- Kategori
- Öykü
YASAK
YASAK
Avuçlarının arasındaki kolyeye baktı. Üzerinde ismi yazılı altın bir kolye. Bembeyaz olmuş yüzüyle raylara doğru döndü. Sonra rüzgâra karşı yüzünü kaldırdı. Nefes alabilmek için derin derin içini çekti, boğuluyor gibiydi.
Ağlamıyordu, ancak ifadesiz yüzüyle korkunç görünüyordu. Yeniden raylara baktı. Dudakları kımıldadı, anlaşılmaz kelimeler döküldü, ayak uçlarına bakarak. Bir ara düşecek gibi olmuş, yanındaki taşa tutunmuştu.
Üzerinde gri bir hırka, üşümüş gibi sımsıkı sarılmıştı. Omuzları düşmüş, gözlerinin altı mosmor, saçları karışmış, renksiz, yüzü güzel mi çirkin mi belli değildi.
Tren göründü az sonra büyük bir gürültüyle. Kadın sese tepki vermedi. Üzerindeki gri hırkasıyla rüzgârda sallanan bir korkuluk gibiydi.
***
İyice yaklaştı tren, gözlerini kapattı kadın. Yavaşça elini bıraktı. Tam o esnada yüksek sesle:
“Kestik”
“Ne yapıyorsun sen ha!”
Kadın üzgün, dalgın, üzerindeki hırkayı sıyırıp yere atarak, hızlı adımlarla uzaklaşmaya başladı.
Yönetmen peşinden bağırıyordu:
“Yine neyin var senin? Kaçıncı kez bu sahneyi çekmeye çalışıyoruz? Uykusuz musun? Alkol mü alıyorsun? Bu böyle olmayacak.”
***
Koşarak ayrıldı setten. Bir taksi çevirdi, eve vardığında hala karmakarışık duygular içindeydi. “Yasak” filminin başrol oyuncusuydu. Sette olmalıydı. Kariyerine zarar veren bir davranıştı yaptığı. Ama olmuyordu, yapamıyordu. Telefonu ısrarla çalıyor, huzursuzluğu vücudunda titremelere sebep oluyordu. Sonunda telefonu kapatmayı başardı. Üzerine bir battaniye çekti. Uykunun kollarına bıraktı kendini.
***
Saatlerdir uyuduğunu anladı, hava kararmıştı. Karanlıkta bir süre oturdu. Sendeleyerek kalktı çekmeceyi açtı. Kolyeyi eline aldı. Camı açtı ve dışarıya fırlattı.