- Kategori
- Siyaset
Yamalı 12 Eylül Anayasası'na, ben ''hayır'' diyorum!... / ''3000'e doğru''

“Zenginliğin en iyisi akıl zenginliğidir. En büyük fakirlik de ahmaklıktır. En büyük yalnızlık kendini beğenmektir. En büyük şeref, güzel ahlâktır... / Hz.Ali ''
Yamalı 12 Eylül Anayasası'na, ben ''HAYIR'' diyorum!...
Neden mi?...
Neden Hayır' ı, bu güne kadar bir türlü anlamamış, ama artık idrak etmek ve anlamak isteyen için; bu kadar arsızlığın, bu kadar yolsuzluğun, bu kadar işsizliğin, bu kadar cehaletin ve bu kadar adaletsizliğin ve ceberrutluğun içinde, o kadar çok neden var ki? ... Hangisini saysak acaba?...
Birkaç gün önce, halkımızın bu yamalı 12 Eylül Anayasası''na ''Evet'' demesi istenirken, ajanslar, AKP tarafından. ''TBMM’ye sunulan “Kolluk Gözetim Komisyonu” tasarısına eklenen bir madde ile, Emniyet personeli hakkında yapılan ceza soruşturması ve kovuşturmasıyla, disiplin soruşturmaları, rütbe terfisine engel teşkil etmeyecek...'' haberini dünyaya duyuruyordu!... Bu yasa asker devletden(!), polis devletine evrilen sürece geçişe, bir göz kırpma mıydı acaba?...
12 Eylül mağdurlarından, 2001 yılında Alman vatandaşı olmuş yazar Doğan Akhanlı' nın, hasta babasını belki de son bir kez görmek için geldiği Türkiye'de, otuz yıl önce, 12 Eylül'de silahlı bir eyleme katıldığı için tutuklanmasını(!) ve bu dava sürecinin, devletce onaylanmış uluslararası yasalara aykırı bir şekilde Alman konsolosluğuna bildirilmemesini mi saysak acaba?...
Hem de 1989 yılındaki bu olaya tanıklık eden iki kişinin daha sonra ifadelerini geri çekmiş olmalarına rağmen(!), hem de en başta Günther Wallraff olamak üzere, Almanya eyalet milletvekillerinin ve kurumlarının demokrasi ve insan haklarına ve yasalar aykırı olarak tutuklanmış bu insanın serbest bırakılmasını istemelerine rağmen!...
Biz de artık nedenleri saymaya bu iki olaydan mı başlasak acaba?...
Neyse, biz şimdi konumuzun başına dönerek, düşüncelerimizi söylemeye devam edelim:
Önce şunun ayrımında olmak gerekir: ''Hayat zıtların, birliğinden oluşur !...''
Ve bir yurtseversek eğer, artık akı karadan ayırmak için, biraz özetle de olsa , geçmişe dönüp, öncelikle tarihsel süreci net olarak bilmemiz için, gereken bazı şeyler var!...
Karşımızda bir Avrupa, bir Hristiyan dünyası var!... Zıtlıkları çok iyi değerlendirip XVII. yüzyıldaki Viyana bozgunuyla, yavaş yavaş Pax Ottomana' yı yani XV-XVII. yüzyılar arasında zirve yapmış Osmanlı Barışı'nı ı geriletip, 1919'lu yıllarda nerdeyse Marmaraya hapsedip, ''Bizans'' haline getiren bir Avrupa!...
Ve o gün dünyayı yöneten finans oligarşinin kurmak istediği ''Yeni Dünya Düzeni'' ve iyice yeşerip, büyüyerek yaşadığı Britanya İmparatorluğu ve yaratılan Pax Britannica!...
II.Büyük Paylaşım Savaşı sonrasında, merkezini tümüyle ABD'ye kaydıran finans oligarşi ve onun bu yüzyılı da denetleyen Pax Americana' sı...
Bu gün, bu coğrafyada yaşayan ve kökleri bin yıl öncesine kadar giden, çağ değiştirip gelen halkların oluşturduğu bir Türkiye Cumhuriyeti var!.. Sürekli kendini yenileyip, ilerletmesi gereken!...
