Yanlış yetiştirilen Erkekler / Yanlışa benzeyen Kadınlar / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Mart '13

 
Kategori
Güncel
 

Yanlış yetiştirilen Erkekler / Yanlışa benzeyen Kadınlar

KADIN Dünya üzerinde yaşayan En Kutsal ve En Değerli canlı olarak yaşamını sürdürmeye çalışırken, Erkek/Eril düşünce yapısının ideoloji/ inanç/ sistem/ rejim/yönetim biçimleri tarafından Fiziksel ve Düşünsel saldırı/baskı sonucu Başkalaşmak sorunu ile karşı karşıya kalmaktan kurtulamıyor. ( Kadın Hikâyeleri / Annelerin Kızları-Tülin BUĞDAYCI )

Toplumsal yapıların geçmişine bakıp güncel analitik düşündüğümüzde aslında kadınlardan ziyade İğdiş Edilmiş Erkekler görmüş olmak oldukça üzüntü veriyor, öncelikle iğdiş edilmiş erkekler bunun gerçekliğini kendilerine bile itiraf edemezler, ondan dolayı ilkel toplum sonrası şiddet-baskı ve eğilimleri sadece eril endeksli olarak gelişmiş/derinleşmiştir. Toplayıcılık ve Avcılıkla geçirdiği dönem ile erkek ev/aile üzerindeki otorite ve tüm iktidarını Kadın'a kaptırınca, zaten güdük ve ucube düşünce yapısı bir de köleleştikten sonra tüm erkini, evindeki ya da çevresindeki kadınlara hükmedebilme duyargaları şeklinde geliştirdi. Bunun için yüzlerce örnek vermek mümkün, eril düşünenler başarılı olduğunu savının yılmaz savunucuları olarak ortalıkta gezinse de, ilkel toplumdan itibaren köleliği katmer katmer artmış, bunun dışa yansımasını genlerinden aldığı özellikler ile fiziksel olarak kendinden güçsüz olan varlığa yansıtmakta çok gecikmemiştir. Erkek, Yerleşik yaşam sonrası ve gelişen çağlar/tarih boyunca dışarıda her türlü baskı ve hakareti fiziksel görüntüsü altında kabul etse bile, ev içinde, bunu yaşayan sanki kendisi değil gibi kadın'a yansıtıp onu ezemeye çabalamakta hiç gecikmemiş. Asıl iğdiş edilen kendisi ve cinsi olmasına rağmen bu gerçeği kendi aynaları ile yüzleşmeden yaşayarak kendisini güncelleyebilmiştir.

Her siyasal dönem ve yapılanmada çeşitli biçimlere bürünse de Erkek, köleliğini ve iğdiş edilmişliğini kendisine bile itiraf edemeden sorunlarından kaçarak kurtulabileceği düşüncesine sürekli olarak hâkim olmuştur. Belki bundan dolayı yüzyıllardır kendisini aşma çabası içersindedir. Bilim ve teknolojinin imkânları ile çağdaş dünya düşüncesi ile bütünleşebilen ve en önemlisi bu sentezi içselleşerek yaşayan erkeklerin, bu sorunu aşıp Kadın/Erkek denklemini son derece başarı ile yaşayabilir. Özellikle kendi içinde zihinsel devrim yaratıp, farklı bir görüntü çizen/ yaşayan erkekler bu kategoride adlandırılabilir ya da yer alabilirler. Bunun açıklamasını ve artıları ile eksilerini daha uzun uzun anlatabilir, karşı tezler konusunda tartışabiliriz, ancak ne olursa olsun bence erkeği belirleyenin toplumsal yapıdaki Kadın olduğu asla unutulmamalıdır. Veciz sözleri bile aklımıza getirdiğimizde bunun böyle olduğu konusunda açık yaşanmışlıklar ret edilemez. Erkek sadece örnek aldığı eril toplum ile yetişip büyümedi şüphesiz, toplum ve yöneten erki de örnek aldı o yüzden şiddet başta olmak üzere her türlü tortuyu kendisi ile birlikte günümüze getirdi. Tam bu noktada kaba duygularını dışa vuruşlarda toplumsal klişeleri bazen kendisine kalkan olarak kurdu, ağlamaktan duyduğu utanç ile gözyaşlarını içine dökerek ruhsal ve travmatik ciddi genetik evrimi de beraberinde yaşadı.Baba diye adlandırılabilecek her türlü sisteme özenerek yetişen, gelişen erkek, sorunlu evrimini tamamlarken, yukarda bahsettiğim sınırları aşmış erkekler bunların dışında kalabilmeyi, toplumsal lanetlenmeyi göze alarak başarabilmiştir, ancak aynı noktada Kadınlar ve geçirdiği aşamaları irdelemek gerekir.

