Bir avuç kömür / Deneme / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Haziran '14

 
Kategori
Deneme
 

Bir avuç kömür

Bir avuç kömür
 

BİR AVUÇ KÖMÜR


                                                                     BİR AVUÇ KÖMÜR

 

      Her zaman olduğu gibi bugün de işe gitmek için evden çıkmıştın. Uykumun aralığında konuşmalarınızı duyuyordum. Annemle ısmarlaşıyor, ondan helallik istiyordun. Beni uyandırmaya kıyamayıp, yanağıma sıcak bir öpücük konduruyordun. Sessizce ”Allah’ a ısmarladık kızım” diyordun. Bu her an ölüme yaklaşmak üzere yapılan küçük vedalardandı. Ya bir gün gerçekten veda edersen baba? Ya annemle bizi bırakırsan? O zaman bu vedalar gerçekçi mi olacak?

 

      Senin evden çıkışını duyar duymaz sana bir şey olmasın diye dua ediyordum. Annem arkandan senin izini kaybedene kadar bakıyordu. Her kapıyı kapattığında “Allah’ım eşime ve madencilere yardım et Yarabbi!” diyordu. Hüzün, çehresinde sevimli bir masumiyet bırakıyordu. Ona sarılıp, babamın yokluğunu hissettirmiyordum. Çocuk aklımca bir kapı aralığından olanlara şahit oluyordum.

      Babam ertesi gün yine kara elmasa gitmek için kahvaltısını apar topar yapıp bana ve anneme sımsıkı sarıldı.”Hakkınızı helal edin her şeylerim “diyerek evden çıktı. Nedense bugün bir sıkıntılı gibiydi. Bize geriye dönüp öylece baktı. Biz de annemle birbirimize baktık. Yoksa aynı duyguları mı paylaşıyorduk? Annem, babamın işleri ile ilgili olan bazı çözüme gidilmeyen sıkıntıları biliyordu. Akşam yatmadan evvel sohbet ediyorlardı. Patronun, çalışanlarının güvenliğini geri plana attığından ve maden ocağının içinin her açıdan yeterince donanımsız olduğundan bahsediyordu babam. Ekmek parası için kimse sesini çıkarmıyormuş. Ucunda ölüm de olsa herkes ailesi için çalışıyordu.

 

      O an... Bir haber var maden ocağından… Trafo patlaması… Babam! Büyük bir facia olmuş. Kimse veda etmek istemiyordu sevdiğine. Herkes oraya koşuyordu. Herkes üzgün, herkes ağlıyor, herkes kötü durumda. Tüm yetkililer ve üst düzey görevlilerin hepsi oradaydı. Arka arkaya çıkan soğuk tenler bizim yüreğimize taş koyuyordu. Onlarla ve onların feryat eden aileleriyle biz de defalarca ölüyor gibiydik. Onların acısını paylaşıyorduk. Yüreğimiz dağ dağ olmuştu bu korkunç kazadan. Acımız, üzüntümüz içimizde yangın oluyordu. Bu yangın bir yanda bir ormanı kül edebilirdi. Tabutlar cenaze araçlarında ardı ardına geçerken saymakla bitmiyordu. Uzun şeritler halinde ucu bucağı gözükmüyordu. Feci bir tabloydu. Sağ çıkanlarla ancak mutlu oluyorduk. Keşke babam da sağ çıksaydı. Evet, babamı annem gördü ama soğuk tenini gördü. Soğuk tenine dayanıp onu öptü. Artık o bir şehitti diğer ihmalden ölen arkadaşları gibi.

 

      Şehit babamın ve diğerlerinin suçlusu kim ya da kimler? Patronlar bir basın toplantısıyla her şeyin kusursuz olduğunu üzerine basa basa söylüyorlar. Ya vicdanları neler söylüyor? Orası belli. Şu an vaziyetleri gözler önünde.

      Ne söylesek, ne anlatsak boş. Ateş düştüğü yeri yakıyor.302 Ocak direksiz kaldı. Çocuklar yetim, anneler eşsiz kaldılar. Geriye kalan bir daha o kapının açılıp içeriye iş dönüşü babanın, eşin, oğlun, ağabeyin, torunun ve birçok aile bireyinin eve giremeyeceği gerçeğidir. Hepsi bir avuç kömür içindi. Bu maden ocaklarında sıra sıra kazılan mezarlardaki tüm madencilerin gerçeğiydi. Ne yazı, ne haber, ne başka bir şey gündemi dolduran… Hepsi boş. Yarım kalmış hayatlar vardı. Yaşanmadan kâbus gibi bitti. Bir kara bulut kapladı Soma’yı.

      Soma’da babam vardı. Bir avuç kömür için çalışan. Tüm madencilerimiz var. Bir avuç kömür için canı pahasına çalışan…

 
Toplam blog
: 57
: 287
Kayıt tarihi
: 16.12.10
 
 

Merhabalar. Anadolu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdim. Ordu Yeni Haber gazete..