Siyasi ve ekonomik nedenlerle parçalanmış bir imparatorluktan miras kalan son kale!...
Bu coğrafyada yaşayan Hristiyan, Müslüman, Yahudi , Yezidi ve diğer inançlara bağlı halklar biraz İslam ideolojisi biraz da İslam hukukunda zıtların hakkını koruyan yasaların düzenlenmesi ile bu birlikteliklerini 18.yy. başlarına kadar, dostlukla sürdürmüş, bu topraklarda dirlik ve düzen göreceli de olsa, etnik sorunlarla karşılaşmadan sürüp gitmiş!...
Ve şimdi bu son kale de yeniden yapılandırılmak isteniyor, ama ne için, kimin için?... Doğal ki, dünyayı yönetenlerin ali çıkarları için!...
Kapitalist ve batılı anlamda emperyalist bir devlet olmadığı için de, güçten düşmüş ya da düşürülmüş, bir Osmanlı İmparatorluğu!...Ve onun, Küçük Kaynarca Antlaşması'yla (1774) başlayan gerileme Ve Berlin Antlaşması'yla(1878) başlayan gizli tasfiye süreci!...
Bu siyasal duruma ve öncelikle Pan Slavizm'in Balkanlar'da başlayan baskısına, öngörüsü ve varolan gücüyle 33 yıl karşı koymaya çalışan, son imparator Sultan II.Abdülhamid Han!...
Alman Emperyalizmi'nin Türkiye'ye girişi!...
Ve sonunda batının şırıngaladığı ve bu günlerde tescilli RTE'nin yaptığı gibi, o yıllarda kışkırttığı(!), etnik, hareketler!.. Abdülhamid'in tasfiyesi ve yerine ilerde, Alman Emperyalizmi' nin uydusu olacak sözümona bir Büyük Türk İmparatorluğu hesabıyla Enver'in yarı resmi iktidarı alması, Kaizer'in yemek masasında, hemen onun yanında yer verilmesi!... Ve ''Enverland'' ve maksimalist ''Türk Devleti'' düşleri içinde kaybedilen bir savaş, Anadolu'da önce kışkırtılıp, sonra kırdırılan Rum ve Ermeniler ve Osmanlı'nın ve Osmanlı Barışı'nın tamamen tasfiyesi!...
I.Büyük Paylaşım savaşı sonunda Sevr'le, bu devlet ve millet, yok olurken, Sovyet Devrimi'nin etkisiyle değişen siyasi dengeler ve Mustafa Kemal Paşa gibi, olağanüstü bir hırs ve enerji, azla yetinmeme özelliği, başarma azmi, olağanüstü karar verme yetisi ve dehayla donatılmış bir insanın öznelliğinde, bir takım çalışması sonucu ortaya çıkan bir genç cumhuriyet!...
Kurulduğu yıllarda, İtalya'nın (1921) ve Almanya'nın (1929) ve İspanya'nın (1930) faşizme geçmeleri!... Avrupada yüzbinlerin açlıktan ölmesine neden olan 1929'larda ki zirve yapan ekonomik buhrandan bu faşistleşen devletlerin Sovyetler'le birlikte az zayiatla çıkmaları, Fransa ve Britanya'nın geçirdiği büyük sarsıntı!...
Ve genç cumhuriyeti uzaklardan bir türlü kabul edemeyen Amerika ki, kurulduğundan bu yana siyaseten cumhuriyeti denetimi altına almaya çalışan ve 1945 sonrasında da, Stalin'in marifetiyle de bu konuda başarılı olan!...
Gene Stalin döneminde başlayan Soğuk savaş ve ABD"nin karşısına çıkardığı bir Marshall Planı !... Bu plan dahilinde ABD'den yardım alan 16 ülkeden biri olan Türkiye!...
