Yakada bir gül... / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Nisan '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Yakada bir gül...

Yakada bir gül...
 

Yaşlı bir bedende taşınınca anlamı değişir mi?


Prototip olmuşuz, hepimiz aynı görünüyoruz. Giyim tarzımız, saçımız, makyajımız hep aynı. Kalabalık arasında akıp gidiyoruz tek tip forma giymiş öğrenciler gibi. Bir de farklılık adına biraz çizgiden uzaklaşanlar var, onları gördüğümüzde dudak büküp geçiyoruz. Olur olmaz sıfatlar yakıştırıyoruz anlamadan, dinlemeden…

Sabahın erken saatlerinde hızlı adımlarla işe gidiyorum. Hep aynı şeyi yaparım, yavaş yürümeyi bir türlü öğrenemedim, sanki bir şeyler kaçıyor da ben kovalıyorum; yakalamaya çalıyorum. Kestirme yol olduğu için kullandığımız arsa geceki yağmurdan biraz çamur olmuş. Toprağa basmadan, otların üzerinde yürüyerek geçmeye çalışıyoruz. Etrafta daha çok öğrenciler var. Kız öğrenciler etekleri biraz yukarı çekmiş ama erkek öğrenciler tam tersi pantolon ağları neredeyse dizlerine yakın haldeler. Kızların saçları uzun ve katlı kesim, erkeklerin ise ense uzun bırakılmış ve jöleyle özenle şekil verilmiş. Seviyorum gençleri, aklıma kendi öğrencilik yıllarım geliyor. Biz de o zamanlar büyüklerimizden uyarı alırdık giyim tarzımız ya da davranışlarımız nedeniyle. ‘Bu gençler mi vatana sahip çıkacak’ diye söylenen yaşlıların yanından geçerken kızardık. Şimdi bakıyorum benim yaşıtlarım aynı davranış içindeler. Herkes kendi gençlik heyecanını unutmuş görünüyor.

Sabah sabah gençlerin neşeli ve canlı halleri aslında etrafa da neşe saçıyor. Eminim hepsi (benim çocuklarım gibi) yataklarından sürünerek çıksalar da, güneşe hemen adapte oluyorlar. Yeni doğan gün gibi taptaze ve umut dolu.

Gençlerle birlikte boş arsayı geçip kaldırıma çıktığım anda fark ettim o beyefendiyi. Fark edilmeyecek gibi değildi, ama o kadar hızlı yürüyorum ki son anda gördüm yanımdan geçerken. Takım elbise giymişti. Elinde bir baston vardı, bastondan destek alarak ağır adımlarla yürümeye çalışıyordu. Yakasında minicik bir gül goncası vardı. Gerçek gül mü, yapma mı anlayamadım. Çok hoş görünüyordu, çok farklıydı. İşe gitmeme rağmen alelacele giyinmiştim. Üzerimde her zamanki gibi rahat kıyafetler vardı. Oysa o beyefendi işe gidiyor olamazdı ve buna rağmen o kadar özenliydi kıyafeti, yakasındaki gonca gülü. Acaba o gülü yakasına kendi mi iliştirmişti, yoksa eşi mi? Bu özen, bu saygı hayata mıydı, yoksa kendine mi? Bir bahar günü yaşlı bir bedende taşınan minik bir gonca gül, o yaşlı bedenin hala taze umutları olduğunun simgesi miydi? Ve ben şimdi hayatı yakalamak için sürekli koştururken, dizlerimdeki dermansızlık mı bana fren olacaktı?

Bunları düşünerek ilerlerken, önünden geçtiğim bahçeden gelen hanımeli ve iğde kokularıyla kendime geldim. Komşumuzun bahçesiydi. Uzanıp bir-iki dal hanımeli ve kıpkırmızı bir gülü kopardım. Yakama takamadım ama masama koydum. Ofisime bahar geldi!

Yaşlı beyefendinin yakasındaki gonca gül gibi mesajlar vermese de, masamdaki bahar dalları ‘hala geç değil’ der gibiydi… Yavaş adımlara mahkum olmadan, yavaşlayabilmek için…

 
Toplam blog
: 240
: 1628
Kayıt tarihi
: 18.08.06
 
 

Zamandan şikayet ederken, ne kadar hızlı aktığını fark edemeden geçmiş yıllar. Kırklı yıllar, kır..