- Kategori
- Siyaset
Üniversiteler ve türban derken...

Üniversitelerde türban özgür olsun veya olmasın derken, sorunun özünü gözden kaçırıyoruz!
Türban serbestisine kişisel özgürlükler penceresinden bakarken taraf olduğumuz için görmediğimiz veya dikkatimizden kaçan nokta; evrensel düzeyde kabul gören hukukundaki, yani; kamu düzeninde, özellikle halka hizmet dağıtan birimlerde; din, cemaat, ırk v. s. aidiyeti gösteren sembol ve kıyafetlerin takılmasının, bu hizmetin verilmesinde tarafsız davranılamayacağı, yandaşlar kayırılırken farklı aidiyette olanlara noksan hizmet verilebileceği gibi olasılıklara yer vermemek gerekliliği gerçeğinden kaynaklanmaktadır!
Sorun sadece üniversitelerde türban özgürlüğü kadar basit değildir!
Durumu bu yönüyle anlıyorsanız, bunun varacağı sonuçların işaretlerini şimdiden görmeye başladığımızı söyleyebilirim.
Bu yazıyı kaleme aldığım 26 Şubat 2008 tarihli bazı gazete ve internet portallarında yer alan haberlerde, kamuda zaten türban kullanımının sessizce başladığını, bunların yetkililerce görmezden gelindiğini okuyoruz.
Örneğin Milliyetin haber portalında ‘Hastanede ve Lisede Türbanlı görüntüler’ başlıklı yazıda, İstanbul’da türbanlı çalışanların görüldüğü eğitim ve araştırma hastanelerinden söz ediliyor. (Burada hastane adlarını vermeyelim zaten herkes biliyordur.)
Burada söz konusu olan ne kadar yetkililer şiddetle aksini iddia ediyor olsalar da; doğaları gereği türbanlıların, erkek hastalara bakmalarında sorunlar yaşanıp yaşanmayacağı, verdikleri hizmetin kalitesini yine kendileri gibi türbanlı veya dini sembol taşıyan hastalara bakarken onların lehine kullanıp kullanmayacakları sorusudur.
Böyle düşünüyoruz çünkü muhafazakâr düşünce sahibi türbanlı bir doktorun, hemşirenin; hastane dışında kadınların erkeklerle tokalaşmadığı bir sosyal yapıdan geldikleri cihetle, her ne kadar tıp eğitiminin temel laik yapısından gelseler de ve mezuniyette edilen ayrım yapmayacakları şeklinde ettikleri yeminlere ne ölçüde sadık kalıp kalmayacakları şüphesini insanların üzerinden atmak kolay olmuyor.
Örneğin çoğunuz hastanelerde şahit olmuşsunuzdur.
Siz hastanelerde bin bir zorlukla ve uzun süre randevu tarihinizin gelmesini bekledikten sonra, ancak kontrol ve tedavilerinize başladığınızda, bir de bakarsınız ki;
Başkasının hakkını almayı kendine hiç sorun etmeyen bazılarının ( kendilerini ifade edemeyecek kadar eğitimsiz görülmelerine karşın) bir şekilde hemşerilik bağı ile ulaştıkları (o en alt seviyeden de olsa) bir sağlık çalışanının arkasına takılıp, çat kapı sıranın önüne geçerek doktorun odasına daldıklarına şahit olursunuz!
Bunun gibi çoğu hizmeti de sizin gibi sıraya bile girmeden almayı başardıklarını kendi ağızlarından işitirsiniz! (Adamın var mı?)
Demek ki bizim insanımız eş, dost, ahbap, yandaş, yoldaş, hemşeri, cemaat bağlantısı ile kendilerine ayrıcalık ve çıkar sağlamayı alışkanlık yapmıştır.
Bir de din dayanışması gibi çok güçlü bir bağın oluşturduğu dayanışmanın, bu çemberin içine girmemiş toplumun diğer kesimleri aleyhine oluşturacağı fırsat eşitsizliği, bütün bu kaygılarımızın esas nedenidir.
Bu çerçeveden yine 26 Şubat Hürriyet gazetesinde Yalçın Bayer’in köşesine şikayet yazısı yazan bir vatandaş; Adana’da şehir içi ulaşım otobüslerinde yetişkin kadınlara da indirimli öğrenci tarifesi uygulayan düğmeye basan sürücüye neden böyle ayrımcılık yaptığını sorduğunda:’Benim tercihim böyle. Sıkmabaşlılara öğrenci tarifesi de uygularım, hatta hiç almam’ şeklinde ters cevap aldığını söylemektedir. (Her ne kadar her söylenene inanmayacak kadar tecrübeli olsak ve şüphenin rasyonel aklın bir fonksiyonu olduğunu bilsek de; mahalle düzeyinde, halk arasında yandaş kayırmanın her türlü örneğini bir ömür boyu yaşadığımızdan, gerçekte bu örneklerin çok daha yaygın olduğu aşikardır!)
İşte bizi endişelendiren ve fırsat eşitliği kuralına aykırı olan ayrımcılık budur ve bu olgu vatandaşlar arasında denge ve ahengi bozar.
Gelişmiş Batı demokrasilerinde yasa yapıcılar bu konuları uzun uzun düşünüp, bunu engelleyecek tedbirleri temel anayasal kuralların içine koymuşlardır.
Bizim anayasamızda da eşitlikle ilgili maddeler vardır ama bu yolda işlerliği sağlamak için herkesin üzerine düşün görev ve sorumluluğu yerine getirmesi de beklenir.
Demokrasilerde dengeler o derecede karmaşıktır ki, bu yolda iktidar sahiplerinin oy tabanlarından gelen talepleri değerlendirirken, sonucun bu temel dengeleri bozmasına yol açmamasını sağlayacak şekilde bir dirayet gösterecek bir devlet tecrübesine sahip olmaları gerektir.
Eski devlet geleneğine uyalım, onları fazla eleştirmeyelim ve içlerinde bu özün olduğuna inanalım.
Kötümser olmayalım.
Demokrasilerde seçilmiş yönetimin basiretine inanmak iyidir.
Ümidimizi hiç kaybetmeyelim.