​ Vergi politikası ve yönetimi / Türkiye Ekonomisi / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Haziran '08

 
Kategori
Türkiye Ekonomisi
 

Vergi politikası ve yönetimi

Vergi politikası ve yönetimi
 

İnternetten alınmıştır


Asya Tipi Üretim Tarzı (ATÜT) sürecinden (geleneğinden) gelen coğrafyada kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni, sosyal ve ekonomik yapısı çok farklı özellikler taşıyan Avrupa Tipi Devletlerinin Sosyal ve Vergi kanunları ile yönetme kararı bugünkü vahim durumun temel nedenidir. Avrupa toplumları diyalektik kapitalizm (ilkel toplum, feodal toplum, merkantilizm, kapitalizm ve sosyal kapitalizm) sürecini yaşayarak Sosyal Devlet noktasına gelirken, Türkiye Cumhuriyeti Asya Tipi Üretim Tarzından, Karma Ekonomi olarak adlandırılan karmaşık kapitalizme diyalektik süreçle değil de, devleti yönetenlerin kararları ile geçtiğinden, bu değişim ortaya bir zorlama çıkarmıştır. Avrupa'nın feodalizmden sosyal kapitalizme geçiş süreci yaklaşık 400 yıllık bir süreci kapsarken, devletimizi yönetenlerin toplumsal yapıyı 80 yılda sosyal kapitalizme hızla geçirme iddiaları, vergi yönetimindeki ve sosyal yapıdaki kargaşanın temelini oluşturmaktadır. Üstelik vergi tipleri ve oranları, toplumsal kültür ve TGSMH (toplam gayri safi milli hasıla) ve ABMG (adam başına milli gelir) göz ardı edilerek Avrupa standartlarında hazırlanmaktadır. Oysa önce toplumsal bilinç sonra refah düzeyi AB düzeyine yakınlaştırılmalıdır. Bilinç oluşturulmadan ve GSMH artırılamadan vergi oranlarının artırılmasının mantığı anlaşılamamaktadır.

Mevcut kanunlara göre; vergiler, sosyal güvenlik primleri ve diğer kesintiler tam uygulandığında ücretten (kazançtan) ortalama % 44 oranında kesinti olmaktadır. OECD ülkeleri arasında en fazla kesinti yapıldığı bilinen ülkemizde, bu orana harcama vergisi olan % 18 oranındaki KDV yi eklediğimizde ücretten devlete aktarılması gereken (bileşik) oran yaklaşık % 54 'ü bulmaktadır.

Zaten ekonominin % 61'inin kayıt dışı olduğunu belirten medyadaki araştırma haberleri ve iç borcun sürekli artması, Vergi Politikasının yanlışını ortaya koymaktadır.

Dış satımlarda KDV tahakkuku olmasa bile, SSK primleri ücret stopajı ve kazanç (gelir ve kurumlar) vergileri, maliyet artışına ve net kar kaybına neden olduklarından, dış ticarette rekabet gücünü azaltan önemli faktörlerdir. Tüm vergilerin ihracat, ithalat ve iç talebin oluşumunu nasıl etkilediği detayları ile incelenip, vergi politikasının ihracat ve iç talebi artıracak, ithalatı engelleyecek yapıya kavuşturulması sağlanmalıdır. Yapılacak politika değişikliği ile vergi oranlarını yükselterek devlet gelirlerini artırmayı denemek yerine, vergi oranlarını düşürüp GSMH'YI büyüterek vergi gelirlerini artırma stratejisine dönülmelidir.

Bu durumda vergi oranları düşürülüp endüstriyel ürünlerdeki kamu maliyeti azaltılarak, dış satımda ve ithal ikamede üreticilere rekabet gücü sağlanmalıdır. Oysa ülkemizde nedense tam tersi yapılarak endüstriyel ürünlerdeki kamu maliyeti giderek artırılarak rekabet gücü yok edilmektedir.