Ve bundan sonra Demokrat Parti ile başlayıp süren, ABD'nin taşeronluğunu yaparak, cumhuriyeti kuran CHP ve kadrolarına karşı, ''Karma Demokrasi'' yle varlıklarını sürdürmeye çalışan sağ iktidarlar!... Ve onların zaman zaman askeri de teyakkuza geçiren, gerici politikaları... Soğuk Savaş bitene, Sovyetler Birliği çökene kadar, askeri geleneğe bağlı olarak bir şekilde ve bir dengede süren...
12 Eylül sonrası, bir şekilde tavlanıp, başlatılan PKK harekatı... Ve bu arada, PKK'nin terörist bir örgüt olmayıp, Kürtler adına ulusal kurtuluş mücadelesi yapan bir kurtuluş hareketi olduğu tezini öne süren ve bu gün ''Ergenekon'' da yargılanan, Doğu Perinçek !... Ve şimdi de kadroları büyük, ' 'Hayır''cı!...
Soğuk savaş sonrası ve Özal dönemi (1983-1991)... Bu dönemde Türkiye ekonomisinin her yıl ortalama % 5.2 büyüme gösterip, GSMH'nın ilk kez, Osmanlı' nın 1908 yılındaki durumuna gelebilmesi!.. Müslüman Ortaasya ülkeleri, İran ve Pakistan'la, AB'ye rakip Ekonomik İşbirliği Örgütü (ECO)' nun kurulması..
Özal'ın, I.Körfez Savaşı'nda, Atatürk'ün hep geri almayı hayal ettiği, Musul'u, Kerkükle birlikte işgal etme arzusu!... Beş ülkeyi kapsayan Özal'ın büyük Türkistan gezisi sonrası karanlık ölümü!... Ve sözümona, Turgut Özal ile de yakın dost olan Başkan George H. W. Bush umulanın aksine cenaze törenine katılmaması!...
Ve ardından gelen ABD ve dünya sisteminin bir alt kümesi olan AB ile uyumlu, yakın tarihsel süreci sanırım uzatmaya gerek yok!...
BOP süreci içinde AKP'nin iktidara gelmesi...
Yeni Dünya Düzeni kuruluş sürecinin bir üst aşamasında , Amerika bu coğrafyada Saddam'ı tasfiye ederek, kanla ve ateşle, Irak'ta yeni bir süreci başlatması; ardından İran ve Afganistan'a doğru İpek Yolu' nda bir atılım yapmak için!... Herşey Anadolu'nun Toryum'u, Bor'u ve diğer madenleri ve yenilebilir su kaynakları için; Ortadoğu petrolleri, Hazar petrolleri, Türkistan petrol ve gazı ve diğer yeraltı ve yerüstü zenginliklerini denetim altında tutmak ve kullanmak için!...
Çünkü, Ortaasya'ya egemen olan, dünyaya da oluyor!...
Soğuk Savaş'ın sona ermesi ve dünyayı yönetenlerce nihai hedeflerine uyumlu bir şekilde ortaya attıkları küreselleşmenin hızlandırdığı ve yaşama geçirdiği dinamiklerden biri de ulusal güçlere dayalı sistemlerden bölgesel birleşmelere doğru kayma dinamiği olarak karşımıza çıkıyor!... Biz de bu zincirin bir parçası olmaya zorlanıyoruz!...
Osmanlı'dan ve onun batılılaşma hareketinden bu güne taşınan bir genetik mirasla günümüzde siyasal varlığını sürdüren bir ordunun bu sürece doğal ki, ihtiyatla yaklaşması gerekiyor!...
ABD, Saddam'ın tasfiyesinde kuzeyden daha rahat başlatacağı bir harekatda, güvendiği ordudan teskerede istediği desteği göremiyor!... Bunların güneydoğuda toprak satın almaya kalkmaları falan, doğal ki orduda da bir endişe yaratıyor... ABD ordusu 80.000 askeriyle yerleştiği yerden kolay çıkmaz; askerce bu biliniyor!...PKK'ya karşı bir insiyatif koyamadan, tampon bölgede konuşlanacak bir tür vesayat altında bir Türk Ordusu!...
