​ Yalnızlıktan ölmüş bir güvercin / Aşk - Evlilik / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Haziran '09

 
Kategori
Aşk - Evlilik
 

Yalnızlıktan ölmüş bir güvercin

Yalnızlıktan ölmüş bir güvercin
 

Yalnızlıktan ölmüş bir güvercin korkuyla bana baktığında, ben de ölürüm.... Gözlerim takılır gözlerine, ayıramam. Bir kabustan uyanır gibi, yüreğim hızlı atar, ağzı kanlı hayaletler uçuşur etrafımda.

Bana baktığında, ben de ölürüm... gelsin sıcak böğrüme sokulsun isterim. Yüreğimden taşan kıvılcımların uçlarına dokunsun isterim.

Bana baktığında yalnızlıktan ölmüş bir güvercin, ben de ölürüm... Resmini çizerim, sağanak yağmurlara benzetirim ama... Kalabalık yağmurlara. Her damlası bir yalnızlık olan soğuk yağmurlara. Sonra çıplak ayaklarımla yürürüm, soğuktan titreyen ıslak tüylerini okşarım usulca. Sevgimi, içimdeki aşkı duysun diye. Tüylerinin diplerindeki ılıklığın resmini çizerim. Sessizce sokulayım diye yalnızlığına...

Yalnızlıktan ölmüş bir güvercin korkuyla bana baktığında, ben de ölürüm... mitolojik çağlardan gelen bir masumiyetin tüm çıplaklığı durur gözlerinde. Ak gelinlikli bir gelin mi, bir şiir mi bilmem. İlahi kitaplara yazılan harfleri andırıyor. Yani aşkın en soylu hali. Yüreğe düşen ateş yani, kor yani, cıss diye yakmakta. Orada, onun gözlerinde vurgun yemiş bir sevgili beklemekte.

Yalnızlıktan ölmüş bir güvercin korkuyla bana baktığında, ben de ölürüm... tükenirim, utanırım. Yere bakarım. Bin sene uykusuzluk çeken sesimle ağlarım. Sonra karanlık dehlizlerde sabahlayan yalnızlıkların oturduğu gözlerine dalar giderim. Gözlerine, ah küçümencik güvercin gözlerine özlemle susarım. Aşkın uğramadığı bu kentin bulvarları, yalnızlık bulvarları. Denizin kırmızı ufkunda sancıyla batan güneşe doğru oturur seni düşünürüm. İmkansız bir aşkla vurulduğum, dünyanın tüm yalnızlıklarına, törelerine inatla vurulduğum seni... Bilirim, benim gibi kalabalıklar içinde yalnızsın. İşte bunun için güvercin gözlerine benzer bakışların. Sokulursun, sokulunca yalnızlığım dağılır. Yüreğime düşen ateşin sıcaklığı kendiliğinden soğur.

Yere bakarım, ne kadar yere baksam, o kadar çoğalır yalnızlığım. Korkarım, dayanamam bakmaya, gözlerinde kederli bir senaryo asılıdır. Hikayelerimiz yakın birbirine. Gözlerini görünce, mavi bir gizemde çoğalır aşk. Beyaz bir ışıltıda büyür sonra, tüylerinde özlem taşıyan güvercin olursun.

Gözlerinde, yalnızlıktan ölmüş bir güvercin korkuyla bana baktığında ben de ölürüm. Ateş basar yüzüme, kalbim heyecanla çarpar. Sonra aşk... İmkansız da olsa aşk, köpüksüz mavi bir denizde yakamozlaşır.

Öykümü böğründe sakla...

kimsenin bilmediği, bir tek sana anlattığım öykümü. Kutsal bir söylence gibi taşı gizinde. Bil ki senin öykün de gecikmiş bir bahar gibi saklı içimde... kalbimdeki kor, apansız bir yangına dönüşürken, bana korkuyla bakan, yalnızlıktan ölmüş bir güvercine aşık olurum. Yaralı bir aşk bu bilirim, imkansız bir aşk. Dünyanın bütün anlatıcılarının diliyle mavisi solmuş gök gibi çaresiz. Dram denir belki adına, belki trajedi...

Sevgili güvercinim,

bizim buralarda aşk kana bulanmış kederdir. İla ki bulanacak. İçi yanacak insanın, yani aşık insanın... yangın olmadan aşk olmuyor buralarda. Keder olmadan, acı duymadan. Küçük güvercinim, yanmadan bir kağıt gibi aşkın alevinde, tutuşup, buruşup kül olmadan aşk olmuyor. Öykümüzün sonu ne yazık ki bu.

Güzel güvercinim,

tutkuyla devinen ruhların yaşayacağı haz, karanlığa dağılan yalnızlığın başka bir yanı olacak, unutma...

 
Toplam blog
: 107
: 1402
Kayıt tarihi
: 01.11.06
 
 

1970 yılında Siverek'te doğdum. İlk ve orta öğrenimimi Tarsus'ta tamamladım. İstanbul Üniversitesi ..