- Kategori
- İnançlar
Ve Tanrı fazlasını verdi !

Neredeyse 6 ay karın eksik olmadığı küçük bir Anadolu kasabasında eşi ve iki çocuğuyla mutlu bir yaşam sürdürüyordu. Çocuklar büyüyünce daha geniş bir eve taşınmışlardı. Yeni evlerinin yeri de, manzarası da çok güzeldi. Vadiye bakıyordu. Gerçi kışın bembeyazdı ama olsundu. Tek mutsuzlukları evlerinin içine kadar sirayet eden idrar kokusuydu! Balkona çıkmak imkansızdı! Camları bile açamıyorlardı. Daha binaya yaklaşırken kesif bir idrar kokusu karşılıyordu insanı. Belki de evin yakınlarında kanalizasyon borusu patlamıştı ve nasılsa tamir edilirdi! Oysa kokunun nedeni başkaydı ve anlamakta gecikmedi !
Evin dış duvarı ve dibindeki toprak devamlı ıslaktı. Karların üzerinde de sarımsı delikler vardı. Koku duvar çevresinden geliyordu. Midesi bulandı. Merakla bu ıslaklığın nedenini anlamaya çalışırken iki kişi selam vererek yaklaştı ve pantolonlarının önünü açıp işediler duvara! Şaşkınlıktan dilini yutacaktı!
“Gardaşım nidersiniz, heladir borasi?” dedi hiddetle.
Bu tepkiye şaşırdılar! Önce adama sonra birbirlerine baktılar.
“Altimiza idek? Görmirsen, güccigimizi yapak işte. Saan ne oliy?” diyerek pantolonlarını topladılar telaşsızca! Tövbe tövbe dercesine de başlarını sallayarak uzaklaştılar.
Gördüklerinin rüya olduğuna inanmak istedi. İdrardan karların eridiği toprak bölüme yeni karlar attı ayağıyla. Onlar da eridi anında! Şaşkınlık içinde eve girmek üzereyken, bir baba-oğul gücciklerini yapmak için pantolonlarını çözüyordu. Belki de büyyiklerini yapmadıkları için sevinmeliydi. Eve suratı bir karış girdi. Hanımı olanları dinleyince gülsün mü, kızsın mı karar veremedi. Başını öne eğdi. Oğlu, “buba, ben de oynariken oran yapim mi?” dedi! "Gafani goparirim it ogli." diye cevap verdi.
Yemekten sonra pencerenin önüne oturdu. Bir saat içinde en az 10 kişi saydı duvara yanaşan. Bazıları da çişlerini yaparken şakalaşıp gevrek kahkahalar atıyorlardı. Yaşlı bir teyze de küçük torununu duvarın dibine çömeltip çişini yaptırdı. Bütün kasaba için evlerinin duvarı sanki Umumi Tuvalet’ti!
Sabah erkenden belediyenin yolunu tuttu. O'nu sabırla dinleyen memur, “sen oran yeni mi taşınmişsen?” dedi.
Ne anlamsız bir soruydu ama “ögle sayilir.” diye cevapladı.
“Dovara, boraya su döhen eşşehoglieşşehtir yaz.” dedi memur!
Hay Allah dedi içinden. Nasıl da düşünememişti bunu!
Bir kilo koyu kırmızı badana aldı. Evde fırça da vardı. Taşındıklarında evi boyamışlardı. Bir elinde boya, bir elinde fırça taburenin üzerine çıktı ve büyük harflerle, BORAYA SU DÖHEN EŞŞEHOGLİEŞŞEHTİR yazdı duvara. O bunları yazarken hemşehrileri gücciklerini yapmaya devam ediyorlardı. Merakla da ona bakıyorlardı.
“Hah şimdik de işesinler de görek.” diyerek girdi eve. Sorunu çözmüştü. Ellerini yıkadı huzurla. Tam banyodan çıkarken oğlu bağırdı.
“Bubaaa!! Yine yapaylar!”
Ne diyordu oğlu? "Eşşehoglieşşeh mi olmişlardir!" diye düşündü bir an. Dışarı baktı. Yazıyı okumuyorlardı. Hatta gençler işerken geri geri duvardan uzaklaşıyor ve yazıya işemeye çalışıyorlardı!!
