- Kategori
- Öykü
Yağmurlu bir sonbahar

Her yazmaya başladığımda “bir sonbahar yağmurlu gününde” diye başlıyorum. Biz seninle bir sonbahar yağmurlu gününde karşılaşacağız. İnsanın içini coşturan ilkbahar veya yaz gününde anlatılamaz yaşanmamışlık. Bir kere içini titreten bir rüzgar yok bu zamanlarda. Bu yüzden bir yağmurlu sonbahar. İçimiz titreyecek, yağmurun ıslattığı elbiselerimizin içinde, hüznümüzü yüzümüzdeki yağmur damlaları gösterecek. Bu yüzden yağmurlu bir sonbahar günü yanına alma şemsiyeni… Biliyorum, o son ayrıldığımız günkü gibi olmayacak, buluştuğumuz gün. Bu sefer, her daim konuşan sen susacaksın ve senin yanında susan ben konuşacağım o gün. Gülümseme öyle alay eder gibi. Sen o gün susacaksın biliyorum… Ben konuşacağım. Çünkü bu defa elimde sen yokken yazdığım cümleler olacak. Sen beni hiç hatırlamadığın, aklından çıkardığın günlerin hikayeleri. Ben seni hep aklımda tuttuğum için sana sormayacağım ne yaptın diye. Bana kırgın olacaksın biliyorum. İçinden böyle karşılaşmamalıydık diyeceksin, gözlerinden anlayacağım. Sen beni gördüğüne üzüleceksin o gün, ben sevineceğim. Sen yaşanmış zamanlara üzüleceksin, beni gördüğüne değil. Ama ben o gün durmadan konuşacağım, seni sorgulamadan, ne yaptın bile demeden anlatacağım. Anlattıklarım tanıdık gelecek sana, bu yüzden sıkılmayacaksın. Böyle olmalıymış diyecek, içindeki pişmanlığı azaltacaksın, bende ki huzuru görünce. Sen yaşmışlığın için susarken, ben yaşanmamışlığım için konuşacağım.
Yaşanmamışlık insanı deli eder, bazen seni de yoklamıştır yaşanmamışlık. Belki fark etmemişsindir. Dinlediğin bir şarkının sözlerini bütün gün hiç tekrar etmedin mi? Ya da okuduğun kitabın bir yerinde rastladığın cümleyi paylaşmadın mı yakınındakilerle? Bir şiirin hepsini ezberleyemesen de, bir kısmını okumadın mı? İşte bu zaman dilimleri senin için yaşanmamışlığı hissettiğin anlar. Bense, durmadan yazarım bu anlarda, ama yetişemem, kurtulamam ve dolduramam yaşanmamışlığı. O kadar çok var ki hayatımda. Ne kadar yazsam ne kadar konuşsam bitmez. Sen pişman olacaksın ve sonra pişmanlığını unutacaksın dedim ya, bende o ana sevici bulup, sonra pişmanlıklarıma geri döneceğim. Senin yaşadığın pişmanlık kadar olacak benim sevincim. Ne zaman bir roman okusam, sonunda bir mutluluk ararım, ama romanlarda yok böyle bir son. Ortasında anlarım romanın kırık biteceğini, bitiremem bu yüzden. Yarım roman kitapları durur kitaplığımda. Sonu daha bitmemiş gibi gelir. Ne zaman bir anne ile yanında çocuğunu görsem ürperirim. Bu hayatım boyunca sonunu getirdiğim bir romanın eseri. Belki de sonu en mutlu biten bir romanın. Kadın trenin kapısında yanında bavulu ile dururken, karşıdan bir adam gelir. Adam kadına doğru adımlarını hızlandırırken birkaç metre kala kadına, bir çocuk eli uzanır ve sesi gelir. Anne diye… sen insanın içine işleyen romantik cümleler çizersin, ben mutsuz sonların anlatıldığı cümleleri. Bu yüzden birlikte kalmalıydık, bizim ayrı yaşanmışlığımız olmamalıydı.
Farklı insanlarız, birbirimizin farklı bir yönünden bahsederken soruyorsun; “biz farklıyız?” diye. Biz farklıyız, bu yüzden beraber yaşamalıyız. Aynı olsak kim tamamlayacak bizi. Biz farklıyız ve tamamlıyoruz birbirimizi. Çevrende en çok ayrılanlara bir bak. Aynılar, birde durmadan kavga edip beraber yaşamayı becerebilenlere bak. Bir romanı yazarken yazar her cümlede farklılaşır, bölünür. Ya romanların sonu? Hep hüzünlü biter. Korkma! Yazarları iyi bilirim ben, onları iyi tanırım. Onlar bilerek hüzünlü bitirirler romanlarını. Sonu güzel biten romanları kim okur? Roman okuru, ufkunu genişletmek için okur, kendi hayatını sorgulamak için… Ama hiç farkında olmadan kıyaslar roman karakteriyle kendi sonunu. Doğası gereği kötü sonu görünce rahatlatır kendini. Normalde de öyle değil mi hayat? Kıyaslamaz mı insanlar haberlerdeki ailelerin hayatlarıyla kendi hayatlarıyla? Magazin programı izleyip hayata hata kendine sövmeyen kaç kişi var çevrende? Yağmurlu bir sonbahar günü, ıslanmış elbiselerimizin içinde, titreten bir rüzgar estiğinde karşılaşacağız seninle. Son ayrıldığımız günkü gibi olmayacağız ikimizde. Ağlamasak da, yüzümüzdeki yağmur damlaları gösterecek hüznümüzü. Farklı olacağız geçmişteki ortak zamanlarımızdan. Belki o gün ortak bir yanımız olacak. Ortak yanları olan insanlar gibi güleceğiz, konuşacağız. Aslında ne kadar ortak yanımız olduğundan bahsedeceğiz. Hayatlarımıza giren başka kişilerden bahsedip, resimler göstereceğiz. Her ortak yanı olan insan gibi beraber yaşamaya çalışmadan farklı yönlere gideceğiz. Sen yaşanmışlıklarına yaşamışlık katarken, ben yaşanmamışlığıma cümleler katacağım. Aslında sen yokken okuduğum romanlarda sana söylemek için altını çizdiğim cümleleri okuyup, senin yaşanmamışlığına bırakacağım kendimi. Zaten bütün altı çizili cümleler ayrılık üzerine kurulmuş,
“ Nerde kalmıştık? Kimse sormuyor bu soruyu uzun zamandır. Yağmurlu bir sonbahar günü, bulutlar basık. Anlıyorum gelmeyeceksin. Aslında buraya gelirken de biliyordum gelmeyeceğini. Şemsiyemi evde bıraktım yine, caddede bir şemsiye gösterisi başladı. Hangisini kaldırsam sen çıkarsın içinden?”