​ Umut sıkı bir dost / Dostluk / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Mayıs '08

 
Kategori
Dostluk
 

Umut sıkı bir dost

Umut sıkı bir dost
 

İşe başlayalı tam on bir ay olmuştu...

Onu beyefendiliği, çalışkanlığı ile yeni bir aile babası olarak tanıdım.

O hafta, pazar akşamından beni arayarak şirkete evrak bırakacağını, istersem beni de işe bırakabileceğini söyledi. Kabul ettim.

Pazartesi sabah işyerine beraber yola çıktık. Programı Alanya’da olduğu için evrakı teslim edip hemen ünitesine yola çıktı... Akşama doğru rahatsızlanıp hastaneye kaldırıldığını öğrendim. Aradığımda sesi boğuk ve bulanıktı. Müdürüyle birlikte hastaneden çıkıp, evine ve sekiz aylık oğlu Ali Mete’ye gitmek istemiş. Müdürünün tekrar doktora görünmelisin çağrılarını kulak ardı edip, Ali Mete ile oynamış o akşam. Ancak, göğsündeki ağrı onu sabaha kadar rahat bırakmamış, sabahı zor etmiş.

Salı sabahı işyerime geldim; kendime bir çay alıp, bilgisayarımın karşısına oturdum ve gelen telefonla irkildim. Ercan acilen hastaneye kaldırılıyordu. Durumunun ciddiyetini kendisi de bizde ilk o an fark etmiştik.

Tüm çalışma ekibi olarak ziyaretine gittik o gün, teşhisi konmuş ve tedavisi başlamıştı. Pnömoni tanısı konmuştu. (hava keseciklerinin ‘alveol’ kılcal damarlardan sızan sıvıyla dolması sonucu ortaya çıkan, daha sonra pıhtılaşan bu sıvının etkilediği bölgenin süngersi yapısını yitirip sertleşmesiyle gelişen bir akciğer iltihabıydı yakalandığı hastalık)…Eşiyle, anne ve babasıyla orada tanıştık.

Bir kaç gün sonra serum tedavisi cevap vermemeye başladı ve doktoru ameliyat olması gerektiğini açıkladı. Etrafında üzgün bakışlar, ameliyat olma korkusunun tüm benliğine yayılışı, oğluna özlemi ile birlikte yatağın içinde küçücük olmuştu. Ama, bu üzgün bakışlardan kendisinin kanser olabileceğini düşünüyordu… Doktor yeniden geldiğinde ‘’Kanser miyim, doğruyu söyleyin’’ dedi.Tetkikleri eline alıp incelediğinde sonucun ‘Pnömoni’ olması biraz da olsa rahatlattı onu.

.............

Ameliyat günü yanına gidemiyoruz, ama telefonla annesiyle görüşüp durumunun iyi olduğu haberini alıyoruz.

Ameliyat gününün ertesi akşamı ziyaretine gittiğimizde göğsünden sarkan borular ve boruların son bulduğu yaklaşık 3 kg lık su şişesiyle karşılıyor bizi. Oda havasız, vücudu dirençsiz… Neşelenmesini sağlayıp, yanından ayrılıyoruz…

Bir hafta sonra yeni bir ameliyat gerekliliği doğuyor, ancak kendini güçsüz hissediyor.Ameliyat olmayı reddediyor. Müdürümüz onu ikna ettiğinde Ercan ‘ın şartı, ‘ameliyat masasına müdürüyle gitmek’ oluyor. Uzun, uğultulu koridordan, sessiz ameliyat masasına müdürünün ellerini tutarak ilerliyor. Üç saatlik ameliyat sonrası göğsüne ikinci bir boru takılıyor. Ancak, ameliyat sırasında doktorumuz göğüste bir kitle fark ediyor.Bu kitleyle ilgili gerekli çalışmayı yapıyor...

Ve Ercan’ın ilk ameliyat öncesi sanrısı gerçek oluyor; Lenfoma ( lenfositlerin oluşturduğu bir kanser tipi). İkinci ameliyattan sonra bunu açıklamak oldukça zor. Doktorumuz ilk olarak aile ve bizlerle paylaşıyor durumu. Ve herkes için uzun bir süreç başlıyor. Ercan, hastalığını öğrendiğinde oğlu Ali Mete’yi görmek istemiyor. Onun karşısında ağlayacağını ve zayıf olacağını düşünüyor.

Ama, Natali oğlunu getiriyor ve Ali Mete bıcır bıcır konuşmalarıyla umut ekiyor çaresiz bakan gözlere.
..............

Hastanede tedavi süreci başladığında kimse onu ziyaret edemedi, vücudunun daha da dirençsiz kaldığı ve ailesinin maskeyle yanında refakat edebildiğini öğrendik. İlk kürün sonunda eve istirahate çıkıyor. Eve dönüşünde bebeğini kucağına alamıyor, eşine, anne ve babasına sarılamıyor, el sıkışması bile olanaksız hale geliyor. Hastalığın iyi bir moralle ve kendini yalnız bırakmayan insanlarla aşılacağını çok iyi biliyor. Ama, oğlu… onunla oynayamıyor. Evdeki ikinci gününde tek başına otomobille dışarı çıkıp uzunca bir süre eve gelmiyor.

Belki kaçırdığını düşündüğü hayatı, belki de ertelediği umutlarını gözden geçirdi bu zaman içerisinde.Bunu kimse bilmiyor!

Geri döndüğünde canlı, umut dolu ve güçlü bir adam oluyor. Oğlunu kucağına alamasa da onunla oynamanın bir yolunu buluyor, eşine onu çok sevdiğini söylüyor, anne ve babasıyla sohbet ediyor tüm enerjisiyle yeni baştan umuda sarılıyor.

Bir hafta önce ikinci kür için hastaneye yattığında ziyaretine gittim.Saçlarının döküldüğünü söylüyordu, ben telefonla merdivenden çıkarken. Yutkundum... bir şey diyemedim.


Kapıyı çalıp içeri yöneldim; annesi içeride, başında bekliyordu. Ercan; saçlarını kazıtmış, küpe takmış kulaklarına ve oldukça zayıflamış görünüyordu. Ama, öyle dirençli, öyle canlıydı ki.

‘’Ağrı dağın eteğinde
uçan güvercin olsam
türkü olsam dillerde
cano cano…’

türküsüyle karşılayıp, yolcu etti biz ekip arkadaşlarını.

Umut elini sımsıkı kavramamız gereken sıkı bir dost, ve benim dostum umudun elini sımsıkı tutuyor.

26 Şubat 2008'de başlayan süreçte hayli yol katettik!..

21.04.2008

 
Toplam blog
: 26
: 501
Kayıt tarihi
: 13.08.07
 
 

Ondört yıldır Antalya'da yaşıyorum, kültür- sanat konularına özel ilgi duyuyorum...