- Kategori
- Dil Eğitimi
Yabancı dil bize gerçekten yabancı mı?

Hepimizin bildiği fıkradır: Bizim Temel yabancı dil bilmemenin ezikliğini hayatı boyunca derinden hissetmiştir. Evlenip de aslan yavrusu gibi bir oğlu olunca, kolundan tuttuğu gibi şehrin en gözde dil eğitim merkezine götürür. Müdür Bey Temel'e sorar: "Oğlunuzu hangi dili öğrettiğimiz bölüme kaydedelim?" Temel böyle bir soruyla karşılaşacağını beklemediğinden bir müddet düşünür ve cevap verir: " Mudur Bey mumkunse en yabacısına kaydedun da!"
Bizler de sanırım kendimize en yabancı dil olan İngilizceyi seçtik. Yoksa bunu bu kadar yılda öğret(e)memeyi başarmak marifet ister. Bu konuda epey yazı yazıldı, belki ben de aynı şeyleri daha kötü cümlelerle söyleyeceğim. Ama söylemek istiyorum.
Ortaokulda (3, bir yıl da sınıf tekrarı=4), lisede (meslek lisesi olduğundan 3+1=4), ünüversitede (4) toplam 12 yıl İngilizce dersi gördüğüm halde, İngilizceden öğrendiğim tek şey: "Vat iz yor neym" dir. Onu da ingilizce dersi görmediğim ilkokulda öğrendim. Çok düşündüm, ortaokul ve lisede girmek zorunda olduğumuz (keşke seçme(me) şansımız olsaydı) bu İngilizce dersinde neler yapar da o 40 dakikaları bitirirdik. Çok düşündüğüm halde bir türlü hatırlayamadım. İngilizce derslerine diğer branş öğretmenleri girerdi, sanırım kendi branşlarıyla alakalı bir şeyler öğretmeye çalışırlardı. Kendilerini buradan eleştirmek, ya da kendilerine kızmak gibi bir niyetim yok. Çünkü bu durumun onların suçu olmadığını, tamamen sistemden kaynaklandığını ben de öğretmen olup İngilizce derslerine girmek zorunda olduğumda anladım.
Üniversite ikinci sınıfta okuyorum ve 1. sınıfın İngilizcesini alttan alıyorum. Aynı gün saat 8.00 oturumunda 2. sınıfın İngilizce sınavına arkadaşların yardımıyla (kopya demek işime gelmedi) cevap kağıdına bir şeyler işaretledim, 10.00'daki oturumda da 1. sınıfın sınavına girdim. Ama alttan aldığım için o sınavda bana yardım edecek bir arkadaş yoktu. Aynı gün önüme çözmek zorunda olduğum fakat bir tane bile çözemediğim 50+50=100 adet soru konulmuştu. Sinirden sınav gözetmenine bağırmışım: "Ben geri zekalı mıyım da bu sorulardan bir tane bile çözemiyorum?" Gözetmenin de bana, beden diliyle "evet" dediğini hatırlıyorum. Belki haklıydı ama ben bir şekilde üniversitede okumuyor muydum?
Okulu bitirip kendimi geliştirmek için yüksek lisans yapmaya karar verdiğimde, İngilizce bana öğretil(e)mediğinden, ünüversiteden ilişiğim kesildi. Daha doğrusu kovuldum. Öğretmen olarak yurt dışına müracaat ettiğimde, gitmek istediğim ülkelerin ana dili İngilizce olmadığı halde müracaatım kabul edilmedi, daha doğrusu ciddiye alınmadım.
Ama en kötüsü; köyde çalışırken öğrencilerin dersi boş geçmemesi için İngilizce dersine girmek zorunda olmamdı. (İngilizce dersine hiç bir ücret almadan, fahri olarak girdim) Peki neler yaptık bu derste: Öğrencilerimin tamamı kıravat bağlamayı bu derste öğrendi, ve sınıfta satranç oynamayı bilmeyen yoktu. Hatta bir yıl daha bu derse girseydim turnuvalarda iyi bir derece yapabilirdik. İngilizceden de 10'a kadar saymayı, gün-ay isimlerini ve renkleri onlarla beraber ben de öğrendim. Notları mı ne oldu? Türkçe dersine paralel olarak verdim. Hatta İngilizce derslerine girmeden önce öğrencilerin İngilizce notlarının Türkçe notlarından yüksek olduğunu görünce ister istemez güldüm. Notlarına bakıldığında yabancı dili ana dillerinden daha iyi...
İngilizce dersi ilköğretim dördüncü sınıfta başlıyor ve sanırım insanın yakasını ölünceye kadar da bırakmıyor. Öteki tarafta hesap melekleri soruları ingilizce sorarsalar ne cevap vereceğiz bilemiyorum. Dördüncü sınıfta başlayan İngilizce, Türkçe dersinden sonra haftada en fazla işlenen ders. (Türkçe 5, İngilizce 4 saat) Bana kalsa ingilizce dersleri seçmeli yapılsın ve tamamen öğretilsin. Değilse haftada dört saat, lise son sınıfa kadar çok büyük bir zaman kaybı. Millet olarak bu kadar zaman kaybı lüksümüz olmadığını düşünüyorum.
Bir gün baba olursam çocumu en yabancı dili öğrenmesi için kursa göndereceğim. Saygılarımla.
Osman ÖMEREFENDİOĞLU