Morali çok bozulmuştu. Galiba başka çare yoktu. Taşınmalıydılar oradan. Ama karısı evi çok seviyordu. O akşam karısının ailesi ziyaretlerine geldi. Kayınbiraderi akıllı bir gençti. Askerde çavuş yapmışlardı onu. Döndükten sonra da bir elektrikçi dükkanı açmıştı. Eniştesinin ve ablasının durumuna çok üzülüyordu. Ev gerçekten de tuvalet gibi kokuyordu. Birden gözleri ışıldadı. Aklına gelen şey onu ayağa kaldırdı. Meraklandılar hepsi.
“Enişte, aklima bi şey gelmiştir. Senin evin dovara çıplah bakir gablo döşiyek. Ucuni de ha bu camin önine getirek. Bende bi manyeto aleti vardir. Şeherdeki Esgici Bazari'ndan almişam. Gablolari da ha o alete baglarik. Sen herifleri su döheriken gördin mi, basarsin manyetoya. Heç acimazsin. Gamişlarini az bi elettirik carpti mi de bi daham su döhemezler gayrim.”
Hepsi birbirlerine baktılar. Denemekten bir şey çıkmazdı. Ama bu işi ne zaman yapacaklardı? Kimse görmeden yapmalıydılar. Ertesi gece yarısı iki erkek duvara boydan boya çıplak bakır kablo döşediler. Huzurla uyudu o gece. Olacakları merak ediyordu aslında. Ertesi sabah cumartesiydi. Erkenden camın önüne oturdu. Gelen giden yoktu. Anlamışlar mıydı acaba tuzağı. Yine de yaptıklarından utandı. Canı yanacaktı hemşehrilerinin. İnşallah kullanmaya gerek kalmazdı. Tam camın önünden ayrılmak üzereyken yaklaşan genci gördü. Pantolonunu açtı ve işemeye başladı. O anda bastı manyetoya!
“Fuiyy! Yandim anaammm!” diye bağırdı genç. Alelacele pantolonunu çekip uzaklaştı oradan! Sonraki saatlerde gelen 3-5 kişi de aynı kaderi paylaştı. Kimi anasını çağırıyor kimi de küfrü basıyordu!
Çözümü bulmuşlardı ama devamlı camın önünde kim oturacaktı? Sonraki hafta cam nöbetini hanımı tuttu. Okuldan dönen büyük oğlu da nöbeti annesinden devralıyordu. İşeyenlerin sayısı oldukça azalmıştı. Belli ki olanlar kasabada duyulmuştu. Evleri Umumi Tuvalet değildi ya. Cam nöbeti neredeyse hayatlarının bir parçası haline gelmişti. Bu arada, şehirde oturan kız kardeşinin yeni bebeği olmuştu ve duvarı beklemekten bir türlü kutlamaya gidememişlerdi. Nihayet o hafta sonu gitmeye karar verdiler. Acaba onların yokluğunda insanlar yine işeyecekler miydi. Merak ve endişe içinde geçirdikleri iki günün sonunda kasabaya döndüler. Evlerine yaklaştıkça artan kalabalığın nedenini anlayamıyorlardı. İnsanlar onların evine doğru gidiyordu. İşemeye gittiklerini düşündü bir an! Bu düşünce ürpertti onu ama kadınlar da vardı aralarında. Gördükleri doğru muydu? Evlerinin duvarı önünde insanlar mum yakıyor, dua ediyorlardı. Olanlara bir anlam veremiyorlardı. Gözleri yaşlı, okuyup-üfleyerek onlara yaklaşan yaşlı bir kadına, “Anacım, borada ne olir, ha bu mumlari niye yakmişseniz, niye aglirsen?” dedi.
“Heç sorma ogul. Bizim herifler hep boraya gücciglerini yaparilardi, emme borada çoh böyyüh bir zat yatarimiş megerisem. Bizim herifleri, uşahlari carpmaya başlamiş gamişlarinden. İki gündir de ha boralari bi gözel yıkamiş, temiz etmişlerdir. Şemdi de mum yakir, af dilirler. Sen de eger ha bu dovara su döhmissen tezden mum yakasan ogul. Çarpılirsin yohsam. Avradina, evladlarina yazıhtir!”