Sonra çuval geçirmeyle başlayan onur kırıcı süreç!... Ordu, ''Muz Cumhuriyeti Ordusu'' olmadığı için, stratejik ortağa da ortak gibi davranması mesajı veriyor... Ama karşısında her anlamda bir ''Güç'' var!... Ve bu güç, bin yıllık bir Türkiye Devleti'ni artık, federe etmek istiyor!...
Bu yüzden son ulus devlete ve onun kurumlarına bir saldırı ve tecavüz var!... Sözümona demokrasi adına teslim alma var!...
''Teslim Olmayanlar Ölmez!...''
Anayasal sürece tekrar gelince, kanımca şunları söylemek gerekiyor:
İyi güzel de, bu ülkeyi bu gün demokrasi yerine ''Abdestli Devlet Korporatizmi'ne taşıyan bir iktidar ve kadroları, yirmisi zaten ve peşinen kabul edilmeye hazır o yamalı ''Yeni Anayasa'' paketindeki yedi madde dışında ne yapmış?... Batılı anlamda hangi ileri anayasal değişiklikleri yapmış?...
Örneğin; 12 Eylül Anayasası'nın getirdiği tüm dokunulmazlıkları kaldırmış mı, seçim barajını kaldırmış mı?... Ne yapmış?... Ve yapmamışsa, neden yapmamış?... Bu millet daha ileri şeyleri hak etmiyor mu, ondan mı yapmamış?... Adalet sisteminde hangi iyileştirmeler var?... Milletin serbest seçim iradesini parlementoya taşımamak için bin takla atmanın ne anlamı var?... Kemalist ideolojiden kurtulmaya çalışırken, kuvvetler ayrılığı ilkesinin bozulduğu hangi batı demokrasisinde görülmüş?...
Karma Demokra'sinin olduğu bir ülkede, ülkenin görece en üst düzeyde nitelikli eğitim almış, asker bürokrasisi, tasfiye ve terbiye edilip, sivl siyasetçi(!) ve bu siyasetçiye biat etmiş bürokrasisinin emrinde tutulmak isteniyor!... Şüphesiz ki, ortak gelenekten gelen asker bürokrasinin ve yaşamsal sürecindeki zaafiyetleri tartışılır ve gerekli olduğuna inanılıyorsa, sivil bürokrasiyle birlikte topluca, kökten, uyumlu bir şekilde reformize edilmeye, çalışılır; ama böyle değil!...
Ve bu yeni süreçte de ordunun tüm zaafiyetleri de her şekilde kullanılıyor!... Bu ülkede temiz siyaset yapanların oranı, yapmayanlara karşı ne düzeyde, buna hiç kimse bakmıyor?...
Temiz siyaset için ne yapmalı; kimse bir şey yapmıyor!... Bir ülkenin başbakanıyla, zengin oldun olmadın, yok havuzlu, yok yavuzlu villa tartışmaları yapılabiliniyorsa, düzey buralarda ise, halka anlatılacak ülke sorunları bunlar ise, bir başbakan cumhuriyetin tarihinden o da yalan yanlış, popüler olmak için sözümona hesap sormaya kalkıyorsa, böylesi zihniyetlerin bu ülkenin geleceği için yaptıklarından ne bekleyebilirsiniz?...
Bakan Gönül, “Referandum bir seçim değildir, kaybedeni kazananı olmaz, bir idealin gerçekleşmesi veya gerçekleştirilmemesi söz konusu olabilir. Bu ideal nedir? Türkiye’yi çağdaşlaştırmak, demokratik hale getirmek, halkın daha çok sözünün geçtiği toplum haline getirmek, devleti hak ve adalet içinde yönetmek” diyor!...
Bu müthiş doğru ve etkileyici sözlerin AKP'nin varolan zihniyeti ve uygulamalarıyla uyumlu olabileceğine inanıyor musunuz?... Ben inanmıyorum!...
Bu yamalı 12 Eylül Anayasası'na ben ''Hayır'' diyorum.
13-18.ağustos.2010 / Perpa,