Kanunların toplumsal yapının ve ekonominin rasyonel yönetimi için düzenlenmesi gerekirken; sosyal yapıya ve toplumsal kültüre uygunluğu, uygulanabilirliği ve kontrol edilebilirliği irdelenmemektedir. Teorik kapsamda sadece kamu finansmanına veya Avrupa standartlarına uygunluğunun yeterli görülmesi, özellikle vergi kanunlarında de formasyon oluşturmaktadır. Bu durum piyasa ortamında haksız rekabete ve ekonomi yönetiminde gizli karmaşaya neden olmaktadır.

Bu yönetsel ve sosyal karmaşanın düzeltilebilmesi için; vergi kanun-larının tamamı detaylı irdelenerek, bence adaletin en önemli kriterleri olan; toplumsal kültüre uygunluk, uygulanabilirlik, kontrol edilebilirlik ve tahsil edilebilirlik kriterlerine göre değer-lendirilerek, bu kriterlere uymayan kanunlar ve maddeler yeniden düzenlenmeli, düzenlenemeyenler kaldırılarak yerine uygulanabilir ve kontrol edilebilir kanunlar yapılmalıdır.

Halen ülkemizdeki vergi kanunları teoride adalet ilkesi gözetilerek hazırlanmaya çalışıldığı bilinirken, uygulama ve kontrol yöntemleri vergi mükellefleri arasında şiddetli haksız rekabete çok açık durumdadır.

Yukarıda belirttiğimiz gibi kanunlara göre vatandaş eline geçen 100 liranın 54 lirasını devlete vermek zorundadır. Adam başına milli gelir, refah düzeyi, piyasa şartlarını ve insan doğasını düşündüğümüzde bu oranın uygulanması mümkün değildir. Bu durum çok isteyen devlet ve az ödemeye direnen vatandaş kargaşasına neden olmaktadır.

Ayrıca mevcut vergi ve sosyal güvenlik kanunları ile vergi ve prim oranlarının tamamı % 100 uygulanırsa ülke ekonomisinin hangi noktaya geleceği konusunda bir araştırma yapılmadığı anlaşıl-maktadır. Böyle bir çalışma yapılırsa sonucun ülke ekonomisinin batması şeklinde olacağı net olarak görülecektir. Böyle bir çalışma yapıldığında VERGİ ve SSK kanunlarının ülke ekonomisini kalkındıracak yapıya kavuşturacağı program ve strateji kendiliğinden ortaya çıkacağını gözlüyorum.

Toplumsal şartlar nedeniyle beyana tabi vergilerin ülkemizde deforme edildiğini, ancak işlem anında mahsup edilen vergilerden zor kaçınıldığını, ayrıca kayıtlı veya kayıt dışı faaliyetlerin parasal hareketlerinin yaklaşık % 80 inin bankalardan geçtiği gözlenmektedir.

Yukarıdaki Bu gözlemden hareketle KDV'nin ve beyana tabi diğer vergilerin oranlarının sektörlere göre uygulanabilir en alt oranlara düşürülmesi, denetim yöntemlerinin ve cezaların caydırıcı hale getirilmesi ile vergide adaletsizlik karmaşasına son verilmelidir.

Ayrıca para hareketinin vergilendirilmesi için PARA AKIŞ VERGİSİNİ (PAV) öneriyorum. Bu vergi, devlete günlük, düzenli nakit gelir ve vergide adaletin oluşmasını sağlayacaktır. PARA AKIŞ VERGİSİ Bankalara, finansman kurumlarına ve PTT'ye paranın girdiği ve çıktığı anda vergi alınacak şekilde düzenlenmelidir.

Para hareketleri ile tüketim harcamaları yapı olarak birbirlerini tamamladıklarından KDV oranlarının indirilmesi ile paralel PAV'IN düzenlenmesi hem vatandaşın işini, hem de devletin vergi tahsilatını kolaylaştırarak, devletin vergi gelirlerini daha düzenli hale sokacaktır. Para akışına konacak küçük orandaki bir vergi, günlük büyük fonlar doğuracaktır.