Karı koca önce birbirlerine baktılar, sonra da yanan mumlara ve insan kalabalığına! Tekbir getirenler, hûşû içinde kendinden geçenler vardı! Evlerine girdiler usulca. Camdan dışarıya baktılar. Türbelerindeki sayı hızla artıyordu! Birbirlerine sarıldılar sevinçle. Kahkahalarının duyulmasından korktular!
Böyyüh Zat'a minnettardılar !
“Gardaşım nidersiniz, heladir borasi?” dedi hiddetle.
Bu tepkiye şaşırdılar! Önce adama sonra birbirlerine baktılar.
“Altimiza idek? Görmirsen, güccigimizi yapak işte. Saan ne oliy?” diyerek pantolonlarını topladılar telaşsızca! Tövbe tövbe dercesine de başlarını sallayarak uzaklaştılar.
Gördüklerinin rüya olduğuna inanmak istedi. İdrardan karların eridiği toprak bölüme yeni karlar attı ayağıyla. Onlar da eridi anında! Şaşkınlık içinde eve girmek üzereyken, bir baba-oğul gücciklerini yapmak için pantolonlarını çözüyordu. Belki de büyyiklerini yapmadıkları için sevinmeliydi. Eve suratı bir karış girdi. Hanımı olanları dinleyince gülsün mü, kızsın mı karar veremedi. Başını öne eğdi. Oğlu, “buba, ben de oynariken oran yapim mi?” dedi! "Gafani goparirim it ogli." diye cevap verdi.
Yemekten sonra pencerenin önüne oturdu. Bir saat içinde en az 10 kişi saydı duvara yanaşan. Bazıları da çişlerini yaparken şakalaşıp gevrek kahkahalar atıyorlardı. Yaşlı bir teyze de küçük torununu duvarın dibine çömeltip çişini yaptırdı. Bütün kasaba için evlerinin duvarı sanki Umumi Tuvalet’ti!
Sabah erkenden belediyenin yolunu tuttu. O'nu sabırla dinleyen memur, “sen oran yeni mi taşınmişsen?” dedi.
Ne anlamsız bir soruydu ama “ögle sayilir.” diye cevapladı.
“Dovara, boraya su döhen eşşehoglieşşehtir yaz.” dedi memur!
Hay Allah dedi içinden. Nasıl da düşünememişti bunu!
Bir kilo koyu kırmızı badana aldı. Evde fırça da vardı. Taşındıklarında evi boyamışlardı. Bir elinde boya, bir elinde fırça taburenin üzerine çıktı ve büyük harflerle, BORAYA SU DÖHEN EŞŞEHOGLİEŞŞEHTİR yazdı duvara. O bunları yazarken hemşehrileri gücciklerini yapmaya devam ediyorlardı. Merakla da ona bakıyorlardı.
“Hah şimdik de işesinler de görek.” diyerek girdi eve. Sorunu çözmüştü. Ellerini yıkadı huzurla. Tam banyodan çıkarken oğlu bağırdı.
“Bubaaa!! Yine yapaylar!”
Ne diyordu oğlu? "Eşşehoglieşşeh mi olmişlardir!" diye düşündü bir an. Dışarı baktı. Yazıyı okumuyorlardı. Hatta gençler işerken geri geri duvardan uzaklaşıyor ve yazıya işemeye çalışıyorlardı!!
Morali çok bozulmuştu. Galiba başka çare yoktu. Taşınmalıydılar oradan. Ama karısı evi çok seviyordu. O akşam karısının ailesi ziyaretlerine geldi. Kayınbiraderi akıllı bir gençti. Askerde çavuş yapmışlardı onu. Döndükten sonra da bir elektrikçi dükkanı açmıştı. Eniştesinin ve ablasının durumuna çok üzülüyordu. Ev gerçekten de tuvalet gibi kokuyordu. Birden gözleri ışıldadı. Aklına gelen şey onu ayağa kaldırdı. Meraklandılar hepsi.
