- Kategori
- Öykü
Yağmur taneleri

Evden çıkarken arkamda küt diye, bir ses bıraktım. Kendimi dinlemek için köyümüzün içindeki küçük ırmağın etrafına dolandım. Hayvanlar tarafından yarı buçuk tüketilmiş kısa otların üzerine boylu boyunca uzandım. Sessizliğin sarhoşluğunu yaşayarak çeşit çeşit hayaller kurdum. Yaşadıklarımın etkisinden kurtulmak için doğaya sarılıyordum.
Normalde bir saatte gelebileceğim yolu, kızgınlığımdan yarım saatte gelmeyi başardım. Burası Sultanlı köyüne biraz uzaktı. Tarlası olan ve ekim-dikim zamanı gelen köylüler buraya traktörleriyle geliyorlardı. Bağı, bahçesi olmayan bazı köylüler de sahipsiz, ekim- dikim yapılmayan alanlara sadece hayvanlarını otlatmak için ta buralara kadar geliyorlardı. Hayvanların akşama kalmaz karınları şişiyordu. Irmaktan da susuzluklarını giderip, köye varmak için yollara düşerlerdi. Dar, kıvrımlı yollar insanın başını döndürüyor; yeşilliği ve temiz havasıyla da insanın aklını başından alıyordu.
Gökyüzündeki yaşamı seyre dalarken, oradan oraya özgürce kanat çırpan kuşlar, bir şeyi müjdelercesine yerlerinde durmuyorlardı. Onlar kanatlarını çırparken, ben sadece gözlerimi açıp kapayabiliyordum. Gülümsüyordum. Kelebekler gözlerimin önünde birer birer uçuyorlardı. Rengârenktiler. Beni kendilerine âşık ediyorlardı. Kapılmıştım ki başımın etrafında bir ses işittim. Arı mıydı yoksa? Keyiflice uzanmışken, rahatımı bozmak için gelmişti. Biraz kovalamaca oynadık. Onun derdi benimle değil, yattığım yerde konacağı beyaz çiçekmiş. Rahatladım. Karasinekler de hayvan pisliklerine geliyorlardı. İkide bir onları elimle tersliyordum. Kaşlarımı çatıyordum. Yüzüme gözüme konuyorlar, oramı buramı kaşıyordum.
Cebime koyduğum kuru incirler aklıma geldi. Atıştırmalık türden şimdilik midemi yatıştırdı. Pek severim, annem sağ olsun. O da olmasaydı ben ne yapardım? Yaşadığım kötü şeyler beni derinden sarsmıştı. Birinin desteği olmadan kendimi nasıl toparlayabilirdim? Evleneceğim kadının nedensiz benden ayrılması çok ağrıma gitmişti. Ne kadar da kör âşıkmışım.
Yağmur’un hiçbir iz bırakmadan çekip gitmesi, bana çok koymuştu. Her aklıma geldiğinde gözlerim dolu dolu oluyordu. Ne olurdu bir not bıraksaydı! En azından iyi oluğundan haberdar olurdum. Onu hatırıma getiren çıtpıt yüzüme, gözüme düşen yağmur tanelerinin her bir damlasını onun gözyaşı sayar, her damlasına bir ad koyardım. Islanmak ne ki? Onu hatırlatan bu en güzel şeyi dudaklarıma hapsederdim. Yağmurum diyerek hep sevdiğim kadını tadar, dudaklarımdan aşağı süzülen her taneyi ondan geriye kalan tek gerçek şey bilirdim. Hep adını sayıklarım yine bıkmadan, sen yeter ki yağ sağanak sağanak...