​ Yalnızlığın iki yüzü / Deneme / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Eylül '08

 
Kategori
Deneme
 

Yalnızlığın iki yüzü

Yalnızlığın iki yüzü
 

“Ne yanar kimse bana ateş-i dilden özge

Ne açar kimse kapım bad-ı sabadan gayrı”

Gönül şairi Fuzuli, bu mısralara emanet eder hüzün ve teslimiyetini. Bir sitem hali söyletse de onu, bu buruk serzenişin adını vermese de; yalnızlık, artık bürümüştür kaderini. İsyan değil tevekkül, yürek kırgınlığından öte kendi haline çekiliş, sabrın gölgesine sığınıştır bütün yapabildiği.

İnsanlığa yakın yüzü böyle algılandığından olsa gerek, kimsecikler, üzerlerine yalnızlık gölgesinin düşmesini istemez. Gerçi işin doğasında vardır bu çekince ama kim, ne kadar hazırlıklı olabilmiştir vefasızlığın beklenmedik zamanda çıkıp geliverişine? Hangi insan kabullenebilmiştir unutuluş gerçeğini? Terk edilme şanssızlığını acıya, umutsuzluğa dönüştüren etken; bir başına kalmışlık, ümitsiz bir yalnızlık hali değil midir?

İnsanların haklı olarak , bu melankolik çerçeve içersinde düşünüp, uzak durdukları bir duygu atmosferinin, yaşanmaya değer yönlerinin olabileceği fikri, o hassas evrede hiç kimsenin aklına gelmez... İşte tam da bu noktada, düşüncelerimizin ışığını bu satırlardan itibaren, daha sessiz ve kuytularda kalmış bir dünyanın içyüzüne tutalım dilerseniz. Yani yalnızlığın, biraz gizemle tüllendirilmiş diğer yüzüne. Nedir, yalnızlığı sevmenin özündeki duygu ve gereksinim? İnsana, benliğin sırlarını açmayı vaat eden esrarlı gönül hali?

Düşünceler, tefekküre yönelme anlarında, varlığındaki ipuçlarını da bırakır zihnimize. Biz de işte bu aşamada meselenin özünü kavramaya başlarız. Anlarız ki yalnızlık, değerini erbabının bileceği sükun dolu bir sığınaktır. İçersinde sanat, fikir, huzur içeren bütün düşünce ve eylemlerin doğuşuna müsait, müşfik ve aynı zamanda verimli bir manevi kucaktır. Bir kendini buluş, görünmeyeni keşfediş halidir. Schiller’in, “Asıl yalnızken yalnız değilim” cümlesinde kendini bulan ruh derinliğinin, kısa ama veciz bir söylemle dikkatlere sunulmasıdır.

Yalnızlığın hakkiyle yaşanması, bir duygu yoğunluğunu da beraberinde getirir. O nedenledir ki bu zorlu göreve talip olanlar, ancak sevdalarına, tutkularına, soylu amaçların manevi güçlerine tutunabilenlerdir. Peki, bu zorlu serüvenin, bir murada erme bahtiyarlığıyla bitmesi meselesi yok mudur? Burada, sorunun cevabını biz değil, istiridye üstlensin isterseniz. Bir küçük kum tanesinin iki kabuk arasındaki karanlıklar içersinde, aydınlık gülüşlü bir inciye dönüşmesi desin kendi hal diliyle.

Bizler de, yalnızlık halini bir daha düşünüp, hassas kıstaslarla yeniden değerlendirelim.

Hayaller, nice özlü duygular, keşifler ve tefekkürle çepeçevre sarılı billur bir fanusun içersinde olabilmek, azımsanacak bir nimet midir sizce?

HASAN PARLAK

Yazarın notu:

Ne zaman gereksinim duyulacağı ve ne zaman da sızlanışlara kapılar açacağı belli olmayan çözülmesi zor bir meseledir. Gün olur, yalnızlığın, evrene anlam katan eserlere analık yaptığını görürüz. Gün de olur, melankolik ruh hallerinin efendiliğini üstlenmiş olarak görürüz yalnızlığı. İyi ve kötü günde birlikteliğine mahkum olduğumuz bir önemli duraktır yaşamda, istesek de istemesek de mola vereceğimiz...

 
Toplam blog
: 34
: 589
Kayıt tarihi
: 28.07.08
 
 

1952 yılı Şanlıurfa doğumluyum. Edebiyat ve Türk Sanat Müziği yapabildiğimce- uğraştığım sanat dalla..