- Kategori
- İlişkiler
Yalnızlık…

yalnızlık
Şu an içinde bulunduğum, daha doğrusu kendimi bildim bileli içinde bulunduğum, çokluğun içinde hissettiğim yokluğum..
Bir dolu insan, daha doğrusu geneli et yığınından oluşan ve adına insan denen oysa insanlığı çoktan unutmuş; onu kendi egolarının, hırslarının, kinlerinin ve zevklerinin altına gömmüş, acizliğinden bir haber et yığını ve bu yığının içinde hissedilen koca yalnızlık…
Yalnızlığım ve buna ortak olan “o” na olan uzaklığım.. Bunun adı kendi yarattığımız çift kişilik yalnızlık.. Sadece bize ait bizim hissettiğimiz bir sancının yalnızlığı belki de. Hayalden sıyrılıp vücut bulacağı zamana kadar var olacak bir garip yalnızlık öyküsü yaşanan belki de..
Sanki çok uzağındayım bu dünyanın, bu insanların, kimse yok, ‘o’ yok! sanki ne konuşursam konuşayım.. Yo hayır anlamı yok! Sadece anladığını sananlar var. Sadece karşısındakini anladığı kadarıyla çerçevelemeye çalışanlar var!
Oysa benim dünyaya baktığım göz o kadar uzak kalmış ki onlara. Şimdi bir “o” var umudum bu dünyaya dair. Bir ‘o’na açabilirim içimdeki dünyanın kapılarını ve ilk defa o zaman biri tarafından keşfedilmeye izin verebilir yüreğim ve o biri o kadar ben ki… Dur diyemiyorum, insanın kendi önüne geçmeye çalışması gibi bir şey olur bu. Yığının bir parçası olmaktan sıyrılmaya çalışan bir ben daha.. Bekliyorum.. Beklemek ki yaşamda bir çok şey bundan ibaret ama durduğun yerde durmak değil bu bekleyiş.. ilerlerken karşına çıkacağını ummanın bir bekleyişi.
Bazen dayanılmaz gibi gelen ve her hücremde hissettiğim yalnız bekleyişimin acısını hafifletmek için yazıyorum belki de ve acıyı yaşadığı halde dimdik ayakta duran bir tutkunun rengiyle yazıyor bu satırları kalemim. Belki de bundandır bu rengi gizliden gizliye sevişim, belki de ‘O’na olduğu için tüm mor bekleyişlerim..