- Kategori
- Felsefe
Uykudayken bile uyanıklık, uyanıkken uyumaktan iyidir...

O, farkıda, kuruması gerektiğinin..
Çocukluğumdan beri duyarım babamdan "Gönül gözü" deyimini. Bu deyimin anlatmak istediğinin pek üstünde durmamıştım doğrusu. Yaklaşık altı senedir bu deyim, hayatımda ki birçok boşluğu doldurmama vesile oldu neredeyse. "Gönül gözü ile görmek", deyimine karşıt gibi görünen bir deyim daha vardır ki, aslında birbirlerini tamamlarlar bence.."Bakar kör".. Gönül gözü ile göremeyenleri tanımlar aslında " Bakar kör" deyimi..Bir çok dergide, özellikle de bilim dergilerinde karşılaştığım bir kelime var ki, nedense beni hep gönül gözüyle görme durumuna eş bir hissiyata kadar götürmüştür. O da "Öngörü" kelimesidir.
Gönül gözü ile görme yetisi, eski nesillerde daha çok görülen bir durum, bir anlama, kavrama, hissetme durumu. Sanırım teknoloji hızla ilerlerken, insanlar da mekanikleşiyor. İnsanı insan yapan duyular, teknolojiyle birlikte hızla insandan uzaklaşıyor. İnsanlar, ayrımsama, farkında olma, hissetme gibi duyulardan uzaklaştıkça, tehlikeye daha açık bir hale geliyor. İnsanı bu önemli duyularından uzaklaştıran teknolojilerin başında "Televizyon" geliyor. İkinci sırada, "Cep telefonu", ve üçüncüsü de "Bilgisayar". Bu teknolojik icatların, sayılamıyacak yararları var elbette. Ama insanlıktan, en önemli vasıflarını da alıp götürmüyormu? İnsanlığın uyuşmasına neden olmuyormu sizce? İnsan kendinden uzaklaştıkca, göremiyor, ayrımsayamıyor, farkedemiyor ve hissedemiyor. Ve yaşam, bir kör döğüşünden öteye gidemiyor. Her yanı karanlıklar bürüyor. Bu karanlıkta, el yordamıyla yolumuzu bulmaya çalıştıkca, kimbilir daha kaç duvara toslayıp, kaç uçurumdan yuvarlanacağız.
Ben, kendimce bir deney yapıyorum yaklaşık altı senedir. Çok zorunlu olmadıkça, televizyon izlemiyorum. Bilgisayarı sadece yazı yazmak için kullanıyorum, onu da belli aralıklar vererek yapıyorum. Cep telefonunu da sadece kızımla iletişim için kullanıyorum ve geceleri mutlaka kapalı tutuyorum. Çok şanslıyım ki, doğayla baş başa olabileceğim yerlerde yaşadım hep. Tüm bu çabalarımın karşılığını, içgüdülerimin neredeyse hiç yanılmamasıyla alıyorum. Altı yıldır, gördüğüm her rüyayı doğru yorumlayabiliyor, ordan yola çıkarak, olumsuz ve olumlu olabilecek her duruma karşı bir önlem alma şansını elde edebiliyorum.
Kendimle ilgili daha bir çok örnek verebilirdim, ama kimseyi sıkmak ve yormak istemem..
Bilmem bana katılırmısınız? Ama sizce de insanlık fazla tepkisiz değilmi? Dünyada bunca ters giden şey varken, insanlık sizce de fazla sessiz ve duyarsız değilmi? Göz göre göre, haklar ayaklar altına alınırken, bu sineye çekme durumu başka nasıl açıklanabilir ki.. "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" durumu, en çok çağımızda yaşanıyor galiba. Açıkcası bu durum, bir birey olarak beni fazlasıyla endişelendiriyor ve üzüyor.
Artık Dünya'da barış olsun istiyorum. Analar, babalar ve kardeşler ağlamasın istiyorum..Ne yazarsak yazalım, ne kadar yazarsak yazalım, güç dengeleri eşitlenmedikçe, hiç bir sonuca varılamıyacağı inancındayım artık. Hissettiklerim ve endişelerim, okyanusta bir damla kadar küçük ve çaresiz.
Dünyanın bu kötü gidişatından endişe duyan, bunları konu edinip, bunu gündemi sayan birçok yazar, bilirkişilerin de, endişelerinin sabun köpüğü gibi, samimiyetsiz ve uçucu olması ihtimali bile, umutsuzluğumu artırmaya yetiyor inanın. ( Umarım ki, yanılıyorumdur)
Biraz kendimizi sorgulayıp, yargılamaya ne dersiniz?
Gerçekten samimimiyiz?
Duyarlımıyız ( Duyarlıysak bunu eyleme dökebiliyormuyuz)?
"Sevmek" kelimesinin içini doldurabiliyormuyuz?
Yoksa, gönül gözümüzü bağlayıp, gönüllü birer, bakar kör mü olduk?
NE DERSİNİZ?