16 Kasım '11
- Kategori
- Güncel
Van minute
Türkiye bir deprem ülkesi… Ne zaman nerde olacağı anlamlı bir soru değil. Ülkenin üçte ikisi yıkıcı depremlerin olabileceği risk bölgerinde yer alıyor. Sorulması gereken soru binalarımız niçin yıkılıyor?
Türkiye, depreme dayanıklı tasarım kavramıyla 1970’lerin başında tanıştı. 1970 tarihli deprem yönetmeliği, bu günkü kadar gelişmiş olmamakla birlikte, depreme dayanıklı yapım ve projelendirme esaslarını belirliyordu. Yapıların mühendislik projelerinde, depremden kaynaklanabilecek etkilerinde dikkate alınması bu yönetmelikle zorunlu hale geliyordu. Bu konuda herhangi bir gecikme söz konusu olmadığı gibi, Batı yönetmelikleriyle paralel bir yönetmeliğe sahip oluyorduk.
2000 li yıllara gelinceye kadar inşaa edilen yapılar 70 yönetmeliği hükümlerine göre yapılmıştı. Tıpkı Marmara ve Van depreminde yıkılan yapılar gibi… Suçlu yönetmelik miydi yoksa ?… Nasıl oluyordu da, benzer yönetmeliklere göre Batıda, özellikle ABD ve Japonya’da inşaa edilen yapılar, yıkılmadan depremleri atlatabiliyor, bizimkiler ise çöküyordu?
Günlerdir, televizyon ekranlarında bu sorunun yanıtı aranıyor. Kimilerine göre yapılar yönetmeliklere uygun yapılmamış, malzeme kalitesi yetersiz, kimilerine göre iyi denetlenmiyor.
Bu saptamaların hepside gerçeğin bir boyutunu yansıtıyor. Ama asıl gerçek çok daha derinlerde gizli.
İnşaat sektöründe teknolojinin Türkiye’de gelişimi çok yavaş olmuştur. 1960’lı yıllarda Batılı ülkelerde kullanılan beton, çelik gibi temel malzemelerin dayanım ve kaliteleri bu gün kullanmakta olduğumuz malzemelerin dahi üzerinde idi. Örneğin ABD o yıllarda dayanımı 20 MPA ve üzerinde beton kullanırken bizde 2000’li yılların başına kadar 12 MPA betonu zar zor üretilebiliyordu. Beton özel inşaatların tamamına yakınında geleneksel yöntemlerle hazırlanır ve dökülürdü. Ayrıca, şantiye koşullarında üretilen bu betonu denetleyebilecek ne bir kurum ne de yeterli laboratuar vardı.
Bugün yirmi yaşın üzerindeki binaların incelemesinde, beton dayanım değerlerinin 6-9 MPA gibi son derece düşük değerlerde olduğu görülüyor. Yeni yönetmeliğimize göre olması gereken değer 20 MPA civarıdır. Birde bunun üzerine yapım ve projelendirme kusurları eklenince daha vahim bir tablo ortaya çıkıyor. Deprem dayanımı oldukça yetersiz bir yapı stoğu...
Ülkemizde binalarımızın yıkılmasının nedeni, fakirliktir, geri kalmışlıktır. Sanayimiz geç dönemde geliştiği için, uygun ve kaliteli yapı malzemeleri üretimi mümkün olmamıştır. Müteahhitlik sektörümüzün sermaye gücü yeterli olmadığı için, kaliteli konut üretilememiştir. Halkımızın satın alma gücü zayıf olduğu için, mahalle arası müteaahitlerin ürettiği, mühendislik hizmetleri yetersiz konutları almış veya kendi imkanlarıyla yapmaya çalışmıştır.
Son yirmi yılda inşaat sektöründe yaşanan köklü değişimlere rağmen, bunun olumlu sonuçları tüm ülkeye yayılamamış, denetimsizlik, vurdum duymazlık, yanlış imar ve yerleşim politikaları, imarı siyasal rantın aracı olarak kullanan merkezi ve yerel otoriteler bu yaşanan felaketlere zemin hazırlamıştır.
Yapı denetimi hala yetersizdir. Hükümetin popülist politikalarının sonucu olarak ülkenin üçte ikisinde yapı denetimi uygulanamamaktadır. En son çıkardıkları kararname ile de kırsal alandaki yapılaşma tamamen denetim dışına çıkarılmaktadır. Bu ne perhiz bu ne turşu !
Sorun Başbakanın “Kaçak binaları yıkacağım !” demesiyle çözülebilecek kadar basit değildir. Çözüm için öncelikle siyaset kurumunun anlayış olarak hazır olması gerekmektedir. Bu türden popülist yaklaşımlar, anlık alınan kararlarla üretilecek çözümler, çözüm olmaktan çok yeni sorunların kaynağı olacaktır. İşte o zaman Doğa tekrar ortaya çıkacak ve “Van minute!” diyecektir. Bu “Van minut” ün bedeli ise çok ağır olacaktır. İlgililere duyurulur.