- Kategori
- Kitap
Uzun Yaşamanın Sırrı

http://www.turklider.org
Kitap rafları arasında gezerken, uzun bacaklı, mini etekli bir kadının ayak bileğine yaptırdığı mavi dövmeye çaktırmadan, kaçamak bakışlar atarken rastladım Aydın Boysan’ın kitabına.
<ı>Yeni çıkanlar rafının yere en yakın en kuytu bölümünde yani…ı>
<ı>ı>
***
Bazen televizyon programlarında oluyor ya…
Yoldan tesadüfen birini çeviriyorlar, mikrofonu ağzına sokmaya çalışırken soruyorlar…
“ Ünlülerden kiminle tanışmak isterdiniz?”
O adam ben olsam, hiç düşünmeden “Aydın Boysan” derim… Arkasından da “başka hakkım var mı” diye de eklerim…
***
Uzun Yaşamanın Sırrı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınlarından 2007 yılında çıkmış, kapağın alt köşesinde 4. Baskı yazıyor.
Kapak Resmi enteresan!
Yüksekçe bir merdivene yüzü görünmeyen kır kafalı bir adamcağız çıkmış, Aydın Boysan’ın en cin halinin yakalandığı, büyükçe, siyah beyaz bir fotoğrafını Çiçek Pasajı’nın tarih kokan duvarına asıyor…
“ <ı>Bana ilkokulda dört yıl ders veren öğretmenim diler ve umardı ki benim fotoğraflarım müzelere geçsin… Oysa benim fotoğrafım çiçek pasajının duvarına asıldı! Dilerim ki benim aynı zamanda annem olan o öğretmenim bana kızmaz…”ı>
<ı>ı>
Uzun Yaşamanın Sırrı; usta yazarın 63 yaşından sonra kaleme aldığı 33’üncü bendeki ilk kitabı…
Ne yalan söyleyeyim geceleri internetin altını üstüne getirirken Boysan’ın Hürriyet ve Akşam Gazetelerinde yazdığı köşe yazılarına denk gelmiş, sıkılmadan okuyup keyiflenmiş, neşesine ve zekâsına hayran olduğum bu cana yakın, gözlüklü adamın, kitap yazmış olabileceği ihtimalini aklıma bile getirmemiştim…
Suç bende mi?
<ı>Bu yaşayan tarihin kitaplarını, kitap raflarının en alt katında sergileyenlerde mi?ı>
***
Yeni hayat kitabının başında büyük bir kelam etmişti Orhan Pamuk…
<ı>“Bir kitap okudum hayatım değişti…”ı>
<ı>Seviyoruz değil mi böyle aldatılmayı…ı>
Sırf hayatımız değişsin diye alıp okumaya çalışmadık mı o kitabı?
Yarısına gelmeden, kaldırıp atmadık mı?
Demek istediğim Uzun Yaşamanın Sırrı’nı Aydın Boysan kadar uzun ömürlü olmak istediğim için almadım…
<ı>Sırf bu adamın hayatını merak ettiğim için aldım…ı>
<ı>ı>
Geçenlerde Mürefte’de götürdüğümüz zeytinlerin sıkılmasını beklerken…
Sevgili Uğur’la tartıştık bu konuyu…
“ <ı>Bir kitap okudum hayatım değiştiı>” dedi..
“<ı>Divan Edebiyatı yapanların kitapları kimsenin hayatını değiştirmezı>” dedim…
“ Neden” diye sordu…
“ Okuyan anlamaz, anladığını iddia eder de ondan ” diye cevap verdim…
Tersini düşünenler olacaktır mutlaka!
