Yabancı danışmana “alkış”, yabancı hakem isteyene “kargış”... / Futbol / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Ocak '16

 
Kategori
Futbol
 

Yabancı danışmana “alkış”, yabancı hakem isteyene “kargış”...

Yabancı danışmana “alkış”,  yabancı hakem isteyene “kargış”...
 

Bir sözün ağırlığı, söyleyene göre değişir.

Bazen öyle kesin ve çarpıcı sözler söylenir ki... Sıradan kişilerin ağızından çıkanı duyan olmaz, etkisiz kalır. Ama ağırlığı ve yaptırım gücü olanın söylediğini çift yönlü düşünmek gerekir.

Niye çift yönlü?

Ortamın havasına, konuşanın konumuna uygun olduğu için öylesine söylenmiştir o sözler, ya da...

“Ya da”sı söylense ne olacak, söylenmese ne olacak?

“Ya da” işte, lafın gelişi deyip geçmek!.

Sözgelimi TFF ya da MHK Başkanı, hakemlere seslenen bir konuşma yapacaksa, hakemleri mi eleştirmesi, yoksa onların gururlarını okşaması mı gerekir?

İçlerinde yanlış yapanları, yetersizleri, açıkça/ adla örnekleyerek bir yana koyarak kalanları övmesi düşünülemez. Böyle olunca da, kamuya açık toplantılarda “gurur okşama” ağır basar.

Antalya’da hakem seminerinde konuşan Yıldırım Bey’in, “Yabancı hakem isteyenlerin yaptığı Türk futboluna ihanettir.” demesi de, öylesine “gurur okşayıcı” bir sesleniştir.

Oysa ortada, gerekçesi ne olursa olsun, bir gerçek var:

Sezon sonunda sözleşmesi biten UEFA Hakem Kurulu Üyesi ve TFF MHK Danışmanı Jaap Uilenberg'in yerine İtalyan Roberto Rosetti'nin getirileceğinin açıklanması...

Yani?

Hakem danışmanı, eğitmeni yabancı...

Ama yabancı hakem olmaz. Biri daha gitmeden onun yerine gelecek belli. Bu, bir çelişkidir; yabancı hakem olamaz diyenleri taca atar!

(Yabancı danışmana onay, alkış... Ama yabancı hakem isteyene, deyiş yerindeyse, “kargış”...)

*****

Hakemlik kurumu, “yan bağlantı”larıyla birlikte çürümüş, biz hâlâ hakemleri düzelteceğimize, yüceltiyoruz.

Yetmiyor, hakemlere yönelik eleştirilere kulak tıkıyor, Yıldırım Bey’in yaptığı gibi, hakemlerin gururunu okşamak adına, işi “ihanet”e kadar götürüyoruz.

(Hakem, futbolculara, dolayısıyla takımlara  “ayrıcalıklı” davranırsa, o hakem, artık “taraf”tır. Kimi futbolcuların “art niyetli” olduğunu söylemek, hakem için bir “eksiklik”tir. Hakem, futbolcunun art niyetli davranışını, madem görüyor, anlıyor, biliyorsa, gereğini yapmıyorsa, bu, “görev kusuru” işleme değil de nedir?)

Hakem, “hata” yapıyor, ama zararı kendisine değil, başkasına dokunuyor. Bu durumda, “Hakem de yapar” demek, gelecek “hata”ları önceden onaylamadır. Oysa yapılması gereken, “aynı hataları” yineleyene, kim olursa olsun, gereken ceza en ağır biçimiyle verilmeli ki... herkes, kendine çekidüzen versin... düzen sağlansın... güven sağlansın...

Güvenin olduğu yerde, “hata” diye ortaya çıkanlarda “art niyet” aranmaz.

Hakemler konusunda vardığımız son nokta:

Benim hakemime laf söyletmem, yabancı hakem isteyene her lafı söylerim!.

(Kimi hakemlerin “hata”larını hoşgörüyle karşılamak, onlara hak edilmeyen cesaret vereceği için, bu tavır, öteki hakemlere haksızlıktır. Ayrıca, sürekli öne çıkartılan hakem, ötekilerinin gözünde, yüzüne karşı söylenmese de, en sevimsiz, başına bir iş geldiğinde kimsenin üzülmeyeceği biridir.)

*****

Yabancı hakem isteyenlere katılmamak mümkün değil.

Kimi hakemlerin “geleneksel hal” alan tutumları, bununla bağlantılı kararları ortada. Buna karşın, eğriyle doğruyu ayırt etmeme, ayıklamama sürüp gidiyor.

Olanlar, böyle giderse, olacakların garantisidir.

Hakemlik kurumunda köklü bir değişiklik gerekiyor. Eften püften kararlara, “yenilik”lere DEVRİM demek yerine, gerçek bir DEVRİM’e gereksinim var hakemlikte, onlarla bağlantı olanlarda...

İkinci yarı başladı, hakemler, yine gündemde...

(Geçen haftaki “hakem hata”ları, getirildi Eskişehirspor-Fenerbahçe maçı üzerine yıkıldı, ötekiler unutturuldu. Böyle olunca da, o maçın hakemi Alper Ulusoy, “günah keçisi” seçildi.
Başka maçlarda kötü yönetim ve maçın sonucunu etkileyen hakemler dururken Alper Ulusoy’un bu konuma düşürülmesi, hem ilginç, hem anlamlı, hem de “kasıtlı”...
Aleyhine olmayan bir penaltı verilse, Fenerbahçe, bir eksik bırakılsaydı, Alper Ulusoy’a 7.2 notu verilir miydi?
Bir okurun sorusu bu?
Verilen penaltı için, “Niye penaltı olmaz?”a gerekçe hazırlayanların aklına gel de şaşma!.
Neymiş?
Top, kaleye doğru değil de, taca gidiyormuş. Onun için de gol olma olasılığı yok/muş, o zaman penaltı da olmaz/mış!
Kafalarına göre maç yöneten hakemlere, bir de kafalarına göre “kural” koyanlar çıktı. Ne de olsa burası Türkiye!. Sesin çok çıkıyorsa, geçerli olan, kafana göre yaptıklarındır.)

*****

Ortada “yanlışlar” varken, genelleme yaparak, hakemleri yüceltmek, savunmak durumunda kalmak, “sorun”a çözüm olmuyor, olamıyor, olamaz da...

Hakemler niye böyle?

Suçu, sadece hakemlere yükleyerek, işinden içinden sıyırılmak kolay. Hakemleri özellikle bu duruma getiren, bu “düzen”den yararlananlara “neşter” vurmak gerekiyor!.

O “alan”a giren ne kadar “eski”miş varsa, ayıklanmalı!.

Ayıklanamayacaklar da var:

Ekranları dolduran, geçmişlerine bakıldığında, eleştirdikleri kararlarla ilgili durumlarda “sabıkalı” olan eski futbolcular, hakemler...

Karar veririken, rapor yazarken onlara "itibar" edilmesin yeter!

Son söz:

Güvenin olduğu yerde, “hata” diye ortaya çıkanlarda “art niyet” aranmaz.

 

https://www.facebook.com/turgutcelik

https://twitter.com/#!/turgutcelik

turgutce@yandex.com

 

 

 
Toplam blog
: 2458
: 2418
Kayıt tarihi
: 10.11.08
 
 

24 Kasım 1944'te İspir'de doğdum. Ankara Kurtuluş Lisesi'ni, Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi Tü..