- Kategori
- Deneme
Üçü de sınıfta kalmışlardı 14. bölüm

Alıntı
Yonca - Çıldırdın mı kızım sen, yok kaçarmış falan, iyi kaç bakalım, ya sonra!? Kucağında bir bebekle, beğenmediğin mahalleye tıpış, tıpış geri dönersin, bizden nasıl ayrılacaksın, bak bunu gerçekten çok merak ediyorum. Nehir - Yonca, sende kızın üzerine fazla gitme, tabi ki kaçmaz, sanki, bu muhitten başka yer mi bildi kız, sitemini nasıl dile getirecek? Eh işte, aynen böyle, ya kaçarım ya göçerim diyecek, her Türk filminde bu sözleri duymuyor muyuz, herkes gibi o da öğrenmiştir.
Nehir - Allah, Allah aklıma nereden geldi? Kaçmak deyince, tası tarağı toplayıp buraya gelişimiz, iyi bağlantı kurayım derken, saçmaladım mı ne? Nehir'in sözünü kesen Yonca tebessüm ederek - Aslında bu anını dün piknikte anlatmış olsaydın, Ankaralı komşularımız bir gün önceden öğrenirlerdi. Tebessümle karşılık veren Nehir - İlahi Yonca, beni güldürdün, işte Ankaralı komşularımız yanımızda ha bir önce, ha bir gün sonra bu anımı öğrense ne olacak, bu gidişle kim bilir bir birimizin ne sırlarına uf-uf olacağız, neyse! İstanbul'un taşı toprağı altın diyerek yurdun her yönünden gelenler gibi, bizim ve sizlerin aileleri de kim bilir yurdumuzun hangi köşesinden gelmişiz.
Mesela biz; Denizlide dedemin tarlası varmış, öldükten sonrada üç çocuğuna kalmış, tarladan ne verim alınırsa, üçe böler paylaşırlarmış. Annem babama - Bey İstanbul'da ki akrabalara bir telefon et bakalım, belki apartman dairelerinde kapıcılık yaparız, çalışmak ayıp mı, bak iki çocuk var hem okurlar deyince, babam - Çocukların okumaları açısından çok iyi olur, Nehir zeki, her şeyi öğrenmeye meyilli, kafası çalışan bir kız, oğlan henüz çok küçük ama, sırf okutmak için bile olsa, vallahi gidelim. Akrabamın iş yerine yarına telefon edeyim. Ertesi gün, babamın telefon etmesiyle, kısa sürede İstanbul'a bu muhite taşınmıştık.
Nil - Solmazın problemi için toplanmıştık, ne iyi oldu, konunun dağılması ile, Solmazın sakinleştiğini görmek ne güzel deyip, kızın yüzüne tebessümle bakıp, aman Solmazcım muhabbetimiz iyice koyulaştı ama, vaktini iyi ayarla yoksa evdekilerden başın ağrır. Solmaz - İş yerinden izin alıp gelmiştim, vaktim var, hem o kadarda uzun boylu değil, inceldiği yerden kopsun demişti, Vedat - Nehir anını tamamla bari yarım kalmasın, kız Solmazın yüzüne anlata bilir miyim der gibi bakıp, Solmazdan onay aldığında, çayını yudumlayarak devam etmiş ve.
- Önceleri, annem, babam kapıcılık yaparak kısa sürede parasına sahip olup, tuhafiye dükkanı açmak istemiş, babamın bu arzusunu apartman sakinleri - Bizler, sizin ailenizden, çalışma düzeniniz den çok mutluyuz, bak kısa sürede de paranıza sahip çıkmışsınız. Sana yardımcı olalım, hiç olmazsa apartmana sizin gibi düzgün birini bulana kadar, sana tuhafiye de ne satılıyor ise, toptancıdan alalım diyen yönetici, devam ederek, babama - Bu muhitte hafta sonu pazara çıkarsın, nasıl olsa bir gün tatiliniz var. Bu gidişle tuhafiyeciliğin inceliğini öğrenip kurdu olursun, tecrübe sahibi olmak başka bir şey, inan ileride bana dua edersin Ali efendi demiş. Babam ve annem çalışkan ve ivedi insanlardı.
Hafta sonunu iple çeken babam, pazara tuhafiye ürünleri, bunun yanı sıra, yüzük, küpe, kolye, süs eşyası biblolar satar, akşamda eve, eli kolu dolu geldiğinde dünyalar bizim olurdu, ben babamın gözlerinde ki o ışığı severdim. Sedat - Neymiş o ışık? Nehir - Hmmm, o ışık, nasıl tarif etsem? Çok farklı, çalışma azminin kıvılcımlarını sanırım babam bana o bakışlarıyla aşılamıştı. Yönetici beyin yardımı ile, küçücük bir dükkanı kiralamıştık, bu bizim ikinci dükkanımız daha geniş, ilkinde sadece bir kişi için oturacak sandalyemiz varken, bu dükkanda üç sandalyemiz olmuştu, içeri gelen uzun uzun bakıp alıyor, yorulduğunda oturuyor, hoş sohbet Halimiz vaktimiz yerinde, babam kapıcılıktan azimle tuhafiye dükkanı açarak, bizleri okuttu, kardeşim henüz orta okula gidiyor, bu tempoda giderse eminim ki üniversiteyi dahi başarıyla bitirir.
Annemin derseniz, vakti bol, çalışmıyor, ama ha bire çene yarıştırır. Onca lafı nereden bulup buluşturur, anlamış değilim. Annem İstanbul'a geldikten sonra, vallahi huy değiştirdi, ağzında sadece dili olan kadın, laf ebesi olup çıktı, bin defa söylesem de anlamıyor, milletin etlisiyle, sütlüsüyle uğraşma günah desemde!. Solmazın üvey annesi birinciyse annemde ikinci - Üçüncüsü yok mu deyip kahkaha atan Yoncaya cevaben Nehir - Herkes! Yani bu, bence herkeste var, laf, söz, ön yargı, eleştiri vs. Dedikodu bir nevi kendi hayatımızla başkalarının hayatında bir kıyaslamadır. Dedikodunun olmadığı yer mi var Allah aşkına, yeter ki sözler çarpıtılmasın Yoncacım.