Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Temmuz '09

 
Kategori
Hukuk
Okunma Sayısı
3738
 

Vergi icra hukukunda ihtiyati haciz uygulamaları itiraz ve sonuçları

GİRİŞ:

İcra hukuku, bir hakkın zor kullanılmak suretiyle yerine getirilmesine ilişkin kuralları içermekle birlikte bu zor kullanma deyiminden anlaşılması gereken husus elbette kamu gücünden kaynaklı ve yine kamu kurumları veya bu gücün kullanılması ile özel kanunlarınca yetkilendirilmiş birimler ya da kişilerdir. Her borç gerek kanun ve gerekse aktedilen sözleşme hükümleri ile belirlenen zamanlarda ödenmesi gerekmektedir. Ödenmesi bir zamana bağlanmış olan borç 2004 sayılı icra iflas kanunu hükümlerince devlet gücü kullanılarak borçlunun mal varlığından alınmak suretiyle alacaklısına ödenir.

İcra iflas kanunu genel takip sistemine ilişkin hükümleri içermektedir. Ancak genel hükümlerden ayrılmasına zaruret görülmüş bir kamu alacağının takip sistemine ilişkin kamu alacaklarının kamu gücü kullanılmak suretiyle tahsilinin özel bir kanuna dayandırılmış olması ise farklı gerekçeler veya yaklaşımlardan kaynakladığı düşünülmüştür. Zira kamu hizmetlerinin süreklilik arz etmesi ve bu hizmetlerin karşılığını ( maliyetini ) teşkil edecek olan akar ise yine kamu gelirleri olarak bütçe gelir kalemleri arasında sayılan vergi resim ve harçlardan oluşan kamu alacaklarıdır.

Genel hükümlere tabi olan icra ve iflas kanunu hükümleri çerçevesinde takip ve tahsil edilecek olan borç ile yine kamu hukukunun bir alt dalı olan vergi kanunlarından kaynaklanan mükellefiyetler sonucu tahakkuk eden kamu alacaklarının takip ve tahsil sisteminde bazı farklılıkların olması devlet birey arasındaki ilişkinden doğan ve ancak kamu gücü kullanılarak takip ve tahsili cihetine gidilecek kamu alacakları borçlusu ile genel hükümlerin uygulandığı borçlu arasında da bazı faklılıkların mevcudiyetinden bahsetmek doğru olacaktır.

Kamu alacağının zamanında ve hızlı bir şekilde takip ve tahsil edilme zarureti kamu hizmetlerinin bir maliyeti olmasından kaynaklıdır. Bu bakımdan da konuya yaklaşıldığında genel hükümlere tabi olan bir borçlunun, borcun tahsilinden sonra düşeceği olumsuz koşullar veya uğrayacağı zararlar alacaklıyı ilgilendirmemekle birlikte, durum kamu alacaklarının borçlusu açısından farklılık arz etmektedir. Bu fark ise borcun tahsilinden sonra kamu borçlusunun borcun kaynağı olan gelir veya ticari faaliyetinin idame ettirmemesi durumunda gelir kaynağının eksileceği ve bir başka yaklaşımla Devletin anayasal güvence altına almış olduğu vatandaşlık hakları ile taraf olduğu uluslar arası sözleşme hükümleri gereğince bireyin ekonomik sosyal ve kültürel hakları ile rahat yaşam ve yaşamın idamesi bakımından devlet sorumluluğunun mevcudiyetinden hareket edilmesi zaruretinin de göz ardı edilmemesi gerekliliğidir.

Kamu alacaklarının takip ve tahsili 6183 sayılı AATUHK hükümlerine göre yürütülmekle birlikte 6183 sayılı kanun hukuk literatüründe icra hukuku hükümlerini içermekte olduğundan vergi icra hukuku olarak tanımlanması daha doğru bir yaklaşım olacaktır.

