- Kategori
- Siyaset
Ulus devlet

AKP'nin 2002 yılnda iktidara gelmesi ile birlikte tartışmaya açılan bir çok kavram gibi "Ulus Devlet" kavramı da tartışmaya açıldı ve gündemimize oturdu. Hemen her konuda olduğu gibi bu konudaki "sözde" sorunların kaynağı olarak yine hiç de hak etmediği halde Mustafa Kemal ve onun bu öğretisine yüklenilmeye başlandı...
Etnik köken tartışmaları ile ulus devletin artık sonunun geldiği ve federatif bir yapılanma ile tüm etnik kökenlerin yanyana yaşayabileceği ve söylenmese de "Anadolu Federe Devleti"gibi bir yapıya dönüşülmesi gerektiği dışarıdan ve içerideki malum çıkar çevrelerinden topluma demokrasi ve ifade özgürlüğü adı altında pompalanmaya başlandı.
Dinsel ve etnik farklılıkları kendi ereklerine varmada kullanmaya hazır "emperyalist küresel güçlerin" hazır olduğu bir ortamda, bu gibi tartışmaların ülkemizi bölünmeye götüreceği aşikardır...
Doğru bir sonuca varmak için, Anadolu gibi uygarlığın başladığı ve sadece bölgenin değil ama dünyanın en yoğun yaşam alanı olmuş bir coğrafyayı ve bu coğrafyanın tarihinin iyi incelenmesi gerektiğine inanıyorum.
Anadolu gibi çok farklı etnik kökenden insanı konuk etmiş bir coğrafyada "etnik saflık" doğrultusunda düşünce üretmek olsa olsa bir "akılsızlık" ürünü olabilir. Hemen hepimizin secerisine bakıldığında ortaya çıkan "etnik karışım" çok açık olarak ortaya çıkacaktır.
Atatürk'ün "Ne Mutlu Türküm Diyene" sözünü tam olarak anlayamanlar ve anlayıp da anlamak istemeyenler bu sözü "ırkçılık" olarak görmekte ve bunun "şövenist" bir söylem olduğunu dile getirmektedirler.
Oysa, akıl süzgecinden geçirilip irdelendiğinde, "Türk olana!" değil de "Türküm diyene!" söyleminin ne anlama geldiği daha iyi anlaşılacaktır. Osmanlı tarihi incelendiğinde özellikle de çöküş döneminde Türk öğesi sürekli horlanan, göz ardı edilen bir kavramdır.
Geçen yüzyılın başında dramatik bir şekilde çöken Osmalı İmparatorluğunun küllerinden doğan Türkiye Cumhuriyeti varlığını kanıtlamak ve kaçırılmış olan uygarlık trenini yakalamak zorundaydı. Bunun için de Osmanlı'nin çöküşüne yol açan en önemli eksiklik olan "ulus" kavramını ortaya çıkarmak ve buna sıkı sıkıya bağlanmak durumundaydı.
Dolayısıyla, "İlelebet payidar kalabilmek" için "Ne mutlu Türküm Diyene!" diyerek "Ulusal Birlik"e vurgu yapmak zorundaydı Atatürk Türkiye'si.
Kemalizm'de bizlere dikte ettirilmeye çalışıldığı gibi "Etnik kökencilik, etnikçilik" hiç bir şekilde kabul edilmedi. Kemalizm'in temeli "anti emperyalizm"oldu. Onun için, Atatürk tarafından uygulanan ve günümüze kadar yaşayan "ulusalcılık" etnik kökene değil de "anayasal yurttaşlık" ilkesine dayanan bir kavramdır.
Sebep çok akılcıdır aslında, geçen yüzyılın başında Anadolu'da emperyalizme karşı verilen özgürlük savaşında, hem ulusal birlik, hem de kayıtsız koşulsuz bir ortak paydada buluşmak zorunluydu. Mustafa Kemal Atatürk'ün "Ulus Devlet" vurgusu da bu ortak paydada buluşmaya yönelik idi.
Ne ilginçtir ki; Mustafa Kemal Atatürk'den yaklaşık 100 yıl sonra, emperyalizmin dışarıdan ve içeriden kuşatması altında olan Anadolu'muzu bir arada tutabilecek tek kavram olan "Ulus Devlet" bir kez daha bizim can yeleğimiz olacaktır. Tabii kıymetini ve anlamını bilirsek...