- Kategori
- İlişkiler
Vefalı olmalıyız sevdiklerimize

Hayat hikayesini kısaca özetlemek istiyorum, ayrıntılarıyla yazmaya kalksam sayfalara sığmaz..
1920' de Sinop'un bir köyünde başlayan yaşam. Güzel denilebilecek bir çocukluk ve ergenlik döneminden sonra civar köylere de namı yayılan, köyün en güzel kızı olmanın getirisi olan taliplerin birbiri ardına çıkması ve yaşamında bambaşka, yepyeni bir sayfanın açılmasına sebep olan seçimi... Evet komşu köyden Gürcü bir delikanlının evlenme teklifini kabul eder. Gürcülere gelin olmak o zamanlar her iki taraf için de öyle kolay kabul edilebilir bir durum değil. İki yaşındayken babasını kaybedip küçük erkek kardeşiyle beraber dayısının nüfusuna geçmiş, himayesinde büyümüş o delikanlıyla hayatını birleştirmesiyle başlamış yaşamla mücadelesi. Tek bir kaşık ve bir tencere ile ocağını tüttürmüş. Sevgileri güç vermiş onlara, hayata karşı dimdik durmalarını sağlamış. "Yazsam roman olur" türünde hikayelerle yıllar birbirini kovalamış. Çocukları olmuş, üç oğlan bir kız. Şartlar zor, bakmışlar olmuyor, taşı toprağı altın diyerek önce genç adam tutuyor Istanbul'un yolunu. Sonra iki büyük oğlanı yanına alıyor babaları. Daha sonra da küçük oğlanla kızı da alarak evini, toprağını, akrabalarını, birkaç dönüm tarlasını, hayvanlarını, geçmişini ardında bırakarak yine yeni bir hayata, yeni bir mücadeleye doğru yola çıkıyor genç ve güzel kadın. Istanbul'da da hayat öncekinden pek farklı değil. Yine zor şartlarla savaş, şekil ve mekan değiştirerek devam ediyor. Yine "yazsam roman olur" tadında yıllar geçer, çocuklar büyür, evlenirler, iki büyük oğlan 1960 larda Almanya'ya giderler çalışmak için. Artık geleceği düşünülen, kendileri gibi zorluklarla geçen bir hayat yerine biraz daha refah içinde bir yaşam sürsünler diye çabalanan torunlar da katılmıştır aralarına. Gençliğinden, rahatından, hayatından fedakarlık ederek torunlarına bakmaya, onlara anne ve babalarının yokluğunu hissettirmemeye yeminli bir babaanne vardır artık. Günlerin tüm yorgunluğuna rağmen aynen çocuklarına yaptığı gibi torunlarına da sonsuz sevgisini ve şefkatini verebilecek gücü her zaman olmuştu. Yaşadığı cefa dolu hayatta onu mutlu eden tek şey ailesine duyduğu sonsuz sevgiydi. Bu sevgi ona gerekli olan gücü her zaman verdi. 20 yıl önce eşini kaybetti, o gün bu gündür kızıyla beraber oturuyor. Onun çocuklarını da büyüttü. Lezzetli yemekler yapar, kazanlarla aşure pişirir komşularına dağıtırdı. Namazını hala ayakta kılabiliyordu. Çamaşır asar, toplar, ütüler, ... kısacası kendi işini kendi görür, hala etrafına faydalı bir insan olmaya devam ederdi. Ta ki geçen yıl 3 Ocak ta beyin kanaması geçirene kadar. Hastanede geçen zorlu üç haftadan sonra taburcu olup evine geldi. Kızı başta olmak üzere damadı, bütün çocukları, gelinleri ve torunları etrafında pervane oldular. Konuşamıyor hala, kalan tek araz bu. Yardımla yürüyor. Bebek gibi bakılıyor, sevgiyle. Sanki hepsi O'na vefa borcunu bu şekilde ödemeye çalışıyor.
Bu açıdan bakıldığında O çok şanslı bir yaşlı denilebilir. Evet, huzurevlerine bırakılmış, çocukları tarafından terkedilmiş yaşıtlarına nazaran O çok şanslı. Her ne kadar iyi şartlar altında yaşıyorlar, iyi bakılıyorlar desek te! onların orada olmaktan çok mutlu olduklarını söyleyemeyiz. Bütün yaşlılar iyi şartlarda yaşamalı, bakılmalı, saygı ve sevgi görmeli, ömürlerinin sonbaharını daha doğrusu karakışını sevdikleriyle, uğurlarına saçlarını süpürge ettikleriyle, sayılıp sevilerek geçirmeliler diye düşünüyorum.
Oturduğum yerde, yakın çevremde benim de dahil olduğum, bu konu başta olmak üzere çeşitli aktivitelerde bulunduğumuz küçük bir grubumuz var. Çocuk Esirgeme Kurumu’ndaki çocuklarımızı ve huzurevlerindeki yaşlılarımızı ziyaret ederek, onlara ördüğümüz battaniyeleri, şalları hediye ederek, bir nebze de olsa yalnızlıklarını paylaşarak mutlu etmeye, onları düşündüğümüzü, sevdiğimizi göstermeye çalışıyoruz. Ziyaretlerine giderken eli boş gitmemek adına ihtiyaçlarını tesbit edip, bütçemize göre çam sakızı çoban armağanı bir şeyler götürüyoruz. Seviniyorlar, mutluluk gözyaşları döküyorlar. Aslında mutlulukları aldıkları hediyelerden değil, onları düşünen, seven birilerinin hala var olduğunu görmek sevindiriyor. Her zaman gelin, bizi unutmayın diyorlar.
Evet, lütfen onları unutmayalım, çok sevip, çok sayalım, her fırsatta o elleri öpmeye ve o ellere saçlarımızı okşatmaya gidelim.
Aa, bu arada unutmadan, yukarıda hikayesini özetlediğim resimdeki pamuk prenses kim mi? O benim canım babaannem…
Sevgiyle kalın, Serap