Uzakları aydınlatan titrek ışıklar / Öykü / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Haziran '15

 
Kategori
Öykü
 

Uzakları aydınlatan titrek ışıklar

Uzakları aydınlatan titrek ışıklar
 

Sırtında sırt çantası olduğu halde koşar adımlarla personele ayrılan girişten içeriye girdi.  Gözü karşı duvarda duran saate gitti 15:36. Tam 6 dakika geciktim dedi içinden. Ayağının altındaki yer kayıyor sanki ondan önce gidiyor da bir türlü yakalayamıyordu. Aslında bu hızlı geçen güne yirmidört saatlik nöbetle  başlamıştı. Eve gidip dinlenemeden tekrar işe gelmek zor geldi ama hastanenin bu bölümündeki çalışan tek doktor kendi değildi ki. Evlat, anne, eş, kardeş, arkadaş olarak da sorumlulukları vardı sevdiklerine karşı. Gerçi kendini bu anlamda çok yetersiz görüyordu. En çok da küçük kızı ona özlemle baktığında üzülüyordu.

Bakıcısının bir anlık dikkatsizliği yüzünden merdivenden başının üzerine düşen kızı yüzünden geceyi başka bir hastanede geçirmiş, dinlenmek önündeki yirmidört saatin sonuna kalmıştı. Arkadaşlarının da kendisi kadar yorgun ve özverili olduğunu bildiğinden izin almaya teşebbüs bile etmemişti. Bu özelliği kendisine babasından gelen bir hediyeydi. Son günlerde ara sıra gözlerinin önünden küçük noktalar uçuşuyor, tuzlu ayran, meyve suyu gibi geçici çözümlerle gününü tamamlamaya çalışıyordu.

Nöroloji polikliniğinin önünden geçerken bekleyen hastaları görünce kocaman bir of çekti. Bu gün diğerlerinden daha yoğun olacağa benziyordu. Doğruca lavaboya gidip elleriyle soğuk su avuçlayıp yüzünü yıkadı. Gözlerinin altındaki morluklara bakarak boş ver dedi kendi kendine. Doktor odasına girip ilk gelen olmanın avantajıyla formasını giyindi, elini formasının cebine götürdü, kızına ait küçük bir oyuncaktı elindeki. Aslında vicdanını rahatlatmaya çalıştığının farkındaydı. Oyuncağı yanında olunca küçük kızı da yanındaymış gibi geliyordu kendine. Acı bir gülümseme oldu dudaklarında  .. Çok acıkmıştı saatlerdir midesi boştu, poliklinik yapacağı odaya bir simit çay siparişi verip ardından da kendisi  odaya gitti. Mesai saatine kadar biterdi kahvaltı işi. Polikliniğin kapısına gelmeden ortalığı birbirine katarak ilerleyen insanların arasında sesini duyurmaya çalışan bir adamı farketti.  “Lütfen yardım edin” doktor hanım. Yolda gördüm bayılmıştı, buraya getirdim. Kim olduğunu bilmiyorum.  Kadının nabzına baktı, tansiyonu falan normaldi. “ teyzeciğim adınız “ dedi. Cevap alamadı, kadın boş bir şekilde  bakıyordu. Gerekli muayenesini yaptı, görevli personele bir tekerlekli sandalye yardımıyla hastanın kan tahlillerinin yapılmasını ve müşahade odasına yatırılmasını söyledi. Onu hastaneye getiren adama döndü çantası falan yok muydu bulduğunuzda dedi. Adam bir kol çantası uzattı. Çantanın fermuarını açtı içinden tansiyon ve şeker ilaçları çıktı. Çantanın küçük gözünde Cep telefonunu gördü.  “kardeşim” diye kayıtlı olan numarayı aramaya karar verdi. Karşı tarafta bir erkek sesi cevap verdi. Olanları kısaca anlattı.

Öğlen paydosuna çıktığında açlıktan mecalinin kalmadığını fark edip kuruyan simitten bir parça daha attı ağzına. Personel yemekhanesine gittiğinde malum manzaraydı karşısındaki kuyruk koridora taşıyordu. Zaten ağır salçalı yağlı yemekleri yiyecek hali yoktu kafeteryaya gidip bir Tost ve tuzlu ayranı indirdi mideye. Nihayet bakıcıya emanet edip geldiği çocuğunu aramak geldi aklına. İyi olduğunu haber aldı ve rahatladı.

