- Kategori
- Ben Bildiriyorum
Üzgünüm ümitsizliğe!..

Henüz 14 yaşlarında falandım Uzay Heparı hayata veda edipte aramızdan ayrıldığı yıllarda. Çok fazla tanımadığım, ismini pek de sık duymadığım bu adamın ölümü derinden sarsmıştı beni, üstelik başka başka ölümlere de şahit olmuştum öncesinde, bu ilk değildi, en basiti ananemin ölümüne fakat üzüntünün demini, tavını siz tutturamıyorsunuz maalesef içinize. Bazen tahmininizi aşan şeyler de derinden yaralar oluyor gönül bağınızı.
Bu gün oturmuş Barış Akarsu’ya derin bir elemle üzülüyorum. İçimden bir şeyler kopmuş gibi, bir parçam avuçlarımdan kayıyormuş gibi. Yine 13 yıl öncesindeki duygularımı yaşıyorum. Genç bir adamın hayati tehlikesine midir kederim, ümitle ümitsizlik arasındaki tutarsızlığa mıdır anlayabilmiş değilim. Peki ya benim için hayatta ciddi bir yekûn tutmayan bir birey için bu ezik acı nedendir?
Daha birkaç dakika önce konuştuğum Mustafa, “Allah bilir ne içmiştiler de o kadar hızlı girmişler kavşağa” dediğinde yerli yersiz içimde beliren kızgınlıkla bir kez daha şekil alan düşüncelerim, bana ne olursa olsun üzülmemin haksız olmadığını bir kez daha hissettirdi. Çünkü benim tuzsuz ekmek kıvamlı aldığım terbiye derki, ne olursa olsun, yanlışlar yapılsa da yapılmasa da, merhametini her şeyden üstün tut. Ben ki bana verilen zararlara rağmen sevmekten vazgeçmemişsem kul kavmini, nasıl üzülmem bir anne evladına?
Rabbim; bilirim ki sen sana açılan elleri geri çevirmezsin! Hep birlikte dua edelim, düşünmeden, yargılamadan, evlat olduğu için, ana kuzusu olduğu için, kul olduğu için. Ben bütün kalbimle diliyorum ki rabbim şifalarını Barış kardeşin üzerinden eksik etmesin…