Aynı dönem içersinde kadın elindeki erk’i ilkel toplum sonrasında kaybettikten sonra bir daha geri kazanma şansına sahip olamamıştır. Bunu belki de ilkel toplumdan itibaren Kadın'a sürekli olarak Kadın Olmak öğretisi ile boğuşmasında aramak gerekir, erkek kendisine köle yaratmak için bunu desteklerken, belki de cinsine en büyük ihaneti başka bir kadın tarafından yaşayan Kadın yaşamıştır. Annesi tarafındanKadınlık öğretilen ve bu çemberin dışına çıkması kesinlikle yasaklanan bir cinsten bahsediyoruz, her dönem ve süreç yaşandığında, çekirdek mekanizmada bunun dışında bir gerçeklik, nüans farklılığı görünse de değişmeden günümüze kadar gelmiştir.

Kadınönce büyük reddi *Annesi ile yaşamadığı için günlük yaşamda da toplumda da klasik ve kendisine biçilen misyonun dışına çıkamamaktadır, çıkıldığı durumda tanımlamalara maruz kalmakta ancak bunlara karşı göğüs germe cesareti, iğdiş edilmiş erkek ve kendisi gibi köleleşsin duygusu ile başındaki bir başka kadın tarafından cesareti sürekli kırılmaktadır.

Toplumsal yapılanmalar geliştikçe ve çeşitlilikler kazandıkça Kadın ve sorunsalına bakış açısı ve değişim yaşanmamasının temel nedenlerinden biri de Yanlışa Benzeyen Kadınlar klişesinin dışına çıkılmak istenememesidir. Basit anlamda güncelleyecek olursak eğer; Toplumun statükocu-biçimsel yaklaşımını kırma iradesi gösterme çabasında olan Kadın, ya da daha doğru tanımla Yanlışa Benzemek İstemeyen Kadın, kişilik yapılanması sağlam ve oturmuş temellerde olunca bilinçaltında reddi daha kolay yaşayıp aykırı olabilmiştir.

Bu durum yaşandığında ise toplumdaki egemen anlayış ya da eril-erkek bakış açısından iltifat alması gerekirken bunun zıddını kendi cinsinden görme tehlikesini yaşar, bu denklemi olumlu ve olumsuz yönde ifade edebiliriz.

Kadın sistem ve yapılanmaları kendi aynalarını karşısına koyup birer birer kırdığı zaman Yanlışa Benzeyen Kadın yerine, onu yetiştiren Anne’nin olumlu yönlerini alan ve daha da geliştiren, toplumu yönlendiren ve erkekten daha güçlü varlık haline gelebiliyor. Bunun tersi durumlarda ise kabullenmese bile bilinçaltında içselleştirdiği ve toplumun kendisine biçtiği misyona dönemsel tepkiler gösteren, küçük dünyalar kurup burada kendisi gibi kırık kişilikler ile kendi gerçeğinden uzak sahte bir mutluluk paranoyasına bürünebilir. Bu durumun en ciddi tehlikesi ise toplumsal yenilgiyi yaşayıp ciddi travmalar sonucu fiziksel ve ruhsal yok oluşu getirebilmesidir.

Tam bu noktada şöyle birkaç soru sormak ne kadar doğru olmaz mı? Kadın olarak Tanrısal bir yaratım ve idare gücüne rağmen misyonun çok altında basit zafer ve başarılar ile yetinilmiyor mu? İnsani ilişkiler ve tanımlamalarda ruhsal durum ve duruş ile erken davranıp Arkadaş-Dost-Sırdaş denklemini yanlış kurup kırıklıklar yaşanmıyor mu? Basit mutluluk ile yetinip kendi gerçekleri ve korkularını parçalayabiliyor mu? Belki de en önemlisi, kim ne derse desin Yanlışa Benzeyen Kadınlar olmaktan kurtulabiliniyor mu?

Dünyanın hangi coğrafya ve ikliminde yaşarsak yaşayalım asıl önemli olan Yanlış Yetiştirilmiş Erkek kimliğinden/kişiliğinden kendimizi soyutlamamız, bunu yaparken ilişkide olduğumuz en önemli varlık olan Kadın ile hukukumuzu ona göre endeksleyip gerçek anlamda eşitlikçi ve büyük oradan Kadın Yücelten yaklaşımını içselleştirerek yaşamamız gerektiğidir. Bunu yaptığımız takdirde zaten kendisini sorgulayıp geliştiren ve geleceğin mimarı olan Kadın, öncelleri gibi Yanlışa Benzeyen Kadınlar olmaktan kendini kurtararak önce cinsini sonra da daha büyük bir yüce gönüllülük ve lütufla Erkek cinsini geliştirip gerçek anlamda kendine layık hale getirebilir. 

Dünyadaki Tüm Kadınların
Erkek zihniyeti ve yaklaşımının yaşattığı tüm sorunlardan uzak
Sevgi tohumunun taşıyıcıları olma güzelliklerini
Yaratan olabilme yetilerini gönülleri/dilekleri ışığında yaşayacakları 
Özgürlük istek ve dileklerini

Sevdikleriile Mutlu-Huzurlu geçirecekleri
Kendilerine bahşedilen kutlama gün yerine
Her günü Tanrıçalaşarak geçirmeleri dileği ile.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü Kutlu Olsun

 

 

 
Toplam blog
: 18
: 271
Kayıt tarihi
: 30.08.07
 
 

01.06.1968 yılında Diyarbakır Merkez Hançepek Mahallesinde dünyaya geldim; İlk-Orta-Lise ve Diyar..