VERGİ İCRA HUKUKU HÜKÜMLERİ KAPSAMINDA TAKİP VE TAHSİLİ MÜMKÜN OLAN ALACAKLAR

“6183 sayılı kanunun 1 maddesinde Devlete, vilayet hususi idarelerine ve belediyelere ait vergi,

resim, harç, ceza tahkik ve takiplerine ait muhakeme masrafı, vergi cezası, para cezası gibi asli, gecikme zammı,

faiz gibi fer'i amme alacakları ve aynı idarelerin akitten, haksız fiil ve haksız iktisaptan doğanlar dışında kalan

ve amme hizmetleri tatbikatından mütevellit olan diğer alacakları ile; bunların takip masrafları hakkında bu kanun

hükümleri tatbik olunur”

şeklindeki düzenleme ile Devlete, il özel idarelerine ve belediyelere ait ve kamu alacağı olarak kabul edilen alacakların nelerden ibaret olduğunu açık bir şekilde düzenlemiş olmakla birlikte maddenin gerekçesi ve uygulama tebliğ ve diğer kaynaklarının birlikte incelenmesi ile de anlaşılacağı gibi, özel kanunlarında alacaklarının takip ve tahsili 6183 sayılı kanunun hükümlerine tabi olduğu şeklinde düzenlemeler içeren özel kanunları ile kurulan ve kamu veya kamu idarelerine ait kurum ve kuruluşların da alacaklarının vergi icra hukuku hükümlerine göre takip ve tahsil edildiği uygulamada gerek yasanın yoruma muhtaç hükümlerinin ve gerekse maliye idaresin bu kanun hükümlerinden almış olduğu gücünü tek taraflı uygulamaya koyması güncel uygulamalarda çeşitli sıkıntılara yol açmakla birlikte gereksiz ve de haksız uygulama ile gerek mükellefin mağduriyetine ve gerekse idari yargıda davaların yığılmasına sebebiyet verdiği de bir gerçektir.

6183 sayılı kanunun birinci maddesinde alacaklı kamu idareleri sayılmış ve alacaklı olarak alacakları bu kanun hükümlerine tabi olan kurum ve kuruluşlar;

1- Devlet

2- İl Özel idareleri

3- Belediyeler dir.

Bunun yanı sıra devlet tüzel kişiliği oluşturan kamu idareleri ile genel bütçeye tabi kurum ve kuruluşlardır.

5018 sayılı kamu mali yönetimi ve kontrol kanunu devlet tüzel kişiliğini oluşturan kamu idarelerini kanuna ekli bir sayılı cetvelde göstermiştir.

İl özel idarelerine ilişkin hükümler 5302 sayılı il özel idareleri kanunu

Büyükşehir belediyelerine ilişkin 5216 sayılı Büyükşehir belediye kanunu

Belediyelere ilişkin hükümler ise 5393 sayılı belediye kanununda düzenlenmiştir.

5302 sayılı kanunun 3 üncü maddesinin ( a ) bendinde İl özel idaresi: İl halkının mahallî müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan ve karar organı seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan, idarî ve malî özerkliğe sahip kamu tüzel kişisini,

Yine anılan maddenin ( b ) bendinde İl özel idaresinin organları: İl genel meclisini, il encümenini ve valiyi İfade ettiği hüküm altına alınmıştır.

5302 sayılı kanunun Vali’ye yüklemiş olduğu görev ve yetkilerden bir tanesi de , il özel idaresinin başı ve tüzel kişiliğinin temsilcisi olmasıyla birlikte 10 Haziran 1949 tarih 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 9’uncu maddesinde “valiler ilde, devletin ve hükümetin temsilcisi ve ayrı ayrı her bakanın mümessili ve bunların idari ve siyasi yürütme vasıtasıdır” denilerek valinin hükümetin ve her bir ayrı bakanlığın tek tek temsilcisi olduğu vurgulanmıştır.Buradan da anlaşılacağı üzere vali yalnızca idari değil aynı zamanda siyasi sıfatı ve görevleri olan bir görevlidir. Valinin kanundaki düzenleme ile sahip olduğu yetkiye değinmenin gereğini 6183 sayılı kanunun 13 maddesinde düzenlenen ihtiyati haciz kararının verilmesinde yüklenilen sorumluluğu bakımından hissedilmiş olup konu hakkında açıklama ilgili bölümde yapılacaktır.

5302 sayılı kanun düzenlemesinde il özel idarelerine ait alacakların takip ve tahsil hususlarına ilişkin bir düzenleme olmamakla birlikte bu kurum nezdinde tahakkuk edecek olan kamu alacaklarının vergi icra hukuku hükümleri kapsamında olduğu 6183 sayılı kanunun birinci maddesinde hüküm altına alınmıştır.

