- Kategori
- Spor
Yakışmayan bir çaresizlik: Trapattoni...

Trapattoni’nin Milli Takımın başına gelmesiyle ilgili gündem ısınmaya başladı. Bu süreci Fenerbahçe’nin Zico sonrasında yaşadığı teknik direktör arayışına benzetiyorum. Medya her gün bir ismi manşete taşır, geri kalanlar da bunu tartışır dururdu. Fenerbahçe yönetimi çok ilginç bir karar verip, İspanya’yı o sene Avrupa Şampiyonu yapan Aragones’i takımın başına getirdi.
Fenerbahçe’nin 2007 yılından dört yıl önce dünya takımı, Avrupa’da finaller oynayan takım olma hedefleri vardı. Zico da aslında bu tanıma uymuyordu ancak 2008’de çeyrek final başarısına rağmen kaybedilen lig şampiyonluğu sonrasında bir anda gözden düşüverdi. Zico günlerce medya aracılığıyla takımın başında kalıp kalmayacağını kendisinin dahi bilmediğini belirten açıklamalar yaptı.
Fenerbahçe’nin 2008’de kaybettiği şampiyonluk tek maça bağlıydı. Galatasaray ile oynadıkları final maçını kaybettikleri için rakiplerinin gerisine düştüler. O maçın öncesinde kameralara yansıyan görüntü Fenerbahçeli futbolcuların ciddiyetsizlikleri, konsantre olamamalarıydı ki iki sezon boyunca Fenerbahçe takımının maç seçtiği sürekli konuşuldu. Bunun nedeni de sürekli Zico’nun takım üzerinde etkili olamamasına bağlandı.
Aragones, sözde Zico’nun aksiydi ve takımı hizaya getirecekti. Aragones değil takım üzerinde etkili olmak, takımla ilişki dahi kuramadı. Büyük bir fiyaskoya dönüşerek Fenerbahçe’nin Daum’la başlayan 2004 yılından sonraki en kötü derecesi ile ligi tamamladı. Bu tamamen Aragones’in ve onu takımın başına getiren yönetimin eseriydi.
Aylardır Federasyonun bir teknik adamla anlaşamamış olması aslında ne istediğini bilmemenin bir sonucudur. En kötüsü de budur.
Bir çok kişinin söylediğinin aksine şu düşünceyi dile getireceğim; Milli Takım Şenol Güneş ile birlikte bir karakter kazandı. Bu takımın ne Fatih Terim ile ne de Mustafa Denizli ekolüyle ilgisi dahi yoktu. Şenol Güneş ile Zico’yu de benzetebiliriz. Güneş’in takımı belki Fatih Terim’in yarattığı Galatasaray’dan çok oyuncu kullanıyordu ancak başka bir futbol oynuyordu.
Spor dünyamızın elli yıldır içinde bulunan bazı çok bilirler Şenol Güneş’in Dünya ve Konfederasyon Üçüncülüklerini bile ona bağlamadılar. Ondan sonra yaşanan kaosun bizi ne istediğini bilmeyen ve bir teknik adam bile seçemez hale getirmesi dramatiktir.
Trapattoni’nin kariyerini tartışacak kadar kendimizi kaybedemeyiz. Sorun bu değil. Ancak ortada bir çaresizlik var. İsim sahibi ve neredeyse adı finallere gidişin bileti olan adamlar da ya belli ülkelerle sözleşmeli ya da istedikleri ücret bizim için fazlasıyla yüksek. O zaman elde kalanlarla yetinmek zorunda kalıyormuşuz gibi bir algı doğuyor.
Başarı belli bir ekole bağlı olmalıdır.
Bu da sürece dayanır. Zaman ister. Temel bir doğrunun Türkiye ile çakışmadığını söyleyebiliriz. Milli takım üstyapıdır, şekildeki bilgi Avrupa’da geçerli olabilir ancak biliyoruz ki Türkiye’de bazen milli takım altyapı şeklinde toplanabilmektedir. Bir çok kişinin tanımadığı oyuncular milli takımda oynayarak büyük takımlara geliyorlar. Bu neredeyse Piontek zamanından beri böyle çalışıyor. Son yıllarda daha da belirginleşmeye başladı.
Trapatoni’nin böyle bir zamanı var mı?
İster istemez çabucak başarıya gidecek bir formül beklenecektir. Aynen Fatih Terim’in 2008 ve 2010 finalleri öncesinde yapacağını duyurduğu ancak hiçbir zaman yanından dahi geçemediği yeni bir takım yaratmak amacı olmayacaktır. Bu da günlük ve cepten yemekle gerçekleşmek zorundadır. Sonuçları da ortadadır.
Bu anlamda Trapattoni isminin milli takım için doğru olmayacağını söyleyebiliriz. Kuşkusuz olacağın önüne de geçemiyoruz. O zaman en azından mevcut durumdan nasıl faydalanabiliriz bunu değerlendirelim.
Şimdi Trapattoni’nin yanında birlikte çalışacağı isim büyük önem kazanıyor.
Bu da Türkiye şartlarında bir modeldir. Derwall-Denizli, Piontek-Terim’in yanına Trapattoni-… ismini doğru yerleştirebilirsek o zaman 2010’lu yıllara damgasını vuracak yeni bir isim, teknik direktör ve takım elde edebiliriz.
Kuşkusuz bugün bu formüle en uygun aday Abdullah Avcı gözüküyor. Ancak bu ismin illa ki Türk olması da gerekmiyor.
Türkiye ile organik bağı olan ve tanıyan eski bir oyuncu neden olmasın?
Şifreli yazalım.
PVH.
Uzay Gökerman