Ancak PAV devlet tarafından kabul görüp, KDV'de ve diğer vergilerde indirim yapılmadan uygulanırsa piyasalardaki karmaşa daha büyüyecektir.

Ülkemiz insanlarının kültür ve ekonomik altyapısına uygun olduğunu gözlemlediğim Para Akış Vergisi düzenlenirse, uygulamada ve kontrolde güçlük çekilmeden tahakkuk ve tahsilatlar yapılabilir.

Ancak bu düzenleme paralelinde bankaya yatırılan mevduatların girişimciye kredi olarak dönü-şünde uygulanan yüksek orandaki kamu maliyeti de en aza indirilmelidir.

Devlet yönettiği coğrafyada yaşayan vatandaşlara zorunlu hizmetler olarak; güvenlik, adalet, sağlık ve eğitim hizmetlerini veriyorsa, devleti yönetmek için de gerekli yıllık finansmanın % 50 sini refah vergisi olarak refah ve servet düzeyine göre hanelerden almak konusunda bir yöntem de geliştirilebilir, geliştirilmelidir.

Vergi gelirlerinin büyük çoğunluğunu ATV ve KDV nin oluşturduğu şartlarda vergi dağılımının refah ve servet düzeyine göre rasyonel olmadığı anlaşılmaktadır.

Devletin giderlerinin büyük çoğunluğunun sadece harcama (dolaylı) vergilerinden karşılandığı şartlarda, yüksek refahta yaşayanların ve servet sahibi olanların lehine bir durum oluşmaktadır. Bu durum sosyal devlet anlayışına aykırıdır. Bu çerçevede ülke genelindeki 12 milyon olan hane sayısından köy haneleri ve yoksulluk sınırında olan haneler çıkarıldıktan sonra kalan hane sayısı 5 veya 10 kategoriye ayrıştırılarak refah vergisi oluşturulmalıdır.

Örneğin; 12 milyon hanenin % 50 sinin yoksul veya köy hanesi olduğunu varsayarak hareket edersek ve devletin yıllık gideri olan 30 milyar USA $ ın % 50'si olan 15 milyar USA $'ı kalan 6 milyon haneden refah vergisi olarak tahsil edilirse ortalama hane başına 2.500 USA $ gibi yüksek olmayan bir rakam çıkar ki, bu da 10 kategoriye göre değerlendirildiği şartlarda 500 ile 4.500 USA $ arasında ödenebilir kademeler oluşturulabilir.

Devlet giderlerini; refah vergisi, para akış vergisi, tüketim vergisi ve kazanç vergileri olarak, uygulanabilir oranlardaki vergilerle karşılama eksersizinin ülke yönetiminde (toplumu yakından izleyen biri olarak) çok olumlu sonuçlar vereceğini görüyorum.

Vergi yönetimi organizasyonunun; tahakkukun, denetimin ve tahsilatın adaleti sağlayacak şekilde rasyonel yapılanması vergi politikasının en önemli parçasıdır. Vergiler toplumsal kültüre uygun, uygulanabilir bir yapıya kavuşsa bile, vergi yönetimi rasyonel değilse vergide adalet sağla- namaz, oysa adaleti sağlamak sosyal devletin en önemli sorumluluğudur.

Özetle; Toplumsal uzlaşma sağlanmayan, uygulama, kontrol ve tahsilat zorluğu olan vergiler deforme edilmeye mahkumdur. Vergi türleri topluma uygun, uygulanabilir ve kontrol edilebilir yapıda olmadığı sürece vergide adalet ve vergi yönetiminde rasyonellik sağlanamaz.

KADRİ KANPAK

 
Toplam blog
: 617
: 1221
Kayıt tarihi
: 03.12.07
 
 

Her kesimi anlama ve kabullenme bilincimle; her kişinin asgari yaşam şartlarına sahip olabildiği,..