6183 sayılı kanun hükümlerince takip ve tahsil edilecek olan kamu alacakları kanunun 1 inci maddesinde sayılan kamu kurum ve kuruluşlar ile özel kanunları hükümlerine göre kamu kurum ve kuruluşları niteliğini haiz kurum ve kuruluşların kamu alacağı addedilen ve bütçeye gelir kaydedilen alacakları;

1- Vergi, resim, harç, mahkeme masrafları, vergi cezalar, para cezaları gibi asıl alacaklar

2- Gecikme zammı, gecikme faizi, zam, pişmanlık zammı, gibi asıl alacaklar üzerinden hesaplanan fer’i alacaklar

3- Kamu hizmetlerinin yerine getirilmesinden doğan alacaklar

4- Mahiyetleri ne olursa olsun özel kanunlarında alacakları 6183 sayılı kanun hükümlerine göre takip edileceğine ilişkin hüküm bulunan kurumlar

5- Kamu alacaklarının takip ve tahsili için yapılan giderlerden kaynaklanan alacaklar dır .

6183 sayılı kanunun birinci maddesinde yazılı kamu kurum ve kuruluşlarının akitten, haksız fiilden ve haksız iktisaptan doğan alacaklar 6183 sayılı kanun hükümlerine tabi olmayacağına ilişkin düzenlemeye yer verilmiş olduğundan bu kurum ve kuruluşların akitten, haksız fiil ve haksız iktisaptan doğan alacakları anılan hükümlerince takip ve tahsili cihetine gidilemeyeceğinden genel hükümlere göre takip ve tahsili cihetine gidilecektir.

6183 sayılı kanun düzenlemesinde Türk ceza kanunun hükümlerince hükmedilen para cezalarına ilişkin hükümleri saklı tutulmuştur. Bu bedenle ceza mahkemelerince ceza hukuku uygulamasına göre hükmedilen para cezalarının infazı 5275 sayılı ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı hakkındaki kanun hükümlerine göre yapılmakta ve adli para cezalarının infazı bu kanun hükümlerine göre Cumhuriyet saccılıklarınca yerine getirilmektedir.

5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin infazı hakkındaki kanun hükümlerine göre Mahkemelerce hükmedilen adli para cezaları Cumhuriyet savcılığınca hükümlüden talep edilmekte, belirlenen süre içerisinde ödenmemesi halinde yine anılı kanun hükümlerince para cezası hapse çevrilmek suretiyle infazı yoluna gidilebilmektedir.

Hapis cezası ile giderilemeyen kısmın tahsili için ise cumhuriyet savcılıklarınca 6183 sayılı kanun hükümlerine göre tahsil edilmek üzere ilgili tahsil ile yetkili daireye bildirilmek suretiyle, tahsil bu idarece gerçekleştirilmektedir.

KAMU ALACAKLARINI ÖDEME YÜKÜMLÜLÜĞÜNDE OLANLAR

6183 sayılı kanun 3’üncü maddesinde “ Amme alacağını ödemek mecburiyetinde bulunan hakiki ve hükmi şahısları, bunların kanuni temsilcileri, mirasçıları, vergi mükellefleri, vergi sorumluları, kefil ve yabancı şahıs temsilcileri “ kamu alacaklarını ödemek yükümlülüğü verilen kamu borçluları olarak tanımlanmışlardır.

Kanunun bu düzenlemesindeki hedef kitle öncelikli olarak vergi mükellefleridir. Vergi mükellefleri ile sorumlularının kimler olduğuna ilişkin düzenleme ise 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 8’inci maddesinde “Mükellef, vergi kanunlarına göre kendisine vergi borcu terettübeden gerçek veya tüzelkişidir.

Vergi sorumlusu, verginin ödenmesi bakımından, alacaklı vergi dairesine karşı muhatap olan kişidir.

Vergi kanunlariyle kabul edilen haller müstesna olmak üzere, mükellefiyete veya vergi sorumluluğuna müteallik özel mukaveleler vergi dairelerini bağlamaz.

Bu kanunun müteakip maddelerinde geçen "mükellef" tabiri vergi sorumlularına da şamildir “ şeklinde tanımlanmış olmakla birlikte 9’uncu maddesinde Mükellefiyet ve vergi sorumluluğu için kanuni ehliyetin şart olmadığı ve Vergiyi doğuran olayın kanunlarla yasak edilmiş bulunması mükellefiyeti ve vergi sorumluluğu kaldırmayacağını hüküm altına almış olmakla birlikte 10’unucu maddesinde

“Tüzelkişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, Vakıflar ve cemaatler gibi tüzelkişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevlerin kanuni temsilcileri, tüzelkişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirileceğini, Kanunun bu maddesinde sorumlulukları düzenlenen kişilerin sorumluluklarından kaynaklanan ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacaklar, kanunî ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağını, Bu hükmün Türkiye'de bulunmayan mükelleflerin Türkiye'deki temsilcileri hakkında da uygulanacağını” düzenlemiştir.