<ı>Hepimiz aynı şeyi düşünseydik zaten ördeklerden ne farkımız kalırdı Allah aşkına…ı>
<ı>Bir kitap okuyucuda derin izler bırakabilir ama hayatını değiştirmez, belki değişimi başlatmak için tetikler…ı>
***
Samatya’ da yaşanan çocukluk…
<ı>Galata köprüsünün altında yakalanan balıklar…ı>
“ <ı>İstanbul’un deniz kıyılarında yetişmiş çocukların çoğu gibi balık meraklısıydık. İyi balıkçıydık.ı>
<ı>Olta atmakta ustaydık. O zamanın oltaları şimdikiler gibi 20–30 metre uzunluğunda yapay üretilmiş malzemeden değildi…(ı> Misinayı kast ediyor)
<ı>Oltalarımızı kendimiz örer üretirdik. Kullandığımız malzeme atkuyruğundan koparttığımız kılladı. Kaynağımız gezginci satıcıların atlarının kuyruklarıydı.ı>
<ı>Yandan ağır ağır ve sessizce yanaşıp, bir kılı kuyruktan hızla çekip kaçmazsak zavallı hayvanın çiftesini yerdik. Günlerce topallardık…ı>
<ı>Olta önce üç kıl ile üçlü örülür, sonra üç tane üçlü örgü birleştirilip “dokuzlu olta” yapılırdı İki dokuzludan onsekizli oltası olan itibarlı kişiydi.”.ı>
İki kuruş tramvay parasını ödememek için Aksaray’dan Samatya’ya hemen her gün yürünen 5 kilometrelik yol…<ı> İki kuruş deyip geçmeyin o zamanlar iki kuruşa sekizı tane simit alınabiliyormuş…ı>
<ı>ı>
Pertevniyal Lisesi günleri
<ı>“ 10 ve 11’inci sınıflarda bir lükse de kendimizi kaptırdık. Namık, Tayyar, Zeki ve ben, dört kişi para biriktirip seyrek de olsa akşam yemeğine gitmeye başladık. Büyük Langa’da Koç’un meyhanesine giderdik. Biriktirdiğimiz 6 liranın içkiye yetmesi için ciddi bir sistemimiz de vardı. Daha önce yandaki kahveye gidip Nargile içersek, 6 liraya dört kişi kafayı buluyorduk.ı>
<ı>Bayram geceleri Şehzadebaşı’nda “ Komik-i Şehir” Naşit Bey’in oyunlarına giderdik. Bizim sınıftan 10–15 kişi, erken erken ilk sırayı kapardık. Oyuncular da bizi tanırdı… ı>
<ı>Bayram gecelerinin programı daha zengin olurdu. Naşit Bey’in temsilinden önce zamanın büyük ses sanatçısı Hafız Burhan Bey saz eşliğinde şarkı söyler gazel bile okurdu…”ı>
<ı>ı>
1945 yılında mezun olunan Güzel Sanatlar Akademisinde yaşananlar…
Mezuniyetten sonra Amerika’ya gidebilmek için para biriktirmek amacıyla gidilen ve sonunda bir buçuk yıl kalınan Hakkâri günleri… Hiç para biriktiremeden cepte kalan son beş kuruşla eve dönüş…
1954 yılında Arçelik’in yeni kurulduğu dönemde tanışılan ve Aydın Boysan’ın hayatında unutulmaz izler bırakan Vehbi Koç!
“ <ı>Yazlardan birinde Vehbi Bey’den den kesin bir istek geldi. Kısa sürede olsa Erdek’e gidip Pınar Otel’e ulaşmalıydım.ı>
<ı>İki gün için gittim. “ Gitme” dedi, kaldım. Dördüncü günü sabahı erken ayrılmak zorundaydım. Otel hesabını istedim. “Borcunuz yok Vehbi Bey’in konuğusunuz dediler…ı>
<ı>Aradan sanırım iki hafta geçti. İstanbul’da hafta sonu yürüyüşüne çıktık. Ben kendisine: “ Beni mahcup ettiniz. Erdek’teki otel parasını siz ödemişsiniz” deyince hemen cevap verdi: “ Bırak şimdi hesap konusunu! Amma çok ekstra içmişsin ha” deyiverdi…”ı>
***
Aslına bakarsanız kitaplardan alıntılar yapmak yerine kitabı okuduktan sonra aklımda kalanları yazmayı tercih ediyorum…
Aydın Boysan’ın köşe yazılarından ve anılarından derlediği Uzun Yaşamanın Sırrı alıntı yapılmayacak, paylaşılmayacak bir kitap değildi…
Bittiğine üzüldüm, son sayfayı kapattıktan sonra duygulandım, efkârlandım işin açığı…
Büyük bir keyifle, okumayıp adeta içtiğim kitabı, elimden geldiğince becerebildiğimce anlatmaya çalıştım, dostluklarını kıskandım, sohbetine özendim…
Uzun lafın kısası…
İnşallah Aydın Boysan’ın Rahmetli annesi Öğretmen Nevreste Hanım… Çiçek Pasajı’na fotoğrafı konuldu diye ona kızmaz ve inşallah onun resimleri müzelere konur…