Poliklinik görevi bitmişti nihayet ama asıl zoru bundan sonrasıydı. Yatışı yapılan hastaların nöbetini devralmaya çıkarken tükendiğini hissetti ama yapacak çok şey yoktu. Daha zorlarını da yaşamıştı.

Aklına bugün muayene ettiği yaşlı kadın geldi. Yardımcı personelden hangi katta ve kaç numaralı odada olduğunu öğrendi., içinden bir ses gidip onu görmesi gerektiğini söylüyordu. Merdivenleri kullanarak iki katı çıkacak enerjisi yoktu. Asansöre yöneldi kapısı kapanmadan zor attı kendini içeriye. Oda numarası 204 dü. kapının önüne geldi ve yavaşça kapıyı açtı. İçeride 60 lı yaşlarda bir bey ve hanım oturuyordu. Yaşlı kadınsa yorgun ve bitkin görünüyordu. Hastanın dosyasını inceledikten sonra başını kaldırdı  “telefonda görüştüğüm bey sizsiniz sanırım” dedi. Adının Hüseyin olduğunu öğrendiği adam yaşlı kadının kardeşiydi. Ablanız sanki yaşamaktan bıkmış gibi dedi,  sessizce. Adam “ablam çok acılar çekti ve inanın biz onun  gücüne hayran olduk. Ama bundan birkaç ay önce daha da kötüledi sanki dünyaya küstü. Konuşmaz, gülmez hatta ağlamaz bile oldu. Sadece nefes almak yaşamaksa, yaşıyor diyelim.

Onlar konuşurken yatakta yatan kadın avucunda sıktığı küçük bir cismi usulca dudaklarına götürdü. Bu hareketini kerdeşi ve eşi görmedi. Elindekini merak etti ama sonra bu duygusundan utandı. Geçmiş olsun dileklerini iletti ve odadan çıktı. Diğer hastaları kontrol etti, yorgunluktan artık adım atacak hali kalmamıştı. Koridorda yürürken kulağına bir ses geldi, dondu kaldı. Çok zayıf güçsüz bir sesti duyduğu. O yorgun ayakları onu nasıl olduğunu anlamadığı bir halde sesin geldiği kapının önüne götürdü. Yatakta yatan kadın bugün müdahale ettiği yaşlı kadındı. Elinde küçük bir oyuncak ayıcığı öpüyor ve yaşlı gözlerle ninnisini söylüyordu.

Büyü kızım ipekler kuşan

Anayım ben peşinden koşan

Kime sen deyipte sarılıp koklayam

Saracak elim kolum mu kalmış

Başını kapının pervazına dayadı, gözlerinden akan yaşlara engel olamadı ve kendi de eşlik etmeye başladı ninninin devamını.

Yarınımı bilmem, dünüm kayıptır

Ateşten çok yakan bir acım var, demem ayıptır

Sevmezsen babanı, git kolundan attır

Doğrulup da kalkacak gücüm mü kalmış

Yıllarca babası bu ninniyle uyutmuştu kendisini. Yanına uzanır hem söyler hem sessiz sessiz ağlardı. Küçük elleriyle silerdi babasının gözyaşlarını. İçinde özlemle karışık bir acı duydu.

Aralık olan kapıdan içeriye girdi, hasta kadının elini tuttu. Babamda bu ninniyle uyuturdu beni dedi. Epeydir onu görmedim, işimden dolayı ben bu şehre yerleştim, onu çok özledim. Çocuğunuz var mı diye sordu. Kadın gözlerinden yaşlar sızarken bir kızım var ama hiç sarılamadım dedi.

Allah sizi evladınıza kavuştursun teyze dedi elini avuçlarının arasına aldı sevgiyle gülümsedi.

Dışarıdan hemşirenin kendine Doktor Burcu  diye seslendiğini duydu. Ve koşar adımlarla odadan dışarıya çıktı....

 
Toplam blog
: 146
: 762
Kayıt tarihi
: 02.05.14
 
 

İnsanları ve yaratılmış tüm canlıları severim. Yazmak amatörce de olsa hayatımda bir süredir var...