6183 sayılı kanunun 22 maddesinde ise kamu alacaklarını kesip ödemek mecburiyetinde bulunanları “Amme alacağını borçlusundan kesip tahsil dairesine ödemek mecburiyetinde olan hakiki ve hükmi şahıslar, bu vazifelerini kanunlarında veya bu kanunda belli edilen zamanlarda yerine getirmedikleri takdirde, ödenmiyen alacak bu hakiki ve hükmi şahıslardan bu kanun hükümlerine göre tahsil olunur.” Şeklindeki düzenlemeyi müteakiben kanunun 22/A maddesinde kamu alacaklarını kesip ödemek zorunda olanların sorumluluklarını “4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu kapsamına giren kurumların bu Kanun kapsamında hak sahiplerine yapacakları ödemeler ile kanun, kararname ve diğer mevzuatla nakdi olarak sağlanan Devlet yardımları, teşvikler ve destekler nedeniyle yapılacak ödemelerde ve 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanununa ekli tarifelerde yer alan ticaret sicil harçlarından kayıt ve tescil harçları, noter harçlarından senet, mukavelename ve kağıtlardan alınan harçlar, tapu ve kadastro harçlarından tapu işlemlerine ilişkin alınan harçlar, gemi ve liman harçları ile diploma harçları hariç olmak üzere (8) sayılı tarifeye konu harçlar ve trafik harçlarına mevzu işlemler ile 26/5/1981 tarihli ve 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununda yer alan bina inşaat harcı ve yapı kullanma izin harcına mevzu işlemlerde; Maliye Bakanlığına bağlı tahsil dairelerine vadesi geçmiş borcun bulunmadığına ilişkin belge aranılması zorunluluğu getirmeye, bu kapsama girecek amme alacaklarını tür, tutar ve işlemler itibarıyla topluca veya ayrı ayrı tespit etmeye, zorunluluk getirilen işlemlerde hangi hallerde bu zorunluluğun aranılmayacağını ve maddenin uygulamasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir.

Takibata selahiyetli tahsil dairesince, bu madde kapsamında getirilen zorunluluğa rağmen borcun olmadığına dair belgeyi aramaksızın işlem tesis eden kurum ve kuruluşlara ikibin Yeni Türk Lirası idari para cezası verilir. İdari para cezası, ilgilisine tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde ödenir. İdari para cezasına karşı tebliğ tarihini takip eden otuz gün içinde idare mahkemesinde dava açılabilir. “ şeklinde hüküm altına almıştır.

KAMU ALACAKLARINI TAHSİLE YETKİLİ İDARELER

6183 Sayılı kanunu 4’üncü maddesinde bu kanunun uygulanması bakımından yetkili olanları ve sorumluları ile görevlerinin ifası sırasında yardım etmek mecburiyetinde olanlara ilişkin düzenlemeye yer verilmiştir. Bu kanun kapsamında takip ve tahsili yapılacak olan kamu alacakları 5345 Gelir İdaresi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri hakkındaki kanunla Gelir idaresi başkanlığına yetki verilmiştir.

Gelir idaresi Başkanlığının toplumsal refahın arttırılmasına destek sağlamak üzere geliri adalet, tarafsızlık, verimlilik ilkeleri çerçevesinde toplamak, vergi sisteminin geliştirilmesi ve uyumunun arttırılmasına katkıda bulunmak zorunluluğuna işaret edilmiştir. Yine Gelir idaresinin bu görevi üstlenmiş olmasının yanı sıra 6183 sayılı kanunun 5’inci maddesi ile alacaklı kamu kurumlarının alacaklarının takip ve tahsilinin bu idarelerin mahalli tahsil dairelerince yapılması esası getirilmiştir.

Dolayısıyla 6183 sayılı kanunun 5’inci maddesindeki düzenlemeye paralel bir düzenleme i5345 sayılı kanunla yetkinin gelir idaresi başkanlığına verilmiştir. Gelir idaresi başkanlığına bağlı birimler ise muhasebat genel müdürlüğüne bağlı mal müdürlükleri ile vergi daireleri ve gümrük mevzuatı uyarınca gümrük müsteşarlığına bağlı tahsil daireleri kamu alacaklarının tahsiline yetkili kılınmışlardır.

