorlar bilmem kaç km hızla... Camda yansıyan kalabalığa bakıyorum, rengarenk tüketiyorlar herşeyi, kıyafetler rengarenk ama ruhlar siyah beyaz... Her an yanıldıkları bir diklanşöre basıyorlar farkında olmadan... Acaba gözyaşlarıda rengarenk midir? Gece karanlığında gizli köşelere bıraktıkları ıslak-nemli acılar nasılda sığınacak bir ruh arar (zavallı öksüzler)... Ben ruhunun salıncağında oturmuş elimde bir horoz şekeri nasılda kahkalarla yargı hakını buluyorum kendim de... Gökkuşağını kırıyorum elimde, umutsuz her ruhu idam ediyorum kendi gönül darağaçlarında... Kaldırımlara yağan yağmurda her sevgilinin öpüşme fermanlarını astırıyorum bütün düş çocuklarına... Sonbaharı geri getirmek için mevsimlerin tanrısıyla kıran kırana pazarlıkta ruhum... Sararmış yapraklarıyla bir yürüyüş yolu istiyorum ağaçlar kırallığından... Pandoranın kutusuna saklanmış gibi aşk, kim açsa bir hasret büyüsüdür sızlatan teni...H ücrelerimden sızan karnaval gibi ter bu soğuk havada karın yareni olmuş değdikçe eriten... Acaba Dali hani şu Salvador olan deli resim yaparken hissettiklerini kadınının teninde de hissetmişmidir acaba... Eğer öyleyse o geceye mumlar yakarak fırçalar ekerim gökyüzüne... Oğuz ATAY tutunamayıp en güzel yerine düşerken edebiyatın, yazmak nasıl da kanser gibi sarıyor-ruhumu-düşlerimi-yüreğimi-ellerimi kanserli bir edebiyat ya benim ki harfleri tararken paragrafların arasında iyiden iyiye dökülüyorlar önümdeki sayfaya.... Önceden sırdaş denemelerim bağış topluyorlar biriktirdiğim noktalardan, virgüllerden, en büyük bağışım edebiyat bana bağışlamış; hep onun uzun ömürleri olsun, sen çok yaşa iyimi üç nokta...
Okuyucu anlamlandırmak için uğraşma işte altı üstü üç nokta...
.(seni) .(çok) .(seviyorum)
bugünlerdeki karşılığı...