“Enişte, aklima bi şey gelmiştir. Senin evin dovara çıplah bakir gablo döşiyek. Ucuni de ha bu camin önine getirek. Bende bi manyeto aleti vardir. Şeherdeki Esgici Bazari'ndan almişam. Gablolari da ha o alete baglarik. Sen herifleri su döheriken gördin mi, basarsin manyetoya. Heç acimazsin. Gamişlarini az bi elettirik carpti mi de bi daham su döhemezler gayrim.”
Hepsi birbirlerine baktılar. Denemekten bir şey çıkmazdı. Ama bu işi ne zaman yapacaklardı? Kimse görmeden yapmalıydılar. Ertesi gece yarısı iki erkek duvara boydan boya çıplak bakır kablo döşediler. Huzurla uyudu o gece. Olacakları merak ediyordu aslında. Ertesi sabah cumartesiydi. Erkenden camın önüne oturdu. Gelen giden yoktu. Anlamışlar mıydı acaba tuzağı. Yine de yaptıklarından utandı. Canı yanacaktı hemşehrilerinin. İnşallah kullanmaya gerek kalmazdı. Tam camın önünden ayrılmak üzereyken yaklaşan genci gördü. Pantolonunu açtı ve işemeye başladı. O anda bastı manyetoya!
“Fuiyy! Yandim anaammm!” diye bağırdı genç. Alelacele pantolonunu çekip uzaklaştı oradan! Sonraki saatlerde gelen 3-5 kişi de aynı kaderi paylaştı. Kimi anasını çağırıyor kimi de küfrü basıyordu!
Çözümü bulmuşlardı ama devamlı camın önünde kim oturacaktı? Sonraki hafta cam nöbetini hanımı tuttu. Okuldan dönen büyük oğlu da nöbeti annesinden devralıyordu. İşeyenlerin sayısı oldukça azalmıştı. Belli ki olanlar kasabada duyulmuştu. Evleri Umumi Tuvalet değildi ya. Cam nöbeti neredeyse hayatlarının bir parçası haline gelmişti. Bu arada, şehirde oturan kız kardeşinin yeni bebeği olmuştu ve duvarı beklemekten bir türlü kutlamaya gidememişlerdi. Nihayet o hafta sonu gitmeye karar verdiler. Acaba onların yokluğunda insanlar yine işeyecekler miydi. Merak ve endişe içinde geçirdikleri iki günün sonunda kasabaya döndüler. Evlerine yaklaştıkça artan kalabalığın nedenini anlayamıyorlardı. İnsanlar onların evine doğru gidiyordu. İşemeye gittiklerini düşündü bir an! Bu düşünce ürpertti onu ama kadınlar da vardı aralarında. Gördükleri doğru muydu? Evlerinin duvarı önünde insanlar mum yakıyor, dua ediyorlardı. Olanlara bir anlam veremiyorlardı. Gözleri yaşlı, okuyup-üfleyerek onlara yaklaşan yaşlı bir kadına, “Anacım, borada ne olir, ha bu mumlari niye yakmişseniz, niye aglirsen?” dedi.
“Heç sorma ogul. Bizim herifler hep boraya gücciglerini yaparilardi, emme borada çoh böyyüh bir zat yatarimiş megerisem. Bizim herifleri, uşahlari carpmaya başlamiş gamişlarinden. İki gündir de ha boralari bi gözel yıkamiş, temiz etmişlerdir. Şemdi de mum yakir, af dilirler. Sen de eger ha bu dovara su döhmissen tezden mum yakasan ogul. Çarpılirsin yohsam. Avradina, evladlarina yazıhtir!”
Karı koca önce birbirlerine baktılar, sonra da yanan mumlara ve insan kalabalığına! Tekbir getirenler, hûşû içinde kendinden geçenler vardı! Evlerine girdiler usulca. Camdan dışarıya baktılar. Türbelerindeki sayı hızla artıyordu! Birbirlerine sarıldılar sevinçle. Kahkahalarının duyulmasından korktular!
Böyyüh Zat'a minnettardılar !
** 1965 yılında Ağrı'nın ilçelerinden birinde yaşanan gerçek bir olaydan derlenmiştir.