6183 sayılı kanun hükümlerine tabi olacak kamu alacakları kanunun birinci madersinde sayılan kurum ve kuruluşlara ait ve yine aynı maddede zikredilen alacaklardan olmak zorundadır. Zira anılan kanunun birinci maddesinde sayılan ve takip tahsili bu kanun hükümlerine tabi olmayan alacakların olduğuna işaret edilmiş olmakla birlikte uygulamada uyuşmazlıklara yol açan ve kamu alacağı olarak değerlendirilip bu kanun hükümlerine tabi tutulmaması gerekirken ancak tabi tutulan; akitten, haksız fiil ve haksız iktisaptan kaynaklanan alacaklar bu kanun hükümlerine tabi değildir. Bu alacaklar kamu kurumları lehine hükmedilen, tahakkuk eden bir akit, haksız fiil veya haksız iktisaptan doğan alacak olup genel hükümlere göre takip ve tahsil edilmesi gerekmektedir. Uygulamada dikkat edilmesi gereken hususlardan bir tanesi de akitten, haksız fiil ve haksız iktisaptan kaynaklanan alacakların 6183 sayılı kanun hükümlerine göre takip ve tahsili cihetine gidilemeyeceğidir.

KAMU ALACAKLARININ TAKİP VE TAHSİL USULLERİ

1- İHTİYATİ HACİZ UYGULAMASI

Yazımızın ana konusu kamu alacaklarının takip ve tahsil usullerinden ve asıl olarak bir güvenlik müessesesi olarak kabul edilen ihtiyati haciz ve uygulamalarına ilişkin kanun ve uygulama arasındaki çelişki ve çözüm yolarının irdelenmesi olduğundan birinci sırada ihtiyati haciz uygulamasını ele almak gerekmektedir.

İhtiyati hacze ilişkin hüküm 6183 sayılı kanunun 13’üncü maddesinde düzenlenmiştir. Öncelikli olarak kanunun anılan düzenlemesine değindikten sonra uygulama ile hükümlerin çelişkileri üzerinde durmak gerekir.

Kanunu 13 maddesinde ihtiyati haciz. …”

…… aşağıdaki hallerden herhangi birinin mevcudiyeti takdirinde hiçbir müddetle mukayyet olmaksızın alacaklı amme idaresinin mahalli en büyük memurunun karariyle, haczin ne suretle yapılacağına dair olan hükümlere göre, derhal tatbik olunur.

1. 9'uncu madde gereğince teminat istenmesini mucip haller mevcut ise,

2. Borçlunun belli ikametgahı yoksa,

3. Borçlu kaçmışsa veya kaçması, mallarını kaçırması ve hileli yollara sapması ihtimalleri varsa,

4. Borçludan teminat göstermesi istendiği halde belli müddette teminat veya kefil göstermemiş yahut şahsi kefalet teklifi veya gösterdiği kefil kabul edilmemişse,

5. Mal bildirimine çağrılan borçlu belli müddet içinde mal bildiriminde bulunmamış veya noksan bildirimde bulunmuşsa,

6. Hüküm sadır olmuş bulunsun bulunmasın para cezasını müstelzim fiil dolayısiyle amme davası açılmış ise,

7. İptali istenen muamele ve tasarrufun mevzuunu teşkil eden mallar, bu mallar elden çıkarılmışsa elden çıkaranın diğer malları hakkında uygulanmak üzere, bu kanunun 27, 29, 30'uncu maddelerinin tatbikini icabettiren haller varsa….. “ şeklindeki düzenlemeden kaynaklanan kamu gücünün kullanılma gerekçeleri yer almaktadır. Ancak maddede sayılan gerekçelerden daha çok madde düzenlemesinde yer alan “ihtiyati haciz kararı” nın kim tarafından alınacağı hususu uygulamada hak ihlallerine sebep olmaktadır.

Madde düzenlemesinde “ … alacaklı amme idaresinin mahalli en büyük memurunun karariyle … “ hükmü uygulamada vergi idaresinin bağlı olduğu vergi dairesi başkanları veya defterdar kabul edilmekte olup ihtiyati haciz kararı bu kişilerce verilmekle uygulanmaktadır oysa kanun düzenlemesinde defterdar ya da vergi dairesi başkanından bahsedilebileceği gibi bu kişilere her hangi bir yetki tanınmamıştır. Kanun koyucu vergi dairesi başkan veya defterdar atfı yapmak istemiş olsaydı iradesini yine 6183 sayılı kanunun 17 maddesinde olduğu gibi açıkça beyan ederdi.

