Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Ekim '08

 
Kategori
Şiir
 

Yar bana bir eğlence, medett...

Bu sözü hatırladınız mı? Bu söz, Yunanlıların elimizden almaya çalıştıkları “Gölge Oyunu” kahramanlarımızın en tahsilli, en çelebi ve en uslu adamı “Hacivat”ın sözleridir. Tabii ki; en cahil, en yaramaz, en geçimsiz ve en eli dayaklı kahramanı “Karagöz”ün de, sabah sabah kapısı dibinde bağırarak eğlence arayan Hacivat’a, birinci öğün dayağının başlangıç noktasıdır…

Bunları yazdım diye, bugün bu gölge oyunundan bahsedeceğimi filan sanmayın. Her yiğidin bir yoğurt yiyişi olduğu gibi, benim de ‘eğlence arayış’ şeklim biraz farklı tabii.

Uzun zamandır şiirlerden uzak kaldık, size şiirli yazılar yazamadım. Bugün bunu yazıp, yazarken de biraz araştırıp, kitaplığımı karıştırarak, keyifli birkaç saat geçireceğim. Umarım, sizce de bir mahzuru yoktur ve seversiniz şiirleri…

Efendim; Cahit Sıtkı Tarancı’nın, hep ‘ölüm üzerine’ yazdığı şiirlerden başını kaldırıp da, zaman zaman neşeli ve cinsellik içeren şiirler de yazdığını bilir misiniz? Hiç alınıp da üzülmeyiniz, ben de sonradan öğrendim zati…

Doğuş Dergisi, Haziran-1945 tarihli sayısında “Hizmetçi Kız” diye bir şiiri var:

“Kapı açıldı, geliyor/ Elinde kahve fincanı/ Saçları saç, gözleri göz/ Göğüs, kalça, hepsi tamam/ Ya bacaklar, hele bacaklar????/ Kız Allahını seversen/ Kurbanın olayım bırak/ Ölüyorum senin için bak/ Pazardır, evde kimse yok/ Hadi ama, fırsat bu fırsat…”

Varlık Dergisi, 15 Kasım 1956 tarihli yazısı içinde bir doğa şiiri var:

“Benzemezler insan dostlarıma/ Ağaçlar gölgesini esirgemez/ Güneş, köpekten daha sadık/ Dizlerime sıçrar, ellerimi ısırır/ Karşılık bile beklemeden?/ Hele kuşlar/ Avcılara bile kin beslemezler…”

Koca Yunus ne diyordu böyle konularda?

“Bir kez gönül yıktın ise/ Bu kıldığın namaz değil/ Yetmiş iki millet dahi/ Elin-yüzün yumaz değil…/ Halk içinde dirlik-düzen/ Dört kitabı doğru yazan/ Ak üstünde ‘Kara Düzen’/ Ol yazdığın Kur’an değil!../ Yol odur ki doğru vara/ Göz odur ki Hak’kı göre/ Er odur, alçakta dura/ Yüceden bakan göz değildir…”

Değerli ağabeyim Hamdi Topçuoğlu; “Genç Mektuplar” kitabında, öğrencisi İrem’e şöyle diyor:

“Yaz da bitiyor, o hep özlediğimiz/ Dönüş başlıyor, kuşlar ve ben/ Oysa ne çok iş vardı yapılacak/ Sorular yanıtlanacak/ Erteliyoruz “hele bir…”lerle/ Kül müdür bu, yoksa gül/ Ömrümüz yitik zamanlar sözlüğü/ Solgun yüzümüz Levni’den kalan…”

Muammer Özler üstadım ise, “Şiir Akşamları” eserinde;

“şiir ikindilerinin ardından gelir şiir akşamları/ ferayi kız’ın türkülerinin kentinde/ artık o türküleri yalnız söylemiyorum/ konakaltı şiir akşamlarında/ meltem rüzgârları esiyor saçlarımda, bir ılık/ yorgun değil dizelerim/ dizelerim limon gibi serin!”

Milâslı şair Mehmet Ali Kavuş da, “Kaderin Oyunu” şiirinde şöyle sitem ediyor sevdiğine:

“Küçük yaşımızda, küçük aklımızla/ Sevmek gibi tatlı gelmişti hayat/ Övünürdük biz de temiz aşkımızla/ Hâlâ arıyorum o günleri, heyhat!../ Zaman arıları çok arsız sevgilim/ Bilirim, dönmezdin gittiğimiz yoldan/ Ben artık bildiğin Kavuş değilim/ Anan aksi çıktı; aldı kolunu koldan!..”

Sizler için seçtiklerim, bugünlük bu kadar. Nasıl, beğendiniz mi? Ne o, sadece iki-üç kişiden ses geldi; ayıp ayıp, yazıklar olsun kalıbınıza!.. Şimdi size Koca Yunus’la seslenmez de, ya ne yaparım ben!?

“Kuru iken yaş olduk/ Ayak iken baş olduk/ Kanatlandık kuş olduk/ Uçtuk elhamdülillah…/ Dört kişidir yoldaşım/ Vefakâr arkadaşım/ Üçüyle hoştur başım/ Birine küsüp geldim…”

Bendeniz de, geçenlerde Özcan ve Kemal’le küsüp-barıştık amma, bizim İsmet’le hiç hoş değil başım… Sakin KOŞAR

 
Toplam blog
: 191
: 753
Kayıt tarihi
: 09.08.08
 
 

16/07/1951 Bozüyük / Yatağan / Muğla doğumlu, 1970 Isparta - Gönen mezunu, 1986 Anadolu Üniversit..