- Kategori
- Kent Yaşamı
Vermiş olduğumuz geçici rahatsızlık

Peki bizde öyle mi? Değil tabi ki. Hemen her dönem anakent ya da ilçe belediyelerinde yönetim değiş
İstanbul'da olup da "Vermiş olduğumuz geçici rahatsızlıktan dolayı özür dileriz!" tabelasına rastlamamanız mümkün değildir.
Ve bu tabelaların günlük hayatımızın bir parçası olduğunu kabul etmeyenimiz yok gibidir.
İstanbul'da her yıl 650 bin civarında yeni araç trafiğe çıkıyor. Her yıl şehre göçün artıyor olması nüfusu çığ gibi büyütüyor, nüfus artışı da ehliyetsiz araç kullanan insan sayısını kabartıyor.
Sadece İstanbul değil elbette trafik sorununu yaşayan.
Dünyanın en önemli ve en kalabalık metropolleri de trafik konusunda dertliler; Ama bizdeki dert onlarınkinden daha dramatik boyutta.
Londra, Paris, Newyork, Roma ve Tokyo gibi önemli şehirlerde trafik sorunu reel bir ulaşım sistemi ve belediyecilik anlayışıyla çözüm sürecine sokulmuş vaziyette.
Bu kentlerde altyapı sorunu sosyal devlet anlayışının en önemli ayağı olarak görülüyor ve en küçük bir sıkıntıda anında müdahaleler yapılarak genel siyaseti aşan bir çizgide belediye hizmetleri uzun vadeli projelerle konunun üzerine gidiyorlar.
Peki bizde öyle mi? Değil tabi ki. Hemen her dönem anakent ya da ilçe belediyelerinde yönetim değiştikçe uygulamaya sokulan projeler de ya rafa kaldırılıyor ya da siyasal ağırlık taşıyan ilginç ve gereksiz projelere başlanıyor.
Bir türlü bitmeyen, araç trafiğini aza indirmeyi amaç edinen alt ve üst geçitler yıllarca trafiğe engel teşkil ediyor.
Belediyeler, kendi bölgelerinde alt ve üst geçit çalışmalarını bilmem kaçıncı yılda kaç tane alt ve üst geçit açılışı yaptıklarını görkemli törenlerle halka anlatırlar, geçitler açılır, nedense trafik açılmaz
Törenlerde kurdeleler kesilirken araçların kesilen önü ile ilgilenen fazla ortalarda gözükmez.
Kış aylarında, okul dönemlerinde, yaz tatiline rastlayan zamanlarda sürdürülen şehiriçi geçit kısıtlamaları ve yol çalışmalarıysa en küçük bir yağmurun yağmasıyla İstanbul trafiğini adeta felç ediyor.
Hava ve gürültü kirliliğinden strese giren İstanbullu, trafik stresiyle daha da canından beziyor.
Evine zamanında varamayan, ramazan iftarına yetişemeyen, işine geç kalan, kuyruklarda sıra bekleyen, duraklarda ıslana ıslana otobüs yolu gözleyen insanları gözünüzün önüne getirin.
Ne kadar çok belediye otobüsü, ne kadar çok taksi, ne kadar çok dolmuş devreye sokarsanız sokun etkili ve daha pratik imkanlar sunulmadığı müddetçe altyapı sorununun en önemli öğesi olan trafik, İstanbul'un başını ağrıtmaya devam edecek.
İstanbul demek Türkiye demek. 70 milletvekili çıkaran İstanbul'un siyasal ağırlığı hükümet çıkarıp hükümet indirecek kadar güçlüdür.
Tüp geçit mi, üçüncü köprü mü? tartışmalarını yıllardan beri sürdürüyoruz ama adım atmak için illa Japonların gelip bize bu konuda teklifte bulunmalarını bekliyoruz.
Belediyelerimiz birbirinin kuyusunu kazmakla meşgul oldukları için yol kazmaktan da çok hoşlanırlar. Dört yıl uyuyan her belediye seçim yılının son demlerine doğru yolları kazmaya, kaldırım taşlarını sökmeye, parklara bahçelere temizlik yapmaya soyunur.
Konut sorununu, köstebek yuvasına dönen yolların acıklı halini, elektrik hatlarını, su güzergahlarını yani altyapı sorununu halletmesi gereken belediyeler sünnet kampanyalarıyla, konserli açılışlarla, toplu nikahlarla asli görevlerinden uzaklaşmaktalar.
Sosyal ve kültürel adımlar elbette önemli ama öncelikli de olmamalı.
Yerel yönetimlerin daha yerel ve daha reel adımlar atması icabediyor.
Toplu taşıma araçlarında sıkışan trafikte arkanızda acılı acılı siren çalan ambulansı ve içindekileri düşündünüz mü hiç?
Pencereden ana caddeyi seyre daldığınızda arka arkaya yangına ulaşmaya çalışan itfaiye araçlarının yangın yerine o trafikte nasıl yetişeceğini aklınızdan geçirdiniz mi?
Ambulansın içinde siz ya da yakınınız, yanan ev ya da işyeri sizin ya da akrabalarınızın da olabilirdi.
" Dikkat yol çalışması var!" tabelalarından nefret ediyorum ben. Yollardan nefret ediyorum. Yola çıkmaktan, yolda kalmaktan, yollarda can vermekten korkuyorum ben.
Belediyelerin size verdiği "geçici rahatsızlık"tan rahatsız oluyor musunuz?
Yaralanan, sakat kalan, can verenlerin " kalıcı rahatsızlığı"nın acılarını hayal edin bakalım!