Şimdi sıkıntılardan bir tanesi bu olmakla birlikte esas uygulama hatası ihtiyati haciz kararının uygulandığı borçlu ve şayet borçlunun şirket olması halinde alınmış olan bu yetkisiz ihtiyati haciz kararı ile şirket yöneticileri ile şirket ortaklarının da bütün mal varlıklarına uygulanmasıdır.

6183 sayılı kanunun 13 madde gerekçesinde “ ihtiyati haciz kararının mahalli en büyük amirinin vereceği karar” şeklindeki yasa koyucunun iradesini açık beyan etmemiş olmasından anlaşılması gereken illerde vali ve ilçelerde de kaymakam olduğudur, zira vali yardımcısının veya vekilinin bile vermiş olduğu kararların geçersizşliğine işaret eden Danıştay kararlarından da anlaşılacağı üzere, yetkinin vali de olduğunun kesinliğine işaret etmektedir.

Dolayısıyla ihtiyati haciz kararı vergi dairesi başkanları veya defterdar tarafından verilmeyip vali tarafından verilmesi kanunun zorunlu kıldığı şekil şartlarından bir tanesidir. Bu bakımdan maliye idaresinin yetkisiz kararlarla kamu gücünü kullanarak mükellefin varlıklarına ihtiyati haciz uygulaması hukuka açık aykırılık teşkil etmektedir.

İhtiyati haciz uygulamasında hukuk ihlali olarak değerlendirdiğimiz bir diğer husus ise, yetkisiz olmakla birlikte maliye idaresinin kamu gücünü kullanarak mükellefine uygulamış olduğu ihtiyati haciz kararına istinaden borçlunun, temsilcisinin, ve şayet borçlunun şirket olması halinde ise şirketin malvarlığı ile müdür veya temsilcileri, yönetim kurulu üyeleri ile ortaklarının şahsi mal varlığına gidebilmesidir. Bu durum bir hak ve hukuk ihlali olmakla birlikte maliye idaresinin kamu gücünü kötüye kullandığı da açıktır.

Zira kanunun anılan maddesinde yapılan düzenleme doğması muhtemel olan kamu alacağının borçlu nezdinde tahakkuk etmesi halinde tahsilinin garanti altına tedbiren alınması uygulamasıdır. Henüz tahakkuk eden bir borç olmadığı gibi kesinleşmiş olmasından da bahsedilmesi olanaksızdır, gerek vergi usul kanunun 10 ve 6183 sayılı kanunun 35 ile Mükerrer 35 maddelerindeki sorumluluk düzenlemesi kamu alacağının kesinleşmiş ancak tahsilinin olanaksız veya tahsil edilemeyeceğinin kanunda belirtildiği karinelerin varlığı ile anlaşılmış olması halinde 213 sayılı VUK 10 ve 6183 Sayılı Kanunun 35 ve Mükerrer 35 maddelerindeki düzenlemenin vermiş olduğu yetki gereği borçlunun şahsından ziyade ortakları temsilcileri ile şirket ise şirket yönetici, müdür, temsilci veya ortaklarının şahsi mal varlıklarına gidilmesi olanaklı hale gelmiş olacaktır. Bu durum sadece önceden tahakkuk edip vadesi geçmiş olmasına rağmen, hazineye gelir kaydedilmiş olan ancak tahsil edilememiş veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılmış olmasına bağlı olarak normal haciz uygulamasından önce kişilerin sorumluluklarına gidilebilmesi için önceden borcun tespit edilerek ödeme emri ile tebliğ edilmiş ve kesinleşmiş olmasına bağlıdır.

Ancak yukarıda da belirtildiği üzere, idarenin kamu gücünü kötüye kullanmak suretiyle ve hukukun emredici hükümlerine aykırı bir şekilde yetkisiz ve usulsüz bir ugulama ile kişilerin mağduriyetine sebebiyet vermektedir.

NOT:

YAZI DİZİSİ OLARAK DEVAM EDECEK.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 59
Toplam yorum
: 16
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 645
Kayıt tarihi
: 14.06.08
 
 

Okumanın yaşı yok demiş atalarımız. Zamanımın uyku hariç tamamına yakını okumakla geçiyor. Okumakla ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster