- Kategori
- Felsefe
Yamalı örtüler...

Hepimiz birer yamalı örtü gibiyiz... Bin tane renkten, bin tane parçadan oluşan... O renklerden o desenlerden bir bütün oluşturmaya çalışıyoruz becerebildiğimiz kadar... Kimimiz hayatla başa çıkamıyor her parça farklı büyüklükte, farklı renkte anlaşılmaz bir örtüye dönüşüyor... Kimimiz ise o renklerden nefis bir tablo ortaya çıkarıyor... İyi ama nedir o parçaları birleştiren tutkal, nedir kiminde bütünlük oluşturan kimini anlaşılmaz bir örtüye dönüştüren? Yetiştirilme biçimimiz mi, ruh mu, eğitim mi, algılama biçimi mi, kader mi? Nedir?
Kendi bohçamızı oluşturmak için her gün bin tane parça bin renk iplik buluyoruz da onları en doğru şekilde bir araya getirmenin yolunu neden bulamıyoruz? Onların hangileri hangilerine uyar, hangisini ne şekilde kesmeliyiz bulamıyoruz. Ya eğri büğrü bişey ortaya çıkarsa diye korkudan öylece durup bekliyoruz bazen. Bazen en iyi parçayı ortaya koyup diğerlerini kenarlar dikmek için bakıyoruz ama en iyi parçanın ne olduğunu bulamıyoruz. Ya da sıkılıp rastgele dikip atıyoruz örtüyü bir yana.
Hayatın hangi dilimi hangisiyle uyuşur? Neyi asla yan yana getirmemeli? Karmaşa, şaşkınlık ve tedirginlikten uzaklaşıp sakin kafayla dikebilecek miyiz örtüyü?
Ne zaman farkında olacağız o diktiğimiz örtü aslında kendi hayatımızın yansıması. Ne zaman saçmalamış, ne zaman düzeltmişiz hataları, ne zaman uyumu yakalamış ne zaman kaybolmuşuz renk cümbüşünde o örtüye bakıp görebiliriz? Ama kime bahşedilmiştir ki yukarıdan bakıp bütünü olarak görebilmek?
Hayatın sonunu mu beklemek gerek örtü nasıl olmuş diye bakmak için. İşte tam bu nedenden insanın bir kalıbı olmalı. Ruh. Evet kalıp budur. Çünkü ruh tüm parçalara ayrı ayrı şekil verendir. O kalıp ne kadar düzgünse örtü o kadar güzel olur, uyumlu olur ve bittiğinde bakılmaya, anılmaya değer olur.
O, ruh, sana yol gösterendir. Bunun için örtüyü dikmeye başlamadan önce kalıp üzerinde yani ruh üzerinde çalışmak, onu bir mühendis titizliğiyle hazır hale getirmek gerekir.
Örtün, bitirdiğin zaman güzel olsun, anılmaya değer olsun diye...
Resim: Jon Onye Lockart