- Kategori
- Ben Bildiriyorum
Yalnızlık…

Soğuk kış gecelerinde yalnızlık ağır, kalın, nemli bir yorgan gibi serilir insanın üzerine. Nemiyle üşütür, ağırlığıyla ezer, varlığıyla hayalkırıklığına uğratır. Bu ağır ve yapışkan histen kurtulmak için dışarı çıkar, sokaklarda gezer, insanlarla konuşur, yer, içer, ağlarsınız. Ama o, en inatçı mutluluk kırıntısından da daha sabırlı bir şekilde eve döneceğiniz, kapıyı kilitleyip kendinizi televizyonun önüne atacağınız zamanı bekler içinizde bir köşede. Bir sınırdan sonra sizin kadim dostunuz o’dur artık.
Yalnızlığı yüceltebilirsiniz. Yok sayabilirsiniz. Önemsemeyebilirsiniz. Ama sizi içten içe fethetmesine engel olmazsınız. Bir noktadan sonra gurur başlar; “Benim kimseye ihtiyacım yok!” Aslında deli gibi ihtiyaç duyuyorsunuzdur sevilmeye. Telefonun çalmasına. Hatırınızın sorulmasına. Birisinin size sarılmasına. Faturalardan ve ekstrelerden farklı bir posta almaya. Size özel bir yılbaşı mesajına. Ne deniz kenarında bir yürüyüş, ne ardı arkasına tüketilen kadehler, ne de yalnızlığı yok etmek adına buluştuğunuz ama bunun yerine daha da acı, daha da keskin hale gelmesine neden olan arkadaşlarınız bu ihtiyaçları gideremez.
Evet, hayat bazen beklediğimizden daha azını sunar bize. Ve bizim bunun için yapabileceğimiz hiçbir şey yoktur. Çünkü eksik olan para değildir. Başarı değildir. Statü değildir. İnsandır. Sevilmektir. Paylaşmaktır. Hiçbir simit sevdiğinizle paylaştığınız kadar tatlı olamaz. Boğaz, günbatımında sevdiğinizle bir fincan kahveyi paylaşırken izlediğinizden daha güzel olamaz. Hayat, bir pazar sabahı, sevdiklerinizin çevrelediği kalabalık bir masada edilen kahvaltıdan daha keyifli olamaz. Çünkü şairin de dediği yalnızlık paylaşıldığı zaman yalnızlık olmaktan çıkar; mutluluğa dönüşür. Yalnız insanlar içten içe hep bu mutluluğun hayalini kurar ama onu umut etmekten hep kaçınırlar. Umut, insanda derin yaralar açabilen bir kılıç gibidir çünkü.
Yalnızlıktan kurtulmak için umut edemezsiniz, çaba sarf edemezsiniz. Yalnızca sizi o ağır, kalın, nemli yorganın altından çekip çıkartacak insanın gelmesini bekleyebilirsiniz. O geldiğinde omzuna yaslanıp doya doya ağlayabilir, uzaktan kumandayı evin bir köşesine fırlatabilir, kadehlere veda edebilir, yıllardır boş duran saksılarınızı sardunyalarla donatabilir, kendinizi asla giymem dediğiniz renklerle süsleyebilir, evin içinde deliler gibi dans edebilir, durduk yere kahkahalarla gülebilirsiniz. Hayatın sizi ıskalamadığını anlar, kâinata teşekkür edersiniz.
Ancak bütün bunları, kurtarıcınızı beklerken insanların gözlerinin içine bakacak cesarete sahipseniz yapabilirsiniz. Çünkü onu yalnızca gözlerinden tanıyabilirsiniz. Ama insanların gözünün içine bakmak cesaret ister; sizin onların yüreğini gördüğünüz gibi onlar da sizin yüreğinizi görebilir. Yüreğinizden emin değilseniz, gözlerinizi kaçırırsınız. Gözlerinizi kaçırırdığınızda ise mutluluk şansınızı… İşte bu yüzden, herkesin mutluluk yolu kendi yüreğinden geçer.
Resim: Vincent Van Gogh - Kendi portresi