- Kategori
- Dünya
Yalancı Bahar

18 aralık 2010 tarihinde Tunus'ta Muhammed Buazizi'nin kendisini işsizlik, kötü yaşam koşulları ve fikir ve düşünce özgürlüğünün önündeki büyük engelleri protesto etmek amacı ile yakarak başlattığı protesto gösterileri kısa sürede "domino" etkisi yaparak nerdeyse tüm arap coğrafyasına yayıldı.
On yıllardır baskıcı diktatörlüklerin zulmü altında inleyen Ortadoğu halkları Buazizi'nin bedenindeki ateşle kısa sürede başlarındaki diktatörlerin saraylarını deyim yerindeyse ateşe verip alev alev yakarak "demokrasi" 'ye ve özgürlüğe giden yolun yolculuğuna çıkmıştılar bile.
27 yıldır ülkeyi baskı ile yöneten Zeynel Abidin Bin Ali yönetimine karşı Tunus sokaklarına dökülen halkın öfkesi Bin Ali'nin iktidardan uzaklaşmasına ve yerine geçici bir yönetimin başa gelmesini sağladı; bundan cesaret bulan komşu ülke halkaları kısa sürede akın akın sokaklara dökülmeye başladı.
Mısır,Tunus'un yönetim kadrosunu değiştiren bu "özgürlük" hareketinden en erken ve en çok etkilenen ülke oldu.
Mısır halkının özgürlüğe olan özlemi 30 yıllık Hüsnü mübarek yönetimini Kahire'de; "tahrir meydanında" toplanan yüz binler protesto ediyordu, bu protestolar kısa sürede tüm ülke coğrafyasına yayılınca Mübarek halka karşı daha fazla direnemeyeceğini anlayıp yönetimden çekilmek zorunda kaldı ve sizlerde biliyorsunuz ülkesinde ve arap dünyasında bir dönemlerin kudretli lideri olan Mübarek yeni yönetimin kurduğu mahkemede kafes içinde yargılanacaktı.
Tunus, Mısır, Ürdün, Bahreyn, Cezayir, Libya ve Suriye'ye sıçrayan halk ayaklanmaları başta AB ülkeleri olmak üzere ABD 'nin de desteğini arkasına alarak bir fırtınaya dönüştü.
Tunus ve Mısır yönetimlerinin devrilmesinden etkilenen Libya halkının 15 şubat 2011 de ilk fitilini ateşlediği halk ayaklanması bildiğimiz üzere Kaddafi'nin çok şiddetli bastırma operasyonları ile bertaraf edilmeye çalışıldı aylarca süren iç çatışmlarada on binlerce insan yaşamını yitirdi; anlaşılan Kaddaf'inin kolay kolay pes etmeye niyeti yoktu, ayaklanmanın başlarında isyancılara ağır kayıplar verdiriliyor, Kaddafi devlet televizyonundan başta isyancılara arka çıkan Fransaya ve batılı ülkelere meydan okuyordu.
Türkiye bölgede yaşanan gelişmelere kayıtsız kalmayacağını göstermek adına tavrını asilerden yana koyuyordu, doğrusu daha bir sene önce Kaddafiden şeref madalyası alan başbakan Erdoğan'ın şimdilerde Kaddafiye cephe alıyor olması başta muhalefet partilerinde sonra da kamuoyunda tuhaf karşılandı.
Libyada on binlerin ölümü ile sonuçlanan iç savaş 20 Ekim 2011'de Kaddafi'nin memleketi Sirte yakınlarında bir kanalizasyon çukurunda yakalanıp kameralar önünde insanların tüylerini diken diken edecek iğrençlikte linç edilerek öldürülmesi ve daha sonra cesedinin sokaklarda gezdirilerek teşir edilmesi son buldu.
Öyle anlaşılıyordu ki çok masumca bir amaçla Tunus ta bir gencin bedenini ateşe vererek başlattığı özgürlük mücadelesi çirkin bir tezgahın oluştuğunu bize gösteriyordu; özgürlük mücadelesi artık bir yıkım ve talana dönüşmüştü.,
Batının ve Amerikanın sözümona destekleyip kışkırtarak sokaklara döktüğü halklar kendi ülkelerinin öz kaynaklarını hoyratça talan ediyor, sokak ortasında insanları katledip öldürmekten çekinmiyordular.
Tunus'ta başlayan dalganın son durağı Suriye oldu, güney komşumuzun bugünlerde şehirleri, kasabaları alev alev, Beşar Esad sokaklara dökülen halka karşı bir kaç defa istedikleri reformları vaad ettiyse de özellikle dış güçlerin kışkırtmaları ile ülkeyi iç savaşın içine sürükleyen isyancıları durdurmadı, tıpkı Kaddafiye karşı olduğu gibi birden Esada da cephe alan başbakan Erdoğanın bu hamlesi kamuoyunda anlaşılır bulunmadı denebilir, Komşumuzun içindeki yangını söndürmek, gerekirken bu yangına körükle gitmek nasıl izah edilebilir ki?
İçindeki etnik yapısı itibari ile Türkiye'ye çok benzeyen Suriye ülke olarak aslında bize çok iyi bir örnek teşkil ediyor.
Suriye bugünlerde çok tehlikeli ve hassas süreçten geçiyor, bu ateşin çevreye yayılmsı durumunda düşünmek dahi istemediğimiz senaryolar devreye sokulabilir.
İran ve Amerika arasındaki restleşmenin zirve yaptığı bu dönemde bölgede İranın tek destekçisi olan Suriyenin bugün bu duruma düşmüş olmasının aslında ne anlama geldiğini gündemden haberdar olan herkes anlamıştır diye düşünüyorum.
Tunus'ta başlayan özgürlük mücadelesi ne yazık ki bugün tüm bölgede bir yağma ve talana dönüşmüş durumda; öyle değilmidir ki bugün ne Tunus'ta ne Mısır'da ve ne de Libya'da halk yeni yönetimlerden memnun değil, dün başlarındaki diktatörlere karşı ayaklanan araplar şimdi kendi kurdukları "güdümlü" yönetimlere karşı ayaklanmaya başladılar bile, meğer yaşadıkları "arap baharı" değilmiş, bu olsa olsa "yalancı bahar" olmalıydı.