​ Yalnızlık dolu alevlerimiz / Sevgililer Günü / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Ocak '08

 
Kategori
Sevgililer Günü
 

Yalnızlık dolu alevlerimiz

Yalnızlık dolu alevlerimiz
 

Sevgide fedakârlık etmek, pek zaman hatta çoğu zaman yapılan en komik hatalardan biridir. Yanlışların üstüne bir de sevgililer günü eklenince katmerli bir sevgi çıkmazına giriyoruz. Psikonevrozlaşan ilişkiler yumağı bizi bizden uzaklaştırırak gece gündüz tüm gün sevgi önemseriz.
Nasıl mı oluyor? Buyrun:

“Ben sana bütün sevgimi verdim.” diyordu yüreği dantel dantel titreyen kız. “Verdiğim kadarını almak istiyorum artık senden. Bunu kabul ettir duygularımın ortağı olan kalbine.”

Ağlamaya yüz tutmuş bedeni, üşüyordu elası solmuş gözleriyle kızın.

Ve insanlık, verdiğim kadarını bana geri ver düşüncesi ile verdiklerine değer biçmeye başladı. Verirken vazgeçmenin tadına yabancı kalarak çok şey isteme bilinci gelişti. Sevgiyi sömürmeye başladık severken. Anlamlar yükledik ruh halimize göre. Bir bulduk bir kaybettik kendimizi anlamlar âleminde.

Sevgiyi doğurmadan henüz, almanın, istemenin çirkinliğini hedef kabul ettik kendimize. Bir bağımlılığa dönüşen hatalarımızdı bizi yoksullaştıran, küçük düşüren.

Hayallerimizin donduğu noktada satın alınan eğerti oyunlarda medet umar noksanlıklar.

Noksanlıklar irademizi eline geçiriyor.

İrademiz, bizde olmayan şeyi başkasında aratıyor. Bağımlılığa uçuyoruz bütün kabahatlerimizle. Umursamadan kabul edilen yanılsamaları özlemlerimiz gibi görüp değer biçiyor en hoyrat yanımız bizim yerimize bize.

Olması gerekenden daha fazla yer veriyor insanlar, başkalarına hayatlarında. Yerimizi, düşlerimizi, vermenin rahatlığı ile bir tehlikenin içine atıyoruz kendimizi.

Bir başkasının gözleri ile görebilme, bir başkasının dili ile konuşabilme şahinliği geliyor aklıma.

Hayatın odağında hayatımızın kendisi oluyor hayallerimiz, özlemlerimiz, isteklerimiz…

Bilgimiz gibi hayallerimiz de işlevsel değil. Bitmez tükenmez korkuların içinde tutku haline getirmişiz en büyük düşmanlarımızı. Kendi yaptığımız eciş bücüş resimlerden korkar olduk. Eciş bücüş yollardan geçmeliydik oysa hamdım, piştim, demek için.

Ne menem şey şu irademiz ki, bizi esir olduğumuz şeylerden zevk duymayı öğretmiş. İrademizin tutkularımız karşısındaki bu biganeliği nedir?

Bildiğimiz değil de bağlandığımız sürece yetkinleşeceğimizi berdavam tekrar eder dururuz. Bu nedenledir ki mutluluk bizden kaçıverir. İçimizdeki tanrılar sanallığımızın kaynağından, acizliğimizle beslenir. Mutlu olmak amacıyla ürettiğimiz tanrılar bütün korkularımızın kaynağı olur biz istemediğimiz hâlde.

Ve kendimizi, yeniden üretmek yerine, yeniden asarız dar ağacına.

Bu nedenledir ki insanlığın gelecek yıllardaki en büyük hastalığı kendini yenememek olacak.

İnsanlığın gelecek yıllardaki en büyük hastalığı kendini kabul etmekten korkmak olacak.

Her hata yeni bir yalan her yalan yeni bir korku her korku yeni bir çöküş doğuracak.

“Ben sana bütün sevgimi verdim.” diyordu akşamın alacasında yüreği dantel dantel titreyen kız. “Verdiğim kadarını almak istiyorum artık senden. Bunu kabul ettir duygularımın ortağı olan kalbine.”

Küçük düşürülmenin alevi yatmaktadır bu isyanda bu serzenişte bu baş kaldırışta. Korkusu, umuttan daha kıvrak olan kızın, bencilliğe karşı ayak bilemesi, kısırlaştırılmış toplumlarda bir cesaret misalidir belki.

Vererek sevmenin olgunluğunda pişmiş kızımız, belki de çektiği onca acıya, yorgunluğa hüzne karşı, “yeter” diyebilecek gücü kendinde bulmanın sorumluluğunu sırtında taşıyordu.

Eski çağların bilgesi, bir gemi kazasından kurtulup da çıplak bir şekilde karaya çıkarken “Bütün servetimi üzerimde taşıyorum.” demiş.

Eski çağların mutluluğu arayışında mı çörekleniyor verip de almamanın en derin hüznü? Kızın aradığı kendi mutluluğu mu acaba yoksa kendi içinde sakladığı alevden bir cevher mi?

Bütün elbiselerini fırlatıp atmak kadar cesaret işidir vermek. Ve bu vermekte en yalın en içli mutluluk katları saklıdır.

Bütün elbiseleri atıp geriye kalan erdemdir mutluluk.

Bütün elbiseleri atıp da gerçek cevheri atamama korkusudur mutluluk.

“Ben sana bütün sevgimi verdim.” diyordu akşamın alacasında yüreği dantel dantel titreyen kız. “Verdiğim kadarını almak istiyorum artık senden. Bunu kabul ettir duygularımın ortağı olan kalbine.”

Akıl işi değil, böyle günlerde sevgi dilenmek. Dilenilen her sevgide katmerli fedakârlık vardır. Siz, siz olun sevgi dilenmeyin böyle absürt günlerde. Sevginizi çerçeveletip duvara asın.

 
Toplam blog
: 35
: 799
Kayıt tarihi
: 08.06.06
 
 

Eğitmen ..