- Kategori
- Sosyoloji
Yadırgamak

Bunlara istinaden, farkında olmadan ya da bilerek yapılan engellemeler, sağlıklı giden hayatı tersine döndürmekten başka hiçbir şeye yaramaz.
Bireylerin olduğu gibi toplumun da ortak bir bilgi boyutundan bahsetmesi mümkündür.
Bu değerler arasında: Okulu bitirmek, askerlik görevini ifa etmek, iş kurmak, evlenmek, çoluk çocuk sahibi olmak, tatile gitmek, spor yapmak, doğum gününü kutlamak, misafir ağırlamak, arkadaş olmak gibi etkinlikleri sıralayabiliriz…
Bunlara ilâveten, özellikle başörtüsü ve inanç dünyasının bir simgesi olan minareyi de yerleşik etkinlikler arasında sayabilmek mümkün.
İnsanların bilgileri, bu saydığım ortak değerlerle süslüdür.
Meselâ el sıkışma, dahası kucaklaşma da insanî bir özellik, bir öğedir. Birey bu işlevi son derece medenî bir şekilde yapar.
Şayet tokalaşma anında biri, elini uzatmayıp karşısındakinin elini sıkmayı reddediyor, yani muhatabını refüze ediyorsa onu bir hayli üzer. O kişi, boşta kalmış gibi hisseder kendini. İçini tarif edilemeyecek bir acı kaplar. Bunu dindirebilmesi zaman alır.
Toplum içinde bu tip bir hareket hiç hoş karşılanmaz. Kolay affedilebilecek, unutulabilecek bir tavır değildir bu.
Spor alanında da benzer eylemlere şahit oluruz. Gol sevinci ortak takımın ortak bilincidir. Golcünün kendi başına sevinmesine izin verilmez. Sarmaş dolaş olunur. Seyirciler de buna dâhildir. Onlar yanındakilerle tanıdık olsun olmasın, takımdaş olarak birbirleriyle kaynaşır.
Gerçekten görülecek bir sahne yaratılır. Sevinç gösterilerini abartan oyunculara da hakemlerin ceza verdiği görülür.
Meselâ düşünebiliyor musunuz makul ölçüde bu sevinç yasaklanmış olsa; kesinlikle çok tuhaf karşılanır, bu da haliyle yadırganacak bir durum oluştururdu. Oyuncularda ne şevk kalır, ne de müsabakanın heyecanı. Birliktelik yani dayanışma kalmadığı gibi artık sporcuların müsabakaya asılmaları, canla başla çalışmaları da beklenemezdi.
Yukarıda bahsedildiği gibi benzer, yadırgayıcı durumlar, Mistik alanlarda da görülür.
’İnanç’lı bir insanın her gün beş vakit camiye gittiğini düşünün.
Minarenin bir şekilde yıkılmış olduğunu, yerinde yeller estiğini görse, onun bilgi kodlanışında bulunuşu nedeniyle, bir boşluğa düşecek, âdeta konsantrasyonu kaybolacak.
Benzer konum tesettürde de vardır.
Bir kimse yaşamını sakin bir şekilde geçirirken, baskı sonucu başını açması veya kapaması hem kendisi hem de onu tanıyanlar açısından oldukça şaşırtıcı ve yadırgayıcı bir konum yaratacaktır.
İnsan, ister istemez merak ediyor; böyle bir densizliğe ne gerek var?
Akıldan çıkarılmamalı, mevcut toplum, şiddete tevessül ederse, bu kez bambaşka bir gerçekle karşılaşılır.
Ortak bilgi dediğimiz şey, yukarıda bahsini ettiğimiz şekilde ciddî ve gerçekçi değerlerle oluşur. Bir şeyin olması veya olmaması yadırganacak, beyin yapısı olumsuz şekilde etkilenecektir.
Bilindiği gibi insanlar çeşitli kategorilere ayrılmış durumdadır.
Bunlara istinaden, farkında olmadan ya da bilerek yapılan engellemeler, sağlıklı giden hayatı tersine döndürmekten başka hiçbir şeye yaramaz.
Zorla başını örtenle, şiddet kullanarak tesettürü elinden alınan veya camilerdeki minarelerin gereksiz olduğuna karar verip yıkılmasını isteyen zihniyet, asla insanın değerini anlamamış, onun karşılaşacağı patolojik koşullardan haberi olmamış, ona saygısızlıkta bulunurken, hayatına köstek olmayı hüner saymıştır.
Evet, tesettür İlâhî bir emirdir. Ancak başı açık bir İslâm hanımı da en azından onun kadar dinin vecibelerini yerine getirmektedir. Ama anlamsız bir şekilde, tesettürü tercih edene kayıt koymak gerçekten makul sayılabilecek bir davranış olamaz. Çünkü bu tarz bir yaklaşım, belki yapan için hiçbir şey ifade etmeyebilir, ne ki onun yaşam gayesi çiğnenmiş olunur.
Geçtiğimiz yıllarda İsviçre’de uygulanan minare yıkım kararına gelince; Allah’ın evini sırf keyfi olarak değiştirmek hiç doğru bir yaklaşım olmadı. Bir minare Din’de kutsal bir yer işgal ediyorsa ki bu çok doğrudur, o takdirde bu yapıya saygılı olmak gerektiğini, bilmek şarttır.
İnsanların inançları ile oynamak, ülkelere yakışık bir hareket olamaz.
Aynı düşünceleri kiliseler için de söylemek mümkün.
Sözün kısası: İnsanların hayatını tedirgin eden yadırgatıcı koşullara girmemek, kutsal saydığı değerlere dokunmamak, özetle densizlik etmemek gerekir diye düşünüyorum.
Aksi takdirde “Her insan, yaptığının karşılığını alır!” uyarısınca hiç beklemediği, tahmin dahi etmediği sürede bir tedirginliği yaşaması kaçınılmaz hale gelir.
Ayrıca aklınızda olsun, zararı tahmin ettiğinizden fazla olacaktır.
Çünkü Sistem, vasıtalı ya da vasıtasız, bu şekilde çalışmaktadır.
Ahmed F. Yüksel