- Kategori
- Kişisel Gelişim
Yapılan Araştırmalar Gösterdi ki...
Yapılan araştırmalar göstermiştir ki “yapılan araştırmalar” ifadesiyle başlayan açıklamalara peşin peşin inanmak akıl işi değil. Evet cümlenin kendisi dahil.
-Kim yapmış?
-Nerede, hangi “yeterli sayıda” kişiyle yapmış?
-Araştırma bir bilimsel kanıt mı sunuyor? İspatı?
-Bunu söyleyen kim? Şimdiye kadar hangi “yapılan araştırmaları” doğru sonuç vermiş?
-Yukarıdaki soruları sorunca “kör müsün kapı gibi diplomam var”, “ben yalan mı söylüyorum”, “sen benim kim olduğumu biliyor musun” gibi kaçış yolları aramayan sağlam duruşu var mı?
“Yapılan araştırmalara göre işaret parmağı orta parmağından büyük erkekler kadınsı eğilim gösteriyor” diye bir cümle gördüm sosyal medyada. Bunu herhangi bir çocuğun ya da ergenin nasıl değerlendireceğini düşünürken, yetişkinlerin yorumlarını görünce, endişe edilmesi gereken büyük bir manzara belirdi önümde.
Sağlıklı düşünebilme yetimizin erimekte olduğunu değil, çoktan tarih olduğunu fark etmek kolay da bunu kabullenmek zor geliyor. Her yanlışın savunmasının “ay ne var ki canım, ne olmuş”la kestirmeden verilebildiği, daha olmadı “cahilsin cahil, adamlar yapmış” demenin yeterli sanıldığı bir akıl tutulması kangren olmuş. Merak ettiğim çok önemli bir nokta da şu ki, ruh sağlığını bozabilecek türde araştırma sonuçları nasıl laylom güle oynaya topluma duyurulabiliyor? Bu kadar ucuz mu toplumun ruh sağlığı? Örneğin yapılan araştırmalar, gamzesi olan erkeklerin östrojeni daha yoğun dese, o ana kadar sorunsuz ergenlik yaşamakta olan onbeş yaşında pırıl pırıl gencin bilinçaltına ekilen tohum onun hayatını nasıl etkileyecek?
Demek ki örneğin bir okula gitsem araştırma yapsam, matematikten sürekli başarısız öğrencilerin beşyüzünün üçyüzünde sivilce varsa, “yapılan araştırmalar sivilceli ergenlerin matematikte başarısız olduğunu gösteriyor” deyip üstüne bir de sivilce kremi pazarlayabilirim. Bu kadar kolay nasıl olur inanamıyorum. Benim bu konuda bir diplomaya bir makama sahip olmam da yeterli görülmemeli, bu araştırma masallarına okur okumaz kendini kaptıranları hayretle izliyorum.
Sosyal medya bu anlamda tehlikelerle dolu. Pek çok yazar(cık) gruplar kurarak, bu türden tehlikeli söylemleri tartışma konusu yapıyor ve yazacaklarına malzeme oluşturuyor. O malzemeler oluşurken ortaya attığı sözler kimi nasıl zehirliyor umurunda değil.
Aynısını medyanın her alanında görmek mümkün. Bunu engellemek ne kolaydır ne de şarttır, bana göre yapılması gereken "farkında yaşam" bilinci verilmesidir. Bu yapıldığında yasaklara zaten gerek kalmayacaktır.
“Yapılan araştırmalar gösterdi ki, tereyağ üzerine sürülen çilek reçeli yiyen kadınların ikiz doğurma ihtimali diğerlerine oranla yüksektir”
“Yapılan araştırmalar gösterdi ki renkli giyinmeyi sevenlerin soyu kızılderililere dayanmaktadır”
“Yapılan araştırmalar gösterdi ki, iki elini birleştirdiğinde sağ baş parmağı üstte kalanlar evde kalıyor”
“Yapılan araştırmalar gösterdi ki, arabanız çölde aniden bozulursa karşınıza kutup ayısı çıkma ihtimali erkek sürücülerde kadınlara göre daha yüksektir”
Bu böyle sürer gider. Demagoji de arkasından gelir: “Ne yapalım, buraya araştırmanın gizli belgelerini mi dökelim?”
Bakınız bu türden söylemlerle başedilemez, uğraşmaya da değmez. Teknoloji elimin altında, bir tuşa basarım, hangi bilgi bilimsel, hangisi bana faydalı, hangisi anlamsız araştırır ve fikir edinirim. En azından aklımla dalga geçilmesine izin vermemiş olurum.
İşin en ilginç yanı da, hassas inançları ya da görüşleri ile ilgili gerçek bilimsel araştırmaları ise çoğunluğun hiç dikkate almaması. "İsterse dünyanın bütün bilim adamları toplanıp tersini söylesin, inanmam" tavrı.
Elbette ki çok değerli sonuçlar içeren araştırmalar da var; en çok işte bu yüzden kendini kaptırıp hemen kabullenmek de doğru değil en baştan reddetmek de. Arkasında ne var ne yok kendimiz izini sürmeliyiz. Ya da bir ahbap “aa o dediyse tamamdır, hiç yorma kendini” dedi diye sokakta bulmadığımız beynimizi teslim etmemeliyiz diye düşünüyorum.
İstatistik bilgiler bir gereklilik olmakla birlikte, öyle hassas konular var ki insan hayatına dair, tek başına istatistikle genellemelere gitmek uçuruma gitmekle eş değer olabilir: “Yapılan araştırmalar gösterdi ki, sınırsız sevgi ve aşk insanıysanız mutlu olmanız kaçınılmazdır.” Sakın inanmayın. Çünkü “Yapılan araştırmalar gösterdi ki, kalp kalbe karşı olmadığında toz pembe duygular sınırsız nefrete dönüşebiliyor.” Bakınız bu araştırma yüzde yüz kesinlik içerir ama ben yine de kalp gibi hassas konularda genellemelerle kendimizi törpülememek tarafındayım. Neden derseniz, “yapılan araştırmalar gösterdi ki, nefrete dönüşen duyguları süpürüp yerine yerleşecek yeni sevgiler her zaman bir yerlerde vardır ve sizin fark etmenizi beklemektedir.”
Akıllıca bir yaşam için farkındalığa kendimizi